Hayat Şairin Romanı Kırık Ayna

Şairin Romanı: Kırık Ayna

Şair ve yazar Memduh Atalay’ın Kırık Ayna romanı okuru sahici bir dünyaya davet ediyor. Kırık Ayna’da bizi fikirde ve idealde birlikteliği, kardeşlik bağının üstüne çıkaran insanlar karşılıyor. Hüsnü Cemal Hoyrat ve arkadaşları, Türk topraklarının asırlardan beri gelen ruhunu bir kere daha filizlendiriyorlar.

Abone Ol Google News
Haber Merkezi Yeni Şafak
Şairin Romanı: Kırık Ayna
Kırık Ayna Memduh Atalay Bilge Kültür Yayınları Mart 2021 224 sayfa

MEHMET RAŞİT KÜÇÜKKÜRTÜL

Mahallesinden veya köyünden tam kopamamış, apartman dairesine bir mülteci gibi geçmiş taşrada bir memur düşünün. Apartman dairesinin salonu veya misafir odası diye tabir edilen yerine moda mobilyalardan alıp döşer, odanın da kapısını kilitler. Bu oda bir misafir gelirse, bayramda seyranda açılır. En sakil şekilde tertip edilmiştir. Çocuklardan biri ders çalışmak istese yemek masası bu işe hiç uymaz, bir kenarında namaz kılayım deseniz sehpaya omzunuzu, dirseğinizi çarparsınız. Yıllarca dokunulmayan tabak çanak, kandil gecelerinde indirilen mushaf-ı şerif ve renklendirilmiş, büyütülmüş eski bir fotoğraf veya naylondan çiçeklerle süslü bir ucuz Çin malı duvar saati herhangi bir tenasüpten nasipsiz bu odaya yerleşmişlerdir. Bu odanın esbab-ı mucibesi nedir? Ele güne karşı kurulmuş bir vitrin, belki saray özentiliğinden ev mobilyasına intikal etmiş bir batı âdetinin kötü bir taklidi… Acaba Türkiye’de yazılan roman ile bu apartman dairelerindeki misafir odaları arasında benzerlik kursak aşırı bir yorum yapmış sayılır mıyız? Orhan Pamuk’un Nobel konuşmasındaki vurguyu hatırlayalım, kendisini İstanbul’da dünyanın taşrasında hissetmesini ve Türk insanından evvel Kore’deki iyi bir roman okurunu dikkate aldığını… Pamuk, tek başına bir örnek zannetmeyelim, onun Nobel ödülü aldığı haberi çıktıktan sonraki gün Yeni Şafak’ın sürmanşetinde Yaşar Kemal’in kahırlı bir hasedi vardı: “Keşke traktör şoförü olarak kalsaydım.”

KELİMELERLE KURULU BİR DÜNYA

Bana bunları tedai ettiren, Şair Memduh Atalay’ın Kırık Ayna romanıdır. Kendimiz olarak bulunduğumuz, sığıntı gibi davranmadığımız, sırtımıza geçirmeye çalıştığımız gömleğe vücudumuzu uydurmaya çalışmadığımız, gerçekten bize ait olan bir dünya kurmuş şair. Köhneleşmiş toplum yapılarına, zulüm aracına dönmüş siyasi idarelere, insan ilişkilerinin bayağılaşmış ve bönleşmiş taraflarına karşı duran Anadolu’da, Akdeniz coğrafyasında Antikçağ’dan beri birçok vakıa görülmüştür. Aşiret, hemşerilik gibi kalıplaşmış yapıları da aşıp idealde, inançta birleşmek ve cemaat olmak veya büyük bir dostluk kurmak arzusunun ifadesi birçok vakıayı biliriz. Ashab-ı Kehf gibi, Ahiler gibi, Pisagorcular gibi, Kinikler gibi… Yine Mevlana-Şems veya Köroğlu-Ayvaz gibi sembolleşmiş dostluklar yarenlik kültürümüzü etkilemiştir. Kırık Ayna’da da bizi fikirde ve idealde birlikteliği, kardeşlik bağının üstüne çıkaran insanlar karşılıyor. Hüsnü Cemal Hoyrat ve arkadaşları, Türk topraklarının asırlardan beri gelen ruhunu bir kere daha filizlendiriyorlar.

Hüsnü Cemal, hem Odesa gibi hem Ateş Denizi’ne dalan Aşk gibi bir yolculuğa çıkıyor. Bir dağın tepesinde ruhumuzu sazağa tutuyor, bir yol kenarında çobandan siyasetname dersi alıyor, bir karakolda şahsiyetini tahkim ediyor, bir çay ocağında şifayı ve bir hastanede fenayı buluyor. Şiir atmosferine benzer bir yüksek gerilimle kurulmuş roman, Hüsnü Cemal’in giriştiği hesaplaşmayla nefsimize bir “ayna” tutuyor. Kırık Ayna, evin misafir odasına değil, “sofa”sına kurulmuş, buyrun...

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.