Muhsin Yazıcıoğlu''nun annesi “koskoca devlet bulsun oğluma bunu yapanları” diye feryat ediyor. Bu haber ile İlker Başbuğ''un “PKK şanslı bir örgüt” açıklamasını birlikte okudum.
Emekli olduktan sonra ilk kez ekranlara çıkan Başbuğ''un açıklamaları “koskoca devlet” tanımlamasının arkasının çok da dolu olmadığını gösteriyor. Söyleşiye göre koskoca devlet tek başına terörü bitirecek mekanizmaları üretememiş ve son umudunu Amerika''ya bağlamış.
Başbuğ diyor ki “1 Mart 2003''te ki tezkerenin reddedilmesiyle PKK''yı bitirme şansı kaybedildi. PKK aslında şanslı bir örgüt bana göre. Dört defa en azından terör örgütünü elimine etme şansına sahiptik. Mesela 1986 yılında Abdullah Öcalan''ın konuşmalarına bakın, ''Bitiyoruz'' diyor. 1987 yılında sıkıyönetimden OHAL''e geçiyoruz çünkü örgüt üzerine bir baskı kurmuşuz. Ama son darbeyi vuramıyoruz. Askerlik süresini 15 aya indiriyoruz. Terör sonra tekrar tırmanıyor. Başarı sağladığınız anda alacağınız kararlar çok önemli. Son şans 1 Mart 2003 tezkeresi idi.”
Başbuğ''a göre ABD''den habersiz terörle mücadele yapılamaz. “Kandil''e yönelik operasyonlarda ABD''nin bilgisi olmadan hareket edilemez.”
Nereye bakacağımızı doğrusu bilemiyoruz, bir taraftan ciğerimizi yakan cinayetler, bir halkın insani ya da kültürel hak talepleri ya da ulus olma isteği olarak tanımlayamayacağımız canilikle eş değer terör eylemleri...
Diğer yandan da ABD olmadan halkını koruyamayacak bir devlet profili çizen eski Genelkurmay Başkanı.
Bu tablo, “koskoca devlet imajı kâğıttan kaplan mı?” sorusunu sorduruyor insana. Bunun böyle olmadığını ortaya koyabilmek için barış girişimlerine daha çok ihtiyaç var. Şimdiye kadar denenmiş ve başarı kazanmamış şiddet yöntemlerinin yerine barış görüşmelerini daha çok desteklemeliyiz. Son on günde öksüz-yetim kalan çocukları, hayatı tadamadan ölümü tadan bebeği gözümüzün önünden hiç ayırmadan barışa odaklanmalıyız.
Koskoca devlet unvanı, Amerika''yı arkasına almadan terörü bitirmenin barışçıl yöntemleri bulunduğunda hak edilebilir. Zira Amerikan ekonomisini kurtarmak isteyen savaş baronları iki tarafa da silah satmayı tercih edebilirler.
FARKIMIZ YOK MU?
PKK tarafından kaçırılan 12 öğretmenin etnik kökenine ilişkin bir gazetede bir liste yayınlanmış. Doğrusu bu haberi hayret ile karşıladım. Hayret ettim, zira öğretmenlerin Diyarbakır, Hakkâri doğumlu olmalarını haberleştirmek neyi değiştirecek? Bu haber öğretmenlerin PKK sempatizanları oldukları anlamına mı geliyor. Velev ki PKK sempatizanları olsalar gönüllü olarak kaçırıldıkları mı ima ediliyor. Hadi böyle olsa bile bu bölgede öğretmenleri, öğrencileri PKK''nın rehin aldığı gerçeğini değiştirir mi? Ayrıca bu devletin bütün mekanizmaları ile bir başka yetersizliğini göstermez mi?
Nasıl öğretmen olabildiler? Nasıl bir eğitim sistemidir ki kendi değerlerini öğretmenlerine bile aşılayamamış. Bu da büyük bir zaafın göstergesi değil mi? Ayrıca tüm bunlar insanların kalplerine kolay kolay hükmedilemeyeceğini göstermez mi? PKK''ya desteği ve katılımı engellemek için, onu Kürt halkının gönüllerinden silmek için, silah yerine biraz da kalplere hitap edecek girişimlerine ihtiyaç olduğunu göstermez mi? Konuya buradan bakmak toplumsal barışa daha çok katkı sağlamaz mı?
Her yerde her durumda devlet görüşünü temsil etmek, bir dönem devlete en ağır eleştirileri yöneltmekten çekinmeyen muhafazakâr kesim medyaya yakışır mı?
Hele de kaçırılan öğretmenleri etnik kökenleri üzerinden haberleştirmek.
Bir dönem başörtüsü meselesi için dönem başbakanı Bülent Ulusu''yu ziyaret eden başörtülü kızlara Ulusu''nun cevabını hatırladım. Bulunduğu kattan aşağıya bakıp “ama bakın burada hiç başörtülü görmüyorum.”
İktidarda olmak “devletin gör dediğini görmek, görme dediğini görmemek anlamına gelir mi” konusunun önemli ve muhasebeye ihtiyaç hissettiren bir konu olduğunu düşünüyorum.
Medyada farkımızı hissettirmek diye bir derdimiz varsa eğer!
OBAMA''NIN ÇOCUKLARI
Malum üç çocuk annesi olunca eğitim mevzuu her yerde dikkatimi çekiyor. Dün Oprah''ın kanalında Amerikan başkanı ve eşi Barak-Michelle Obama''nın söyleşisini izledim. Dikkatimi çocuklarına ilişkin yorumları çekti. Michelle Obama diyor ki: kızlarım kendi yataklarını kendisi topladıkları gibi çamaşırlarını yıkamayı da öğrendiler. Önce itiraz etiler, Beyaz Saray''da elbette bunları yapan birileri vardı, ancak ben burada uzun süreli kalmayacağımızı ve bu konuları alışkanlık haline getirmeleri gerektiğini ve ileride ihtiyaç hissettiklerinde bunları yapabilmeleri gerektiğini söyledim. Kızlarım yataklarını kendileri topluyor, yanımızda kalan ninem de kendi çamaşırlarını kendisi yıkıyor.”
Obama çiftinin Beyaz Saray''da herkes gibi çocuk yetiştirdiklerine ilişkin imaj doğrusu benim bile gönlümü kazandı.
Başlıklar :

