Filmlerin başında yarım saat zorla reklâm izlettiren salonlara ilk ihtar
00:00, 28/10/2011, CumaG: Güncelleme: 16:53, 30/10/2011, Pazar
Yeni Şafak
Filmlerin başında yarım saat zorla reklâm izlettir
Sivil Toplum ve Diyalog Merkezi Genel Başkan Yardımcısı, Avukat Aydın Türkmenoğlu'nun verdiği hukuk savaşı, benim yaşanan onca hukuksuzluğa rağmen sevgili ülkemden neden hâlâ ümidi kesmediğimin de irili ufaklı pek çok gerekçesinden biri aslında... Türkiye'de tüketiciler artık fena hâlde uyanıyor; üste para vererek ve zaman harcayarak tükettikleri hiç bir mal ya da hizmette aptal yerine konulmak istemiyorlar. Çünkü, o mala ya da hizmete ödedikleri parayı kazanmak için kan kusanlar yine kendileri...
alimuratg@yahoo.com
Geçtiğimiz hafta sonu, iki kızımın ısrarı üzerine, onlarla birlikte, halen vizyonda bulunan serüven filmlerinden
“Salgın”
a gittim. Söz konusu yapımı daha önce de gördüğüm için, bu benim için keyif alma katsayısı görece düşük, kendimden ziyade sevgili küçük hanımlarımı eğlendirmeye yönelik bir izleme seansıydı. Bu arada, gerilim filmlerine çoluk çocuk götürmek gibi bir huyum olmamasına rağmen, özellikle büyük kızımın korku-gerilim filmi tutkusuyla artık baş edemez bir durumdayım!Velhasıl,
22 Ekim Cumartesi
akşamı, İstanbul
'da Anadolu
yakasının en kaliteli, fakat aynı zamanda da 15.50 TL tam
, 13.50 TL öğrenci
(!) bileti fiyatlarıyla en pahalı sinemalarından biri olan Ümraniye Cinebonus Meydan
'daydık. 
/resim/site/salgin_poster11b38a1f81b35588dby.jpg
Dolby Digital
ses sistemine ve son derece rahat koltuklara sahip olmasına karşılık, genel kalite açısından bu kadar iddialı bir salon grubunda bile Türk sinema işletmecilerinin o klasik zaafı (ya da teknik cehaleti) film boyunca beni adım adım huzursuz etmeye, “görüntü keskinliği”
konusunda iyice hassaslaşmış olan 3,5 numara bozuk ve gözlüklü
gözlerimi âdetâ bir “Yeşilçam usûlü bir trajedi”
izliyormuşçasına sulandırmaya başlayacaktı. Şimdi sözünü edeceğim teknik kusur, en döküntüsünden en şatafatlısına kadar Türkiye'deki sinema salonlarının pek çoğunda artık bir
klasiğe dönüşmüş
durumda… Anfiteatral düzendeki
salonlarda makine dairesindeki 35 mm göstericiler
, 25-30 metre
uzaklıktaki perdeye doğru objektifleri ortalama 30 ilâ 45 derece eğik olarak
yerleştirilir, bu şekilde de sabitlenirler. Bir filmin görüntüsünün, üzerine yansıtıldığı perde yüzeyinin her noktasında aynı derecede net olabilmesi
içinse, perdenin de sinema makinesinden gelen o ışık demetini doğru karşılayabileceği bir açı ve eğimde asılmış olması
gerekir. Yani, makinenin objektifi yer seviyesine doğru 45 derecelik
bir açıyla bakıyorsa, karşısındaki perdeyi de onun gönderdiği resmi deforme etmeden yansıtmasını sağlayacak buna eşit bir açıyla konumlandırmak
şarttır. Fakat, her şeyi çok bildiğini sanan ve optik bilimi konusunda bir gözlükçüden bile daha geriden koşan sinema işletmecilerimiz çoğu kez bu basit fizik yasasına uymaz, perdeyi hiç bir eğim vermeksizin yerine
tam 90 derecelik
dik bir açıyla oturturlar. Böylelikle, makine dairesindeki makinist film boyunca kusursuz bir netlik yapabilmek için objektifin ayar mandalıyla çaresizce oynayıp durur. Fakat, bunu asla başaramadığından dolayı da üst tarafını netleyince aşağısı flûlaşan, aşağısını kurtarınca yukarısı dağılan görüntüyü en sonunda gözün daha kolay hoş gördüğü bir bölüme, resmin yukarı noktalarına netleyip
öylece bırakır. Böylelikle biz de perdedeki görüntü çerçevesinin tam ortadan aşağısını
(bu arada, aynı bölgeye denk gelen altyazılarını!) iki saat boyunca bulanık
bir şekilde izlemek zorunda kalırız!Türkiye
'de sinema salonlarının yöneticileri, izleyicilerin hiç bir teknik konudan zerre kadar anlamadıklarına dair
tuhaf bir ön kabul içinde olduklarından dolayı, sıklıkla rastlanan bu projeksiyon kusurunu müdüriyet katına taşıdığınızda da çoğu kez muhataplarınızın küçümseyici sözleri ve yaklaşımlarıyla
karşılanırsınız. Ben de geçmişte “Onlarca kilometre uzaktan ve üste para ödeyerek izlemeye geldiğim bir filmi bana baştan sona kadar bulanık bir şekilde oynatamazsınız”
dediğimde, “Bulanık falan oynatmıyoruz, sizin gözleriniz bozuk beyim”
diye küstahça cevap veren, her biri sinema optiği
konusunda allame-i cihan pozisyonundaki bir sürü müdürle kapışmaktan fazlasıyla yorulduğum için, nicedir kaderime boyun eğdim, resim keskinliği kötü olan bu gibi gösterimleri artık paşa paşa sineye çekiyorum. “Net projeksiyon yapamama”
sorunu, Cinebonus Meydan Sineması
'nda üç kişi için 42.50 TL ödeyerek
girdiğimiz o seans sırasında yaşadığımız sorunlardan yalnızca biriydi; fakat en önemlisi değildi hiç kuşkusuz… Asıl büyük işkence, başlangıç saati hem telefonla yapılan rezervasyonlarda, hem internetteki sitelerde, hem de sinemanın lobisindeki dijital ekranlarda 21.15
olarak ilan edilmiş bir filmin öncesinde, izleyicilere tamı tamına 30 dakika boyunca
her türden düzinelerce reklâm görüntüsünün nefes nefese bir tempo içinde dayatılmasıydı! 
/resim/site/makine_dairesimavi51b35da751b35588bby.jpg
İstanbul
'da, yanı sıra da Türkiye
'nin ve dünyanın
dört bir ülkesinde yaklaşık 40 yıldır aralıksız sinemaya gitmekte olan
bir adam için görülmedik bir şey değil elbette… Reklâmlar -“pek yakında”
ve “gelecek program”
fragmanlarıyla birlikte- salonlardaki film gösterilerinin geleneksel bir süsüdür. Dahası, dozunda tutulduklarında, gösteriye gecikmiş izleyicilere hem asıl filme yetişmeleri, hem de soluk soluğa içeri girdiklerinde yavaş yavaş kendilerine gelip vücut ritmlerini yeniden bulmaları için zaman kazandırır. Ancak, sinema salonunda reklâm yayımlama işi, son yıllarda ülkemizde artık bütünüyle zıvanadan çıkıp,
gerçek bir zulme dönüşmüş durumda
… Orijinal süresi 106 dakika
olan “Salgın”
gibi bir filmin başında 30 dakika reklâm
yayımlanıyorsa (ki bazen bu tanıtımlar, ortalama uzunluğu 85-90 dakika
olan animasyon çocuk filmlerinde 40 dakikaya
bile çıkabiliyor!) yapılan işte hem bir terslik
, hem de açık bir kural ihlâli
var demektir. Öncelikle, sinema salonu işletmecileri
“filmin 21.15'de başlayacağını”
ilan ederek bizleri açıkça aldatmış oluyor ki bu da ticarî yasalara göre “ayıplı ürün/hizmet satmak”
tan başka bir şey değil… Çünkü bir çok kişi gibi ben de filmin başını yakalabilme kaygısıyla salona kadarki mesafeyi -sözgelimi- taksiye binerek katediyor ve önceden bildirilen akış saatine bağlı olarak ekstra harcamalar yapıyorum. Ayrıca, küçük çocuklarımla birlikte gittiğim bir salonda “alkollü içki”
den “prezervatif”
e kadar bin türlü malın yerli yersiz tanıtımının yapıldığı usandırıcı
ve kimi zaman da utandırıcı
bir reklâm bombardımanını sineye çekmek zorunda değilim!Ancak,
Türkiye'
de, daha pek çok alanda olduğu gibi sinema sektöründe de izleyici “eşek”
yerine konulduğundan, şimdiye kadar hiç bir kişi ya da kurum, salon işletmecilerine ve onlara bu reklâm bobinlerini yayımlamaları için veren aracı ajanslara “Bir hakika hemşehrim, bu kepazelik nedir, siz bizden aldığınız ücretle bize film mi gösteriyorsunuz, yoksa ağırlıklı olarak reklâm mı izletiyorsunuz”
demedi, demeye gerek duymadı.Ta ki geçtiğimiz günlerde
Sivil Toplum ve Diyalog Merkezi
(STDM) adlı, daha önce hiç duymadığım (ki bu bütünüyle benim kusurumdur) Antalya
merkezli bir STK
'nın söz konusu alanda örnek oluşturacak bir karar aldırmasına kadar… 
/resim/site/konu_resmi1b59b7aa1b59b7abby.jpg
Dernek
statüsünde olduğunu sandığım o merkezin genel başkan yardımcısı, Avukat Aydın Türkmenoğlu
, bundan kısa bir süre önce kentteki bir sinemaya gider. Gerek elindeki biletin üzerinde, gerekse salonun lobisindeki dijital ekranlarda filmin başlama saati 21.30
olarak duyurulmasına rağmen, Türkmenoğlu
tamı tamına 22 dakika
reklâm izlemek zorunda kalır ve film gerçekte 21.52
'de başlar. Bu duruma gerek bir vatandaş, gerekse bir hukuk adamı olarak tepki gösteren avukatımız, saygı duyulası bir çabayla konuyu Antalya-Konyaaltı İlçesi Kaymakamlığı Tüketici Sorunları Hakem Heyeti
'ne taşır. Şikayetçi, filmin vaat edilenden geç başlaması ve bu konuda yazılı veya sözlü olarak bilgilendirilmemiş olması sebebiyle, 4077 Sayılı Tüketici Kanunu
'nun 4/A
maddesinde tanımlanan türden ayıplı bir hizmet aldığını vurgulayarak, sinema işletmecisinin filmi duyurulandan daha geç başlatmak suretiyle gerçekleştirdiği hizmet kusurunun tespitini ve 12.50 TL
olan bilet ücretinin kendisine sunulan ayıplı hizmetten dolayı 2.50 TL
'sinin geri verilmesini talep etmektedir. Yazılı başvuruyu değerlendiren
Tüketici Sorunları Hakem Heyeti
, Tüketici Kanunu
'nun 4/A
maddesindeki “sağlayıcı tarafından bildirilen reklâm ve ilanlarında, veya standardında, veya teknik kuralında tespit edilen, nitelik veya niteliği etkileyen, niceliğine aykırı olan, yararlanma amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddî, hukukî veya ekonomik eksiklikler içeren hizmetler, ayıplı hizmet olarak kabul edilir”
hükmüne göre, şikayetçinin haklılığını kabul ederek, bilet bedelinin salonda sunulan ayıplı hizmet oranında iadesine karar vermiş. Öte yandan, bir üst otorite konumundaki
Tüketici Mahkemesi
'nde bütün tarafların Hakem Heyeti
kararlarına karşı itiraz hakkı
bulunması nedeniyle, sinema işletmecisi de ilgili karara itiraz hakkını kullanmış. Türkmenoğlu
'nun bildirdiğine göre, olay şimdilerde yapılan bu itirazın değerlendirilmesi aşamasındaymış. Sanırım, bu inatçı girişim sonucunda ortaya çıkacak olan yeni durumun farkındasınız.
Hakem Heyeti
'nin aldığı kararın Tüketici Mahkemesi
tarafından da onanması
hâlinde, alınan bu karar ülke sathındaki benzer bütün uygulamalar için bir emsal teşkil edecek. Daha da Türkçe'si, sinema işletmecileri bundan böyle gösterecekleri filmleri ya saatinde başlatacak ya da o filmlerin öncesindeki reklâmların uzunluğunu kolaylıkla görülebilecek noktalarda net olarak belirterek, tüketicileri dürüstçe bilgilendirmek zorunda kalacaklar.
Sivil Toplum ve Diyalog Merkezi
Genel Başkan Yardımcısı, Avukat Aydın Türkmenoğlu
'nun verdiği hukuk savaşı, benim yaşanan onca hukuksuzluğa rağmen sevgili ülkemden neden hâlâ ümidi kesmediğimin de irili ufaklı pek çok gerekçesinden biri aslında… Türkiye
'de tüketiciler artık fena hâlde uyanıyor; üste para vererek ve zaman harcayarak tükettikleri hiç bir mal ya da hizmette aptal yerine konulmak istemiyorlar. Çünkü, o mala ya da hizmete ödedikleri parayı kazanmak için kan kusanlar yine kendileri… Bu zor ekonomik koşullarda
en az 100 TL
harcayarak sinemaya gitmeye karar veren 4-5
kişilik bir aile, karanlık salonlara girdiğinde, zaten evlerinde de televizyon ekranında bol bol gördükleri yarım saatlik bir reklâm demeti değil, doğrudan doğruya film izlemek
istiyor. Ya da ne azından, reklâmın nerede başlayıp nerede bittiğini, asıl filmin nerede başlayıp nerede bittiğini önceden kesin olarak öğrenmeyi!
Bir sinema yazarı ve bir yurttaş olarak,
Antalya
'da verilen bu hukuk mücadelesini ayakta alkışlıyorum. Bir sonraki sinemaya gidişimde, emin olun ben de aynı şeyi yapacak ve başlangıç-bitiş saatleri konusunda yanlış bilgilendirildiğim abartılı reklâmlarla karşılaşırsam salonda kesin olarak patırtı çıkartacağım. Şikayetim ciddiye alınmadığı takdirde de o salonun bağlı bulunduğu ilçe kaymakamlığının tüketici hakem heyetine başvurup, yazılı şikayet bildiriminde bulunacağım. Bu konuda sözüm sözdür. Ta ki tüccar sinemacılar bizlere salonlarının gösterim kalitesinden reklâm yayımlama ahlâkına kadar her alanda bir parçacık olsun saygı duymayı öğrenene kadar!
* * *
VE BİR TEŞEKKÜR:
Geçtiğimiz hafta bu sayfada yayımlanan “Farkında mısınız; fotoğraftaki o linç edilmiş kişi 'Çağrı' ve 'Ömer Muhtar'ı çektiren adamdı…”
başlıklı yazım, gerek gazetemizin internet sitesinde, gerekse alıntılandığı diğer pek çok haber portalında hafta boyunca okunma rekorları kırdı; ilgili yazıya ilişkin olarak yurt içinden ve dışından 100'e yakın destekleyici mesaj aldım. Rahmetli Kaddafi
'nin şehadeti noktasında benimle aynı duyguları ve duyarlılıkları paylaşan bütün okurlarıma ben de içtenlikle teşekkür ediyorum.Başlıklar :