Hayat Edward Saidin izinde modern batı düşüncesi

​Edward Said’in izinde modern batı düşüncesi

Edward Said’in izinde modern batı düşüncesi

Kimlik, Tanınma Mücadelesi ve Şarkiyatçılık sabırlı okuyucu için, kazdıkça daha renkli, önemli, besleyici, ufuk açıcı fikirlerle karşılaşacağı adeta bir kazı alanı. Sıradan okuyucuya ağır gelecek bir yoğunluğa sahip Kimlik, Tanınma Mücadelesi ve Şarkiyatçılık. Çünkü kitap kavramlar arasında uzun mu uzun, derin mi derin bir yolculuğa çağırmaktadır okuyucusunu.

Haber Merkezi Yeni Şafak
​Edward Said’in izinde modern batı düşüncesi
​Edward Said’in izinde modern batı düşüncesi

ÖMER YALÇINOVA

Kitabın alt başlığı, “Edward Said’in İzinde”dir. Fırat Mollaer kitabın “Teşekkür” ve “Önsöz” sayfalarında söylememiş fakat kitaptan edindiğimiz izlenim; çalışmanın Edward Said özelinde başladığı ama kendi sınırlarının fazlasıyla dışına çıktığı ve genişlediği yönündedir. O yüzden olsa gerek “Edward Said’in İzinde” diye belirtilmiş. Konu, Said’in çalışmaları özellinden çıkarak birer kavram olarak “kimlik”, “tanınma mücadelesi” ve “şarkiyatçılığa” dönüşmüş. Bu kavramlar zaten Edward Said’in de bütün eserlerinde öyle veya böyle değindiği, işlediği, düşündüğü ve fikir beyan ettiği kavramlardır.

Kitap, bütünüyle felsefidir. Buna sosyolojik de diyebiliriz rahatlıkla. Sıradan okuyucuya ağır gelecek bir yoğunluğa sahip Kimlik, Tanınma Mücadelesi ve Şarkiyatçılık. Çünkü kitap kavramlar arasında uzun mu uzun, derin mi derin bir yolculuğa çağırmaktadır okuyucusunu. O kavramları bilmeyen biri içinse, iğneyle kuyu kazmaktan farkı yoktur. Fırat Mollaer çalışmaya katkıda bulunan kişilere teşekkür ederken, “uzun bir süreç”ten söz eder. Kitabın okunması da aynı şekilde uzun bir süreci gerektirmektedir. Neredeyse her paragraf tekrar tekrar okunmadığında anlaşılamamaktadır. Belki konuyla ilgili çalışma yapanlara normal gelecek kavram çokluğu, sıradan okuyucuyu zorlayan ilk yönüdür kitabın.

İkinci zorlayıcı yön ise, bir kavram veya tanım için, çok fazla kişiden alıntı yapılması, düşünce aktarılmasıdır. O yüzden bazen bir paragraf, bazen bir cümle bile tekrar tekrar okunmadığında anlaşılamamaktadır. Kimlik, Tanınma Mücadelesi ve Şarkiyatçılık öyle kanepeye uzanarak okunacak kitaplardan değil. Kitabın kaynakçasına bakıldığında, söylemeye çalıştığımız husus daha iyi anlaşılır. Fırat Mollaer konuyla ilgili taramadık tek kitap bırakmamacasına çalışmış. Özen, dikkat ve sabır dolu bir çalışma karşısındayız. Kitap, aynı özen, dikkat ve sabrı okuyucusundan da bekliyor. Zaten kitabın konusu, her dönem yeniden ele alınabilecek genişlikte. Kimlik konusuyla ilgili ne kadar çok çalışma yapılırsa yapılsın, son noktayı koymak mümkün değil. Fırat Mollaer bunun farkında olduğu için, kavramların yapılmış değişik tanımlarına, tanımlar arasındaki bağlantılara, bu tanımların tarihsel, siyasi ve felsefi arka planlarına yoğunlaşmış. Merkezde duran isimse, Edward Said.

REKLAM

Kitaba şöyle de bakılabilir: Merkeze Edward Said’in kimlik, tanınma mücadelesi ve şarkiyatçılığa dair düşünceleri konularak yazılmış, Avrupa’nın modern düşünce tarihi. Bu düşünce tarihi bütün dünyayı etkilemiştir, etkilemeye de devam etmektedir. Onun içinden geçmek gerekir, yeni düşüncelere ve akımlara ulaşmak için. Fırat Mollaer’in kitap boyunca gözettiği şey de bu. Yani onun yaptığı şey, Edward Said’in düşüncelerini şerh etmek veya açıklamaktan çıkmış, konuya dair tespitlerin ele alınması, yeniden düşünülmesi ve tasniften geçirilmesine dönüşmüştür. Mollaer adeta bir cerrah gibi konuya dair bütün düşünürlerin söylediklerine neşter vurmuştur. Said’in yaptığı da bunun aynısıydı zaten: Düşünceleri eleştirel süzgeçten geçirmek. Mollaer eleştireceği noktalarda Said’in eserlerine başvurur. Diğer düşünürleri ele alırken, onların Said’in düşünceleriyle bağlantısını ortaya çıkaracak şekilde yapar bunu. Bu şekilde ortaya Said’in merkezde durduğu, bir Avrupa düşünce haritası çıkarılır.

Kimlik, Tanınma Mücadelesi ve ŞarkiyatçılıknFırat MollaernMetis YayınlarınŞubat 2019

ÇOK KALABALIK BİR KİTAP

Kitabın sıradan okuyucuyu zorlayan, iki farklı yönünden söz etmiştim. Aslında bu iki yön, sadece sıradan okuyucuyu değil, konunun uzmanlarını da yadırgatabilir düzeyde. Yadırgatmanın sebebiyse, konunun fazla alıntılarla boğulmasıdır. Çok kalabalık bir kitap diyebiliriz Kimlik, Tanınma Mücadelesi ve Şarkiyatçılık için. Alıntıdan kastım, diğer kitaplardan yapılan iktibaslar değil. Bir konu açıklanırken, birden çok ismin referansına başvurulması, araya onların düşüncelerinin sokulmasıdır. Okuyucu bu durumda bağlamı elden kaçırmaktadır. Yazarın söyleyeceği şey, belirsizleşmektedir. Öyle ki Said’in ismi diğer isimler arasında kaybolmaktadır. Örneğin “Sürgün Fenomenolojileri Arasında” ara başlığı Hegel, Theodor Adorno, Joseph Conrad, Søren Kierkegaard, Arthur Schopenhauer, Fredric Jameson, Jean-Paul Sartre, Michael Wood ve Robert Solomon gibi dokuz farklı filozofun düşüncelerinden istifade edilerek anlatılmış. Oysa ağırlığı Adorno’nun “negatif diyalektiği” ve “sürgün fenomonolojisi”nin Hegel’inkinden farkıdır. Bu durum kitabın genelinde görülüyor. Konu, neredeyse her biri ayrı bir makalenin konusu olacak, çok sayıdaki farklı filozofun söz ve fikirleri arasında dağılıyor.

REKLAM

Kitap için çeviri tadında dersek, haksızlık etmiş olur muyuz bilmiyorum. Çeviri tadından söz etmemin sebebi ise yine yapılan fazla alıntı ve kalabalık filozof kadrosudur. Bir yandan bunun böyle olması da normal aslında. Konu, Edward Said’in düşünceleri bağlamında ele alındığında, onun faydalandığı, etkilediği, etkilendiği, eleştirdiği isim ve fikirleri de işlemek gerekmiştir. Mollaer bunu kusursuz bir şekilde yapmaya çalıştığı için, yüzlerce kitapla boğuşmak zorunda kalmış. Onlardan birer damla alacak olsaydı bile bu çap ve yoğunlukta bir kitap çıkardı ortaya. Dolayısıyla konunun zorluğu, yöntemin ve anlatımın zorluğunu beraberinde getirmiş.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.