Yazarlar Sözleşmeli personel istihdamında yaşanan garip uygulamalar

Sözleşmeli personel istihdamında yaşanan garip uygulamalar

Ahmet Ünlü
Ahmet Ünlü Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Bugünkü yazımızda kamuda kalıcı hale gelen ve memur istihdamının yerini alan sözleşmeli personel ilanlarında yer alan garipliklere ve çözüm önerilerine yer vereceğiz.

Sözleşmeli personel ilanlarında yer alan gariplikler

Aynı kurumda aynı işin üç farklı statüdeki personele yaptırılması bir yana bir de kamu kurumları tarafından yayımlanan sözleşmeli personel ilanlarında da birçok garipliklerle karşılaşıyoruz. Atama yapılacak pozisyonun ile aranan şartlar arasındaki uyum ortadan kalkmaya başlamıştır. Bazı kurumların sözleşmeli büro personel alım ilanında farklı farklı alanlarda mühendislik eğitimi almış olma şartı gibi garipliklerle karşılaşıyoruz.

Örnekle konuyu açıklamak gerekirse bir üniversite sözleşmeli büro personeli ilanında Yükseköğretim Kurumlarının Gıda Mühendisliği ve Orman Mühendisliği lisans programından mezun olma şartı aramaktadır.

Başka bir örnekte ise bir üniversite sözleşmeli büro personeli için aranan şartlar arasında Bilgisayar Programcılığı, Bilgisayar Operatörlüğü ön lisans programlarından mezun olma şartı ile istatistik, ekonometri veya matematik lisans mezunu olma şartı arıyor.

Yine başka bir üniversite sözleşmeli büro personeli için “Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi (İngilizce) veya İktisat (İngilizce) veya İşletme (İngilizce) lisans programından mezun olma şartı arıyor.

Görüleceği üzere, sözleşmeli personeller için bu tür şartlar konulması nitelikli personel istihdamı bir yana ileride ciddi sorunlar çıkaracak mahiyettedir. Çünkü işsiz mühendisler büro personeli pozisyonlarına müracaat etmek zorunda kalacaklar, ilerleyen süreçte de kendi mezuniyetleri olan mühendisliği yapmak isteyeceklerdir. Yani çalıştıkları pozisyondan mutlu olmayacakları için sürekli bir arayış içerisinde olacaklardır.

Yine bunlar büro personeli maaşı alırken büyük ihtimalle mühendislik görevi yapacaklardır. Bu nedenle bu tür ilanlara müsaade edilmemesi gerekiyor.

Hukuken ilanda belirtilen bölümlerin şart olarak konulmasında bir sorun bulunmamaktadır. Ayrıca, sözleşmeli büro personeli olmak için ilanda belirtilen bölüm mezunlarından müracaat edenler de olacaktır. Ancak bu tür görevler için aranan şartlar doğru olmadığı için ilerleyen süreçte yaptığı işten tatmin olmayan personel, arayışa girecek ve bir süre sonra da başka yerlere geçiş yapacaklardır.

Pozisyonun görev tanımı ile o göreve uygun olmayan şartların aranması yerleşen personellerin bir süre sonra ayrılmasına sebep olacak ve pozisyon boş kalacaktır. Yani basit işler için aşırı nitelikli personel istihdamı personelin kalıcılığını etkileyecek ve bir süre sonra da ayrılmasına sebep olacaktır.

Merkezi bir otoritenin ilanları kontrol etmesi gerekiyor

Bu konuda birilerinin ilgili kurumları uyarması ya da ilanların merkezi yapılması gerekiyor. Merkezi bir otorite kamu personel ilanlarını kontrol etmezse her kurum amirini tatmin etmek için işin gerekleriyle ilgisi olmayan şartları ilanlara koyacaktır. Bu durum ise personel devir hızını arttıracak ve gereksiz kaynak israfı yapılacaktır.

Özellikle üniversitelerin personel alım ilanlarında ciddi sorunlara rastlanmaktadır. Bunun sebebi ise merkezi bir kontrol mekanizmasının bulunmamasıdır. Bunun zor olmadığını düşünüyoruz. Sonuç olarak sözleşmeli personel istihdamının bir bütün olarak masaya yatırılması gerekmektedir.

Dayanışma aidatı ya da aynı şeyleri tekrarlayıp yapıp farklı sonuçlar beklemek

29 Ağustos 2021 tarihli yazımızda “Danıştay iptal etse de ‘dayanışma aidatı’ nasılsa her toplu sözleşme metnine giriyor” başlığını atmıştık.

Bu yazımızda özetle; “…2022 ve 2023 yıllarını kapsayan 6. dönem toplu sözleşme metnine yine benzer ifadeler konulmuş, ödenebilecek sosyal denge tazminatı aylık tavan tutarı da en yüksek devlet memuru aylığının (ek gösterge dahil) %120’si oranına çıkarılmıştır. Buna göre; “…Sosyal denge sözleşmesinin taraf sendikası, üyesi olmayan kamu görevlilerinden, aynı unvanlı üyesinden aldığı aidatın iki katına kadar sosyal denge sözleşmesi aidatı alabilir. Bu aidatı ödeyen kamu görevlileri, söz konusu sözleşmeden aynı usul ve esaslar dahilinde yararlanır.” ifadesine yer verilmiştir.

Görüleceği üzere ödenecek tavan tutarın % 100’den %120’ye çıkarılması önemli bir kazanım olmakla birlikte daha önce toplu sözleşme metinlerinde yer alan benzer ifadeler hem Sayıştay raporlarında eleştirilmiş hem de Danıştay tarafından iptal edilmiştir. Bundan sonra kanuni bir düzenleme yapılmadığı sürece toplu sözleşmelerde dayanışma aidatına yer verilmesi imkansız hale gelmiş olmasına rağmen bu konuda niçin ısrar edildiğini anlamakta zorlandığımızı belirtmek isteriz.

Daha önemlisi ise hem Sayıştay’ın eleştirdiği hem de Danıştay’ın daha önce iptal ettiği benzer nitelikteki ifadelere kamu işveren temsilcilerinin niçin müsaade ettiğidir. Kaldı ki şu an yerel yönetimlerle sınırlı olan dayanışma aidatı ilerleyen süreçte diğer hizmet kollarında da yaygınlaştırılmak istenirse ne yapılacak?” ifadelerine yer vermiştik.

Nitekim Danıştay 12. Dairesi Esas No: 2021/6335 nolu Kararı ile dayanışma aidatı alınmasına ilişkin hükmün yürütülmesinin durdurulmasına karar verdi. Yani tekrar başa dönüldü. Yukarıda yer verdiğimiz yazımızda dayanışma aidatı ile ilgili olarak Danıştay’ın yaklaşımından bahsetmiş ve sonucun belli olmasına rağmen toplu sözleşme metnine niçin dayanışma aidatına ilişkin düzenlemenin konulduğunu sorgulamıştık.

Danıştay Kararı’nda dayanışma aidatı ile ilgili neler yer alıyor?

Danıştay 12. Dairesi tarafından verilen yürütmenin durdurulması kararında özetle şu ifadelere yer verilmiştir; 4688 sayılı Kanun’un 32. maddesinde böyle bir ayrım yapılmasına imkan sağlayan bir düzenleme bulunmadığı gibi sosyal denge sözleşmesinde ancak görev yapılan birim ve iş hacmi, görevin önem ve güçlüğü, görev yerinin özelliği, çalışma süresi, kadro veya görev unvanı ile derecesi gibi kriterlere göre bir farklılığa gidilebileceği, bunun dışında sendika üyesi olan ile sendika üyesi olmayan ya da başka bir sendikaya üye olanlar arasında bir ayrıma gidilemeyeceği sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.

Bu durumda, sosyal denge sözleşmesinde taraf olan sendikanın dışında kalan sendikaların üyesi olan veya hiçbir sendikaya üye olmayan kamu görevlilerinden dayanışma aidatı ya da başka adlar altında farklı oranlar üzerinden ödenti (aidat) alınmasına ilişkin hükümlerin, sosyal denge tazminatının ödenmesinde aynı kadro veya pozisyonlarda bulunan kamu görevlileri arasında ayrım (eşitsizlik) yaratacağı açık olduğundan, dava konusu düzenlemede hukuka uygunluk bulunmamaktadır.” ifadelerine yer verilmiştir.

Görüleceği üzere, görünen köy kılavuz istemezken ısrarla toplu sözleşmeye dayanışma aidatının koydurularak Danıştay tarafından iptal ettirilmesi doğru değildir. Kaldı ki iptal edilen ilk düzenleme de değildir. Toplu sözleşmelere dayanışma aidatı konulduğu tarihten itibaren sürekli olarak iptal edilmektedir.

Sonuç olarak, dayanışma aidatı memur sendikacılığı açısından oldukça sakıncalı olup, yetkili sendika dışında üyesi olan diğer sendikaların aidat alamayacağı için yaşama şansını ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle memur sendikacılığının bu haliyle dayanışma aidatı düzenlemesini kaldırmayacağının anlaşılarak bu konuda ısrarın sonlandırılması gerekiyor. Özetle aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek çok akıllıca bir yöntem değildir.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.