Soykırımcı canavar Netanyahu’nun ipini çektiler. BM zirvesindeki yalnızlığı darağacındaki mahkûmu andırıyordu.
Yanlış anlaşılmasın: Netanyahu’yu, insanlık tarihinin en acımasız soykırımını gerçekleştirdiği için infaz etmiyorlar. Gazze ve oradaki soykırım maalesef kimsenin umurunda değil. Netanyahu’yu, ABD’yi İran’la savaşa soktuğu ve bataklıktan çıkmasına da mani olduğu için saf dışı bırakıyorlar. Trump’a yapılan suikast girişimleri ve Epstein şantajı da ABD için affedilir suçlar değil.
27 Ekim’de yapılacak İsrail seçimlerine dair anketler, Netanyahu liderliğindeki 4 partili koalisyonun, hükümet kurmak için yeterli 61 sandalyeyi alamayacağını gösteriyor. Bir sürpriz olsa ve 61’i geçse bile, ortakları Netanyahu’nun yanında durmayabilir.
Netanyahu’nun karşısındaki muhalefet bloğu da hükümeti kurabilecek 61 sandalyeye ulaşamıyor. İsrail içindeki 4 Arap partisi 11 sandalye alabiliyor; bu da Arap partilerini kilit noktaya taşıyor. Araplar kiminle koalisyona girse hükümet kurdurabilir ama ittifaka girmeleri, karşı tarafın elini güçlendiriyor. Netanyahu şimdiden, muhalefeti Arap partileriyle ittifak yapmakla suçluyor. Bu arada İsrail Merkez Seçim Komitesi, Arap partilerinin seçime girmesini yasakladı. Kararın yüksek mahkemede bozulması bekleniyor.
İsrail, 2022 öncesinde olduğu gibi bir hükümetsizlik krizine girebilir. Fakat, bir hükümet kurulsa, Netanyahu başbakanlıktan düşse bile, İsrail’de ne değişecek ki?
İsrail’in terör, işgal, soykırım, etnik arındırma, ayrımcılık, ırkçılık ve saldırganlık gibi politikaları partiden partiye değişmiyor; arada olsa olsa ton farkı olabiliyor. İsrail’in devlet ideolojisi de, ezici çoğunlukla İsrail toplumunun tercihleri de bütün insanlık suçlarını destekleyen bir zeminde duruyor. Netanyahu gidip Eisenkot, Bennett ya da Liberman da gelse, İsrail, tüm insanlığı ve dünya barışını tehdit eden bir çıbanbaşı olmayı sürdürecek.
İsrail’de kurulması muhtemel yeni hükümet Gazze ya da Batı Şeria üzerindeki zulmü kaldırmayacak, bir umut hafifletecektir. Bunu da yapsa bile İsrail’in ve onu destekleyen ABD ve Avrupa’nın yerlerde sürünen imajını düzeltmek için yapacaktır.
Netanyahu’nun gitmesi, bölgede “arada” kalmış bazı devlet ve devletçiklerin rahatlamasına yol açacak, “İbrahim Antlaşmaları” yeniden masaya gelecek, BAE emiri Zayed yalnızlıktan kurtulacaktır.
Lübnan’ın işgal edilmiş topraklarından çekilmek, Suriye güneyinde işgale son vermek yeni İsrail hükümetinin istemeyeceği, istese bile yapamayacağı adımlar olacaktır.
Yeni hükümetle birlikte İsrail-Türkiye ilişkileri normalleşebilir mi? Mümkün görünmüyor. Bir kere İsrail’in Lübnan’dan çekilmesi, Suriye’yi rahat bırakması Türkiye’nin taviz veremeyeceği kırmızı çizgiler.
Netanyahu, baskı altında ve Türkiye’nin girişimleriyle PKK’ya desteğini çekmek zorunda kaldı. Yeni Hükümet bu çizgiyi izlemez, PKK’yı kışkırtmayı sürdürürse, bu da Türkiye-İsrail gerilimini sürdürecektir.
Türkiye, Filistin’in en büyük hamisi olarak Gazze ve Batı Şeria’da zulüm sona ermedikçe, bağımsız bir Filistin Devleti kurulmadıkça İsrail’le normalleşmeyi aklının ucundan bile geçirmeyecektir. Hatta Filistin üzerindeki zulmün kalkması, bir Filistin Devleti’nin kurulması yetmez, soykırımın kapsamlı bir hesabı sorulmadıkça da Türkiye normalleşme kavramını gündemine almayacaktır.
27 Ekim İsrail seçimlerine çok anlam yüklemeye gerek yok. Netanyahu gitse bile, soykırımcı terör devleti ve onu destekleyen hastalıklı toplum orada durmaya, insanlığı tehdit etmeye devam edecektir.

