Rusya''nın Kırım manevrası ve Türkiye
00:00, 12/06/2014, PerşembeG: Güncelleme: 00:06, 12/06/2014, Perşembe
Yeni Şafak
Rusya''nın Kırım manevrası ve Türkiye
ABD bundan sonraki süreçte Kıbrıs meselesine Batılı müttefiklerini rahatlatma çerçevesinde yaklaşacak ve bu sebeple Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile yakınlaşacaktır. Dolayısıyla Türkiye''nin Kıbrıs ile bağlarını göz önüne alan ve Kıbrıs''ın Türkiye nezdindeki jeopolitik konumunu göz ardı etmeyen bir politika geliştirmesi gerekmektedir.
Kırım''ın Rusya''ya bağlanma kararının Ruslar nezdinde hukuki meşruiyetini sağlayan temel argümanlar, Türkiye''nin Kıbrıs meselesine yönelik tutumunu tekrar gözden geçirmesini zorunlu kılmıştır. Öyle ki; Kırım''ın Rusya için ifade ettiği jeopolitik anlam ve içinde barındırdığı Rus nüfus, Kıbrıs meselesine uyarlanabilecek ölçüde benzerlik göstermektedir. Dolayısıyla Kıbrıs meselesini tarihsel süreç içerisinde yeniden irdelemek ve Türkiye''nin '''ne şekilde çözülürse çözülsün yeter ki çözülsün''' şeklinde özetlenebilecek yaklaşımını uluslararası politikadaki güncel gelişmeler ışığında yeni bir okumaya tabi tutmak bir elzemdir. Zira Kıbrıs Türkiye''ye yönelebilecek bir saldırı için sıçrama tahtası olarak kullanılabilecek askeri bir üs potansiyeli taşımasının yanında, Türkiye için bir prestij meselesidir.
KIBRIS MESELESİNİN TARİHSEL ARKA PLANI
Osmanlı İmparatorluğu 1571''de fethedilen Kıbrıs''ta 1878''e kadar hüküm sürmüş ve 1878''de İngilizlerle yapılan antlaşma neticesinde ada İngiltere''nin kullanımına tahsis edilmiştir. Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı''na Almanların yanında İngilizlere karşı girince İngiltere Kıbrıs''ı ilhak etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti''nin uluslararası sistem nezdinde tanınmasını sağlayan Lozan Antlaşması''nın 20''nci maddesine göre ise ''Türkiye, Britanya Hükümeti tarafından Kıbrıs''ın 5 Kasım 1914''te ilan olunan ilhakını tanıdığını beyan eder'' şeklinde bir ifade yer almıştır. Dolayısıyla Kıbrıslı Rumlar 1950''li Yunanistan''la birleşmek isteyinceye (Enosis) kadar, Türk iç ve dış siyasetinde Kıbrıs meselesi kendisine yer edinememiştir. Hatta aynı döneme kadar Kıbrıslı Türkler yoğun bir şekilde Türkiye''ye göç etmişler ve adadaki nüfus dengesi bu sebeple Türkler aleyhine bozulmuştur. 1950''lerde Kıbrıslı Rumların Yunanistan ile birleşme söylemini yoğun bir şekilde kullanarak İngilizlere ve Türklere yönelik başlattıkları saldırılar meselenin Türkiye kamuoyunda karşılık bulması sonucunu doğurmuştur.
Türklerin de varlıklarını korumak adına Rum saldırılarına karşılık vermesi ve İki toplumun şiddet sarmalına kapılması neticesinde Birleşik Krallık, Türkiye, Yunanistan, Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler arasında başlayan görüşmeler 11 Şubat 1958''de Zürih, 19 Şubat 1959''da Londra antlaşmalarıyla sonuçlanmış. Nihayet bahsi geçen antlaşmalar çerçevesinde (16 Ağustos 1960) bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştur. Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti''nin anayasasının da onaylandığı antlaşma ile:
-Türklerin yönetime %30 oranında katılması,
-Cumhurbaşkanının Rumlardan, yardımcısının ise Türklerden seçilmesi,
-Türk ve Rum meclislerinin kendileri ile ilgili kararlar alabilmesi,
-Resmi dilin Rumca ve Türkçe olması,
-Kıbrıs Devleti''nin başka hiçbir devletle birleşmemesi ve
-''Garanti Antlaşması''na göre anayasa ile sınırları çizilen bu düzen ihlal edildiğinde Türkiye, Yunanistan ve İngiltere''nin birlikte müdahale etmesi, bu oluşmadığı takdirde garantör devletlerden her birinin tek başına müdahale hakkına sahip olması taraflarca kabul edilmiştir.
Ancak bahsi geçen bu düzen tam olarak oturmadan 1963''te Ankara''yı da ziyaret eden Makarios Kıbrıs Anayasası''ndaki 13 maddenin değiştirilmesi önerisini gündeme taşımış ve anayasadaki toplumlararası eşitliğin katı uygulanmasının devleti işlemez hale getirdiği ileri sürmüştür. Nihayetinde Rum toplumu içindeki aşırıların örgütü EOKA, yine Enosis sloganı ile şiddet eylemlerine başlamıştır. Tam da bu noktadan sonra Kıbrıs Türkiye için hem dış hem de iç siyaset meselesi haline gelmiştir. Tüm bu gelişmeler üzerine Türk hükümeti, TBMM''den Kıbrıs''a müdahale yetkisi almış ve 7 Haziran 1964''de müdahale edileceği kararı alınmıştır. Ancak soğuk savaş döneminin katı ittifaklar sisteminin hâkim olduğu bu dönemde gerek ABD (Johnson Mektubu) gerekse S.S.C.B. tarafından olası bir müdahale durumunda Türkiye''nin ağır bedeller ödeyeceği tehditleri yöneltilmiştir. Dolayısıyla Türkiye Kıbrıs''a müdahalede bulunmak için 1974 yılını beklemiştir.
RUMLAR VE TÜRKLER
Özetle İkinci Dünya Savaşı''nda yaşadığı güç kaybına müteakiben İngilizlerin kolonilerini ve mandaterliğini üstlendiği bölgeleri terk etmesi, Kıbrıs adasının geleceğine yönelik tartışmaların başlangıcını teşkil etmektedir. Bu gelişmeden sonra adada bulunan iki toplumun (Türkler ve Rumlar) ve iki dinin mensuplarının (Müslümanlar ve Hristiyanlar) '''barış içinde bir arada yaşama''' sınavları başlamıştır. Ancak Rumların etnik milliyetçiliğe –hatta şovenizme- dayanan yaklaşımları çerçevesinde Türklere karşı giriştiği saldırılar ve Türklerin de varlıklarını korumak adına verdikleri karşılıklar iki toplumun bir arada yaşamayacağını çok kısa bir sürede göstermiştir. Türkiye''nin sahip olduğu garantörlük statüsü çerçevesinde gerçekleştirdiği Kıbrıs müdahalesi ise meselenin griftliğini arttırmıştır.
Türkiye''nin gerçekleştirdiği müdahaleden sonra ada Rumlar ve Türkler arasında ikiye bölünmüştür. Müdahale sonrası adanın yeniden birleşmesi için yapılan görüşmeler tarafları memnun edecek bir seyir izlemeyince de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (1983) kurulmuştur. Adanın yeniden birleşmesi için ortaya atılan en önemli plan ise Annan Planı''dır. Plan Türk ve Rum kesimleri halinde bölünmüş Kıbrıs Adası''nın bağımsız bir devlet olarak birleştirilmesini öneren Birleşmiş Milletler planı olmakla birlikte adını, planı ortaya atan Kofi Annan''dan almıştır. Buna plana göre ise; Kıbrıs adasının İngiliz üsleri bölgesi haricinde kalan kısımlarının bağımsız ve federal nitelikte bir devlet olacak şekilde birleştirilmesi öngörülmüş ve plan gereğince Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti''ndeki bakanlıkların en az üçte birinin Türklerden oluşması, devlet başkanlığı ve başbakanlık makamlarının on ayda bir Türkler ve Rumlar arasında el değiştirmesi hedeflenmiştir. Ancak Nisan 2004''de Kuzey Kıbrıs ve Kıbrıs Cumhuriyeti''nde yapılan referandumlar ile oylamaya sunulan plan, Türk tarafından % 65 kabul gördüğü halde Rum oylarının % 76 red şeklinde olduğundan hayata geçirilememiştir. Bununla birlikte Güney Kıbrıs Rum Yönetimi''nin 2004 yılında AB''ye üye olması meselenin bir tarafının da AB olmasına sebep olmuştur.
TÜRKİYE''NİN ÇIKARMASI GEREKEN DERSLER
Rusya''nın Kırım''ı genelde ülkesinin özelde ise Karadeniz Filosu''nun ve Kırım''da bulunan Rusların güvenliğini öne sürerek ilhak etmesi Kıbrıs meselesi için çok önemli bir kırılmayı teşkil etmektedir. Bu noktada kırılmanın iki ayağı bulunmaktadır: i) ABD ve AB''nin yeni enerji kaynak ve nakil hatlarına yoğunlaşması ii) Kırım meselesinin Ruslar nezdinde nihayete erdirilişinin Türkiye''ye bir örnek teşkil etmesi.
İlk olarak Rusya''nın Kırım hamlesine ABD ve AB''nin hızlı ve etkili bir cevap verememesi büyük ölçüde Rusya''nın uyguladığı musluk diplomasisi sebebiyledir. Bu politika uyarınca Rusya sahip olduğu doğalgaz kaynaklarını herhangi bir kriz durumunda karşı tarafı gerek doğalgaz fiyatlarıyla oynayarak gerekse de doğalgaz akışını keserek dize getirmek için kullanmaktadır. Bu politikanın en son örneği daha önce de vurgulandığı üzere Ukrayna''da tezahür etmiştir. Zira doğalgaz sebebiyle Rusya''ya bağımlılığı bulunan Avrupa ülkeleri Kırım''ın ilhakı sebebiyle Rusya''ya sembolik ve yumuşak tepki göstermekten öteye gidememişlerdir. Dolayısıyla Avrupa ülkeleri için bundan sonraki süreçte Rusya''ya olan doğalgaz bağımlılığını kıracak adımlar atmak, yeni enerji kaynakları ve nakil hatları bulmak oldukça hayati bir önem taşımaktadır. ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden''in 21-22 Mayıs tarihlerinde Kıbrıs''a gerçekleştirdiği ziyaretin gizli gündeminde de bu mesele yatmaktadır. Zira Akdeniz''de ve Kıbrıs''a yakın yataklarda –İsrail''in yardımlarıyla- doğalgaz bulma faaliyetlerine başlayan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi''nin Avrupa için Rusya dışında bir alternatif oluşturması AB ülkelerinin Rus gazına bağımlılığını azaltabileceği gibi ABD tarafından Rus ekonomisine bir darbe indirilebilecektir. Çünkü AB''nin Rus gazına bağımlı olması demek aynı zamanda Rusya''nın da AB ''den gelecek paraya ihtiyacı var demektir. Bu karşılıklı bağımlılığın sekteye uğratılması ise Rusya''nın Kırım manevrasına Batı tarafından verilen bir cevap niteliği taşıyacaktır.
Nihayet ABD''nin Kıbrıs meselesine bu çerçevede yaklaşması Türkiye''nin Kıbrıs politikasını ABD''nin ekseninde şekillendirmekten artık vazgeçmesi gerekliliğini beraberinde getirecektir. Zira ABD bundan sonraki süreçte Kıbrıs meselesine Batılı müttefiklerini rahatlatma çerçevesinde yaklaşacak ve bu sebeple Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile yakınlaşacaktır. Dolayısıyla Türkiye''nin Kıbrıs ile bağlarını göz önüne alan ve Kıbrıs''ın Türkiye nezdindeki jeopolitik konumunu göz ardı etmeyen bir politika geliştirmesi gerekmektedir.
Başlıklar :