Fjord (fiyort), buzulların aşındırdığı derin vadilerin deniz suları tarafından dolmasıyla oluşan, ince, uzun, çok derin ve sarp yamaçlı körfez anlamına gelir. Yaşam kolay değildir. Başka yerleşim yerleriyle bağlantınız zordur. Yılın uzun bir dönemi kar ve sert kış sebebiyle kendinize kalırsınız. Bu dar çerçevede herkes birbirini tanır ve istemeseniz de yakın ilişki halindesinizdir.
Cristian Mungiu’nun Cannes’dan büyük ödülle dönen son filmi Fjord, ismini aldığı bu doğal yapı zemininde ilginç bir hikayeyi ele alıyor.
Not: Buradan sonrası ‘spoiler’ içerir…
Rumen koca, Norveçli karısı ve 5 çocuğuyla Norveç’e taşınır. Az nüfuslu ama yakın yerleşimlerden oluşan bu köyde -haliyle- herkes birbirini tanır. İlişkiler de yakındır. Hatta resmi dairede kurumların yerleri birer oda ya da masa kadar iç içedir. Çünkü Fjord, bunu zorunlu kılar.
Gheorghiu ailesinin dindar olması, yeni hayatlarında karşılarına engeller çıkarır. Beklenmedik bir anda “aile içi şiddet” ithamıyla çocukları ellerinden alınır. Fekat temel mesele daha çok dindar olmaları ve Norveç’in geniş özgürlükçü ortamı için fazla muhafazakar kalmaları gibidir.
Çocuklarının beyanının esas alındığı, yorumların ‘mağdur çocuk’ tarafına sert şekilde ivmelendiği, ebeveynlerin neredeyse kendilerini savunma imkanlarının olmadığı enteresan bir hukuk mücadelesinde kendilerini bulurlar.
Dindar olabilirsiniz. Romanya kültürüne göre düşünebilirsiniz. Ama burası Norveç!
Mesela okulda dinden bahsedemezsiniz ama çocuklar kendi aralarında cinsel tercihlerini konuşabilir hatta yaşayabilir!
Çocukların vücudundaki morlukların nasıl oluştuğu bilinmez ama ebeveyn zaten muhafazakar olduğu için baş sorumludur. Aksini kanıtlaması mümkün değil. Çocuklar da “Birkaç kez popomuza tokat attı” dediği için baba kendini bir türlü ifade edemez.
Bütün soyut yaklaşımlar ve metafizik bakışlardan arındırılmış, medeni (!) hukuk temelinde ifade edilmiş toplumsal yapı sebebiyle muhafazakar Rumen baba ve karısı, çocuklarından uzun süre ayrı kalır. Ve sonunda çareyi, özgürlükler ülkesi, medeniyetin eşsiz uygulanma alanı Norveç’ten kaçmakta bulurlar.
Asghar Farhadi filmlerindeki gibi “Taraflar arasında net kanaat belirtmeme” yaklaşımı ile ele alınmış olsa da Fjord’u izledikten sonra “Kuzey”den nefret edebilirsiniz. “Bir Düşüşün Anatomisi”nde olduğu gibi hukuk mücadelesinin içinde belirsiz alanlarla izleyicinin kendi kanaatini oluşturacağı boşluklar bırakılması filmin çekici yanlarından biri.
Doğanın insanoğluna armağanı ya da imtihanı olan “Fiyort”un, medeni olma şartlarının dayatmaya döndüğü bir ortamı oluşturmuş olması da filmi izledikten sonra şaşırtıcı gelmiyor.

