Hayat İnsan olmanın çaresizliği

İnsan olmanın çaresizliği

Zeynep Sati Yalçın’ın Unutma Sancısı bir öykü kitabı. Unutma Sancısı’nın tüm öykülerinde sevgisizlik temel bir izlek olarak yer alır. Öykülerin baş kişileri genellikle kadınlardır: Kimi ailesinden, kimi kocasından, kimi arkadaşlarından beklediği sevgiyi ve ilgiyi görememiştir. Yazar, öykü kahramanlarının derin yalnızlıklarına, çaresizliklerine, acılarına, kaçışlarına tanık eder okurlarını.

Haber Merkezi Yeni Şafak
İnsan olmanın çaresizliği
Zeynep Sati Yalçın, kadının ruh dünyasını ve psikolojisini çok iyi bilen bir yazar.

ARİF AY

“Çölden Sonraki İlk Kuyu”, “Beklerken”, “Şeker Kırığı”, “Adım Adım” kitaplarından sonra, “Unutma Sancısı” (Hece Yayınları, 2020) Zeynep Sati Yalçın’ın beşinci öykü kitabı.

“Unutma Sancısı” on sekiz öyküden oluşuyor. Kitabın ilk öyküsü “Sandaldaki Kadın” on üç ara başlıktan oluşan alegorik bir öykü. Her ara başlığı da birbirine bağlı kısa öyküler olarak düşünebiliriz. Sevgiye, sevilmeye hasret bir kadının, sevgi arayışının alegorik bir anlatımla kurgulandığı bu öykü, yer yer gerçekliğin, daha çok da düşselin sınırlarında gezdirir okuru. Aslında bir rüya hâli de diyebiliriz. Sevgisiz dünyadan kaçışın, içe yolculuğun düşsel serüveni… Bu düşselliği, bu soyut serüveni inandırıcı bir gerçekliğe taşıyan birtakım motifler kullanmış yazar. Bunlar, ressam, kadın, anlatıcı, tablo, kuyu, Yusuf vs. motiflerdir.

“Uçsuz bucaksız zannettiğim dünya, sığınacak yer bulamadığımda sonsuzmuş. Bana ait, sadece benim olan bir küçük yer olsa dünya gözüme bir avuç cuk görünecek. Ondandır ki dar zamanlarımda bir sığınak bulamadığımda, yeryüzü sonsuza evriliyor. Kayboluyorum. Sonsuz sandığım için kimse yok, kimse olmadığı için o kadar büyük boşluğu…” (S. 9)

SEVGİ BOŞLUĞU

Unutma Sancısı, Zeynep Sati Yalçın, Hece Yayınları 2020, 160 sayfa
Unutma Sancısı, Zeynep Sati Yalçın, Hece Yayınları 2020, 160 sayfa

Bu boşluk, aynı zamanda bir sevgi boşluğu, sevilmemiş bir kadının nazarında:

“Uzun saçlı adam; kıyamadı tablodaki kadına, elinde olsa, tabloya girse, azıcık söyleşip yalnızlığını giderse, bu sevilmemiş kadını biraz nazlandırsa…” (S. 15)

Bir bakıma, deneysel diyebileceğimiz bu öykü ve kitaptaki öteki öyküler, Zeynep Sati Yalçın’ın ustalığını pekiştirdiğinin de bir kanıtıdır.

“Unutma Sancısı”nın tüm öykülerinde bu sevgisizliğin temel bir izlek olarak yer aldığı görülür. Öykülerin baş kişileri genellikle kadınlardır: Kimi ailesinden, kimi kocasından, kimi arkadaşlarından beklediği sevgiyi ve ilgiyi görememiş öykü kişilerinin derin yalnızlıklarına, çaresizliklerine, acılarına, kaçışlarına tanık eder yazar bizi.

Kimi zaman sevgi, beraberinde birtakım marazilikler de getirir. Tıpkı “Sevmenin Fiyaksı”ında olduğu gibi. Görme yetisini kaybeden kocanın, bu hâlinin eşine yük olacağı duygusuyla hırçınlaşması, bunalıma girmesi ve eşini evden kovmaya kalkışmasında olduğu gibi.

Zeynep Sati Yalçın, kadının ruh dünyasını ve psikolojisini çok iyi bilen bir yazar. Dolaysıyla, kadınları anlatırken olağanüstü bir gerçeklik ve yaşanmışlık izlenimi bırakıyor okurda.

“Unutma Sancısı”nın en trajik üç öyküsü, Zülü’nün (Züleyha) anlatıldığı “Hep Uzaklara”, “Ardımdaki Ses” ve “Yol” öyküleridir.

Yazılar yazdığı, mektuplar yazdığı için babası tarafından okuldan alınan, kitapları, defterleri, mektupları yakılan Zülü’nün bu duruma isyan edip evden, hatta kendinden kaçışı…

“Adı anılmayan, kendi görülmeyen, sesi duyulmayan ama her işe koşturan, her şeyi düzene koyan, sonra da kapı arkasında çalı süpürgesine dönüşen peri kızıyım evin…” (S.35) diyen Zülü, okumak, yazmak, bu dünyaya bir isim bırakmak ister:

“Başarmıştım. Yazılarım çıkıyordu dergilerde, elin adamları yazdıklarımı beğenmişti, o beni yok saysa da vardım işte. Bir mesleğim olmayacaksa da bir ismim olacaktı dünya denen boğuntuda… Olmamalıymışım.” (S. 37) Oysa o, “Şimdi öyle dardayım ki insan olmanın çaresizliğini sırtımda yük gibi taşıyorum.” der.

“Madem okumak yazmak yasak… Ben, ben olarak bir iz bırakmayacağım, bir isim olmayacak şu dünya denen boğuntuda, hep onun dediği olacak, önce baba adı, sonra koca adı adım olacak… Olmayaydım daha iyiydi…” (S.92) diyerek evden, hatta kendinden kaçar Zülü. Aslında amacı bu çaresizliği yenmektir.

TOPLUMSAL TRAVMALARA DİKKAT ÇEKER

“Dünya ıssızlığını içime boca etmişti. Bırakmak istediğim adımın, yadsınan kimliğimin, içimin varlığını sere serpe yaydığım yazılarımın da anlamı yoktu şu anda. Geri dönmek de kurtarmayacaktı beni hayat boğuntusundan. Yaşamak ve ölmek, iki bilinmezlik, eşittir. Ne ölüm almıştı ne hayat kabul ediyordu varlığımı. Sadece yoldayım, gidiyorum.” (S. 132)

“Kuşlar Konar Kaşıma” da hastane ortamında geçen ilginç bir öykü. Biri babası hasta bir genç kız, öteki, daha önce bir bacağı kesilmiş, şimdi de öteki bacağı kesilecek kocasını değil de kaşını aldırmayı dert edinen bir kadın. Genç kız Frida gibi kalmak ister ve doğallığım bozulmasın diye kaşlarını aldırmaz:

“Herkes giyimiyle, saçıyla, makyajıyla aşırı derecede birbirine benzerken; benim kaşlarım görünen resimdeki en belirgin ayrıcalığımdı, beni tanıtacak, beni hatırlatacak farkım…” (S. 41) diyerek, sevgilisine, çevresine direnir.

“Sinekli Sevgili”de, sevdiğini sandığı ama başkasına âşık olduğunu söyleyen kişi tarafından bıçaklanan Leyloş’un, “Sombahar Ninnisi”nde senin evin burası değil diyerek sokağa bırakılan hamile genç kadın’ın, “İçimin Şehri”ndeki Kadriye’nin, “Kayıp Resimler”deki Saime’nin baştan sona hüzünlü ve acı yüklü hayatları… Toplumsal yapımızın nasıl bir deprem geçirdiğinin sonuçlarıdır.

Zeynep Sati Yalçın’ın öykülerinin arka planında toplumsal travmalar yoğun biçimde hissedilir. Özellikle toplumun kadına bakışındaki çarpıklık, öykülerin ana temasını oluşturur. Zülü’den Elif’e, Leyloş’tan Kadriye’ye, Zeliş’ ve daha nicelerine hayatı zindan eden söz konusu travmanın izlerine tanık oluruz.

Kadınların kimliksiz varlıklar hâline getirilişi, köle muamelesi görmesi, cinsel bir obje olarak algılanmasının dışında hiçbir değer ifade etmemesi bu toplumsal travmayı görünür kılan unsurlardır. Her kadında farklı bir sorun olarak ortaya çıkan, onlara hayatı çekilmez kılan, onlara büyük acılar yaşatan bu insanlık dışı, din dışı anlayış ne yazık ki en çok İslâm coğrafyasında yaygındır.

Zeynep Sati Yalçın’ın öyküleri, bizi bu çarpık anlayıştan kurtulmamız için toplum olarak yüzleşmeye çağırıyor. Dinimizi de büyük bir töhmet altında bırakan bu yanlış gidişattan bir an önce vazgeçmemiz gerekmektedir. İnsan olmanın çaresizliğini ancak böyle aşabiliriz. Medeniyetler kadınlar üzerinde yükselir unutmayalım.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.