Almanya - Türkiye maçını Berlin''de Almanlarla izledik. Maç öncesinde Alman caddelerinde, arabalarında bayraklar maçın iki toplum için de önemini ortaya koyuyordu. Türklerin çoğunun arabasında iki ülkenin bayrağı aynı anda yer alırken benzer duruma bir Alman''ın arabasında rastlamak biraz zor oldu.
Maç öncesinde beni en çok bu etkileyen durum ise Türk gençlerinin Türk bayrağına sarılarak gururla caddelerde yürüyüşüydü. Sokaklara konulan dev ekranların önüne yığılan Alman Türk izleyiciler; iki bayrağın asıldığı dükkânlar, gençlerin gururlu yürüyüşleri, gurur duyacak işlere ne kadar da ihtiyacımız olduğunu gösteriyordu. Gençlerin yüzündeki o mağrur ifade açıkça şunu söylüyordu: "Bizi ne kadar aşağılarsanız aşağılayın işte yarı finale gelebildik".
Maçın öncesinde ellerinde biralarla sokakları dolduran Almanların gerginliği maçın son dakikasına kadar sürdü. Yenilsek de Türkiye''nin Almanya karşısında ezilmemesi, iyi oynaması, Türklerin Almanya''da başını dik tutmaya yetti. " Olsun Almanlar bizden kötü oynadı, son anda kazandılar" sözleri en çok duyduğumuz baş teselli cümlesiydi.
Maç sonrasında Almanya sokaklarında sabahlara kadar süren eğlencenin ise Türkiye''dekilerden hiçbir farkı yoktu. Orada yaşayan bir arkadaşımın "böyle eğlenmeyi Türklerden eğlendiler, eskiden korna bile çalmazlardı" sözleri, nüfusunda yaşlılık oranı iyice artmış (sokaklarda bile bunu görebiliyorsunuz) Almanların yaşamına Türklerin kattığı rengi de gösteriyordu.
Almanya''da yaşayan Türkler için onur meselesi çok önemli. Daha oraya giderken başlıyor Türklerin onurlarının kırılma süreci çünkü. Almanya''ya gitmek isteyen herkese orada kalmak isteyen, fırsatçı muamelesi yapılıyor. Kurallar insanlar için değil, sanki robotlar için konulmuş. Herkes tek tip makineden çıkmış gibi, aynı prosedürün parçası olmak zorunda. Durum izahı ise mümkün değil, neredeyse aşağılamak üzere kurgulanmış memurlar hemen kapatıyorlar iletişimi. Bu muamele Avrupa hümanizminin sadece kendi benzerleri için geçerli olduğu fikrini uyandırıyor insanda.
Onur konuğu olmamız sebebi ile sağlanan kolaylıklar var elbette ama ciddi bir maliyeti de Türk tarafı karşılıyor. Bunun karşılığında ise ülkeye yazarlarınız götürmek istediğinizde bir yığın sıkıntı ile karşılaşıyorsunuz. Bunlara rağmen daha işini başında gösterilen muamele Alman hümanizminin ikiyüzlülüğü konusunda insanda şüpheler uyandırıyo
Aslında Türkiye bu yıl Frankfurt Kitap Fuarı''nın da onur konuğu. Bu fuarda onur konuğu olmak dünyanın entelektüel çevrelerini kendinizi tanıtma imkânı sağlıyor. Türkiye için "şiş, göbek dansı, rakı" dışında bir medeniyet birikimine sahip olduğumuzun tanıtımı açısından fuar büyük imkânlar sunuyor. Ancak Türkiye''ye tanınan bu imkân bir hibe değil. Onur konuğu olduğunuzda Almanya''ya büyük bir yatırım yapmanız gerekiyor. Bildiğim kadarı ile Türkiye''nin fuarda Türkiye''nin tanıtımı için yaptığı yatırım 8-11 milyon Euro civarında. Bu paranın haricinde, yayıncılarımızın, İTO''mun, sivil kuruluşlarında fuar nedeni ile bir Almanya''da yapacağı birçok etkinlik var.
Biz de Berlin''e bu vesile ile gittik. Frankfurt Kitap Fuarı Ulusal Yürütme Komitesi''nin düzenlediği "Türk edebiyatında kültürel tartışmaların odağında kadın" isimli toplantıya Türkiye''den Ayşe Kulin, Buket Uzuner, Sevinç Çokum, Vivet Kanetti, Nazan Bekiroğlu, Fatma K. Barbarasoğlu, Oya Baydar, Ayfer Tunç, Müge İplikçi gibi kadın edebiyatçılarımızın yanı sıra, Tülin Bumin Doç. Mazhar Bağlı gibi akademisyenlerde katıldı. Ayrıca Almanya''da yaşayan Türk yazar ve araştırmacılardan Canan Topçu, Ayten Kılıçarslan, Emine Sevgi Özdamar ve Hilal Sezgin''in de konuşmacı oldukları toplantı geniş bir konuşmacı yelpazesine sahip olmasına rağmen ne yazık ki geniş bir izleyici kitlesi bulamadı. Türkiye''den giden yazarlarımıza en çok yöneltilen sorular edebiyattan çok başörtüsü, son siyasi durum ve İslam oldu. Gelen sorulardan anladığımız kadarı ile Almanya''da yaşayan Marksistlerde, Kemalistlerde, dindarlarda Türkiye''den gittikleri yıllarda donup kalmışlar adeta. Türkiye''de ne oluyorsa oraya çok daha sert ve tek boyutlu yansıyor anlaşılan. Burada bile kısıtlı miktarda olan fikir çeşitliliğini bile orada bulmak pek mümkün olmadı doğrusu.
Her şeye rağmen böyle toplantıların hem yabancılar hem Almanya''da yaşayan Türkler hem de bizim kendi aramızdaki karşılaşmalar açısında büyük faydası olduğuna inanıyorum.
Ayşe Kulin''in içtenlikle söylediği " ben başörtülüleri tanımıyorum hiç karşılaşmadım, bu nedenle kitaplarımda yer almıyor" ifadesi, Buketi Uzuner''in dilin cinsiyetçiliğine ilişkin örneklendirdiği bayan kelimesi ile türban karşılaştırması seyirciler arasında tartışmalara neden oldu. Bir Alman gazetecinin "siz daha birbirinizi tanımazken bizim tanımamızı nasıl beklersiniz " sözleri de aslında acı da olsa bizim bırakın yabancılara kendimize tanıtmak, birbirimizi tanımaya bile ne kadar ihtiyacımız olduğunu gösteriyor.
Galatasaray Üniversitesi Siyaset Felsefesi bölümünden Tülin Bumin''in anlatımıyla kimlikler hiyerarşisini kendi arzusuna göre oluşturmak isteyen bireyin dışarıdan pre-modern ilişkileri içeren genellemeler ile yorumlanması fikirlerimizi, kanaatlerimizi yanlış yönde oluşturuyor. Modern dünyanın dindarı ya da ateisti ile pre- modern dünyanın dindarı-ateisti arasındaki fark anlaşılmadan İslam tartışması da sağlıklı bir zemine oturacağa benzemiyor.
Başlıklar :

