Somali''de 4 milyon insanın açlıktan dolayı ölüm ile karşı karşıya kaldığı, Libya''da isyancıların komutanı Yunus''un öldürülmesinin ardından batılı ülkelerin isyancıları daha çok silahlandırmaya yöneldiği, Bahreyn, Suriye, Yemen ve Libya''daki isyanların bu ülkelerde istikrarı yok edip, hak ve özgürlükleri de getirmediği huzursuz, trajik ve karışık bir zaman diliminde Ramazan''a giriyoruz. İslam dünyası siyasal krizlerin ve yol ayırımlarının, çatışmaların ortasında yaşarken; Batı dünyası kritik bir ekonomik krizin ve İslam düşmanı bir caninin neden olduğu büyük bir kimlik ve değerler krizinin şokunu yaşıyor.
Kısaca Ramazan''a girerken her yer çatırdıyor. Okuduğumuz her haber sadece endişe veriyor.
Somali''de yüzde 40''ı çocuk, 4 milyona yakın insanın açlık sınırında ölümü beklediği ve hepimizin ölümün canlı tanıkları olduğumuz bu çaresizlik ortamında Diyanet İşleri Başkanımız Mehmet Görmez''in iftar sofralarımızdan şatafatı eksik edelim tavsiyesi ve başlattığı "Her Evden Bir Fitre ile Bir İftar Afrika''ya" kampanyası biraz da olsa yüreklerimize su serpti. Bu çağrı dini manada "SMS ile verilen Fitre olur mu" sorusuna da aynı zamanda cevap teşkil ediyor.
İYİ MEDYANIN USTALARI KİM OLMALI
Medyadaki vedaların ya da vedaya mecbur bırakmaların bir bölümünün gerçekten sebebini anlayamıyorum. Medyadaki yerleşik düzen konusunda da birçok eleştirisi olan birisiyim. Amma velâkin yeni medya eskisinden farklı olarak nasıl şekillenecek. Her meslekteki gibi bu mesleğin de ustaları var. Üstelik bu meslek okuyarak değil yaparak sahada öğrenilir; yazarak, çizerek, bozarak. Ustanız olmazsa kafanıza göre bir şeyler yapar, yaptığınıza da gazetecilik dersiniz. Endişem burada başlıyor. Bir çok genç meslektaşımın stajyer hatta asistan dahi olmadan yazar, çizer, yönetmen, yapımcı olmak istediğini görüyorum. Mesleğe ilişkin meraklar, yerini aşırı bir kendine güven duygusu, imkân verilirse olağanüstü işlerin çıkacağına ilişkin bir söyleme (eylemi olmayan) bırakmış durumda. Amma velâkin imkân verildiğinde de ortaya çıkan işlerin neden olduğu hayal kırıklıklarının bedeli hem ağır oluyor hem de birileri ödemek zorunda kalıyor. Bu meslekte ustalık, tecrübe birçok meslekten daha çok önem taşıyor. Umarım medyadaki değişim bir mesleğin birikiminin yok olup gitmesine neden olmaz. Bazılarınızın "olmaz olsun bunların birikimi" dediğini duyar gibiyim. Ancak olmaz olsun dediğimiz şeyler mesleğin bilgisi değil, meslek sahiplerinin işlerini yaparkenki tutumları, hakikati manipüle etme güçleri ve bakış açıları olmalı.
Medyada iyi iş çıkarmanın çok zor olduğunu, paranın ve her türlü imkânın tek başına iyi iş çıkarmaya yetmediğine uzunca bir süredir hepimiz şahidiz. Medyada iyi ve etkili işler çıkarmanın sırrının paradan ziyade ustalıkta olduğunu gördük ve görmeye devam ediyoruz. Bu nedenle yeni medyanın fikri sağlam ustalara, yapılanma aşamasında her zamankinden daha fazla ihtiyacı var.
* * *
Bu hafta bir sivil oluşum çerçevesinde bir gurup dindar genç ile medya konusunda bir sohbette buluştuk. Gençler "muhafazakâr kesimin maddi imkânları olmasına rağmen niye iyi bir medya kuruluşları yok" sorusu üzerinde odaklanmıştı. Bu soruyu "iyi medya oluşturmak için para her şey değildir, fikir ve o fikrin nasıl uygulanacağına ilişkin iyi bir meslek bilgisi gerekir" şeklinde cevaplasam da gençler neden sorusunun arkasından gitmeye devam ettiler. Ancak biraz dinleyince muhafazakâr kesimde sıkça gördüğüm bir beklentinin gençlerde de olduğunu gördüm. Medyadan derin bilgi içeren, soyut içerikler ile dolu ama kimsenin seyretmediği ve asla seyredemeyeceği program beklentisi hakim. Herkes en kolayından hakikati bulmanın bir aracı olarak medyayı tanımlıyor. Oysa medya gibi yüzeysel bilgi edinmenin en işlevsel aracından, derin manalı işler beklemek, sosyal hayalperestliğin yanı sıra kendi gerçeğimiz ve kullandığımız aracın gerçeğine ilişkin şuursuzluğu göstermiyor mu?
Hakikatin kolaycı yöntemlerle bulunamayacağını bilmek gerekiyor. Muhafazakâr kesim, kitle iletişim araçlarının muhtevasına uygun içerikler konusunda romantik davranmaktan vazgeçmediği sürece iyi medya konusunda arayışları hep sürecek.
LOCADAN
Bu arada bu hafta TV 8''de Vivet Kanetti ve Özlem Gürses ile birlikte yaptığımız 3 Yüz programında da dile getirdiğimiz ve erkek izleyicilerden "o resimleri motive edici bulduklarına" ilişkin mesajlar aldığımız bir konuyu da dile getirmek isterim. Gazetelerin internet sitelerinde yer alan ve en çok tıklanan rekoruna sahip çıplak kadın resimleri ile dolu foto galeriler. Çok az gazete, sitesinde buna yer vermiyor. Radikal, Yeni Şafak, Star Gazete gibi... Sabah gazetesinin foto galerisinde de bu resimlere yer verildiğini gördüğümde ise olayı çok yadırgadım. Erkek okuyucuyu memnun ettiğine emin olduğumuz bu resimlere biz kadınların cevabı ise tek kelime ile yuh oldu! Bu konu muhafazakârlara has hassasiyetler bir tarafa, bir kadının çıplak bedeni üzerinden daha çok tıklanmaya tevessül etmek, çıplaklık satar ilkesine boyun eğmek ve en önemlisi de bir zihniyetin kendisi ile çelişkisinin bir boyutunu ortaya koyuyor. Gazeteleri erkek okuyucuya göre dizayn eden bir medya anlayışı korunduğu sürece (ki herkes gidiyor bir tek onlar korunuyor) değişim umut taşımıyor.
Başlıklar :

