Yazarlar Pamuk ipliği

Pamuk ipliği

Ayşe Böhürler
Ayşe Böhürler Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Yeni Şafak · Ayşe Böhürler - Pamuk ipliği

Altılı masa toplandı dağıldı derken aralarında pamuk ipliği ile kurulan bağın ortak noktasını pek analiz etmek mümkün olmadı. İktidarın eylem gücü olduğu için ona yönelik her söz somuta karşılık gelir. Oysa muhalefetin söylem gücü ve eli her zaman daha güçlüdür. Seçmeni bir hayale ikna eder. Hayal dünyasının geniş düzlüklerinde ise vaatler çok daha kolay verilir. Her türlü senaryo yazılır bozulur. Bunun bir maliyeti de yoktur. Fakat bu sefer böyle olamadı. Çünkü bu pamuk ipliği bağından ortak bir hayal çıkamadı.

CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, DEVA Partisi, Demokrat Parti ve Gelecek Partisi liderleri 2 Ekim’de CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ev sahipliğinde bir araya gelecek. Çok kritik bu toplantının çatlaklara sebep olacağı söyleniyor. Çünkü pamuk ipliğini iyice incelten konulardan birisi olan cumhurbaşkanlığı adaylığı ve “HDP’ye bakanlık” tartışmaları masanın ikinci güçlü partisi olan İYİ Parti’yi bile isyan noktasına getirdi. Ki bu projenin mucidi, uygulayıcısı ve devamı için destek veren Meral Akşener’in bile sabrı taşmışsa durum oldukça vahim demektir. Burada HDP’ye bakanlık verilmesi fikrinin İYİ Parti’nin muhafazakâr seçmeninden bir hayli tepki gördüğü biliniyor. Sonuçta merkez sağ seçmenin oyuna talip bir partinin seçmeni en soldan marjinal, Türkiye Cumhuriyeti rejimini hedef tahtasına koymuş bir partiyle ne kadar kaynaşabilir.

Altılı masanın bu koptu kopacak pamuk ipliği Türkiye’nin geleceğini emanet edeceği bir iplik olamaz. Hayallerde bile ortaklık kuramayanlar eylemde hiç kuramazlar. Olamayacak duaya “âmin” demekten vazgeçmenin vakti geldi sanki!

Siyah yorgunluğundan isyana…

Tahran'a giden herkes Azadlık-Özgürlük-Meydanı’nı bir gezer. Devrim sonrası İran'ın en önemli anıtıdır Azatlık Meydanı. Her cuma günü Tahran'da binlerce kişinin dinlediği hutbeler devrimin dini-milli kimliğinin ipuçlarını verir. İki önemli söz; Amerika ve ‘azadi olmak’ sıkça duyulan sözcüklerdir. Her konuşmada bu kelimeleri seçersiniz. Bu özgürlük söyleminin içinde kadınların üzerinde kurulan resmi-dini kıyafet baskısı 1980’den sonra en çok tartışılan konu olur.

Devrimin simgesi kara çarşaftır, öyle ki o dönem İran devrimine destek veren solcular bile bunu giymişlerdi. O dönem için kara çarşaf Şah döneminde kadınlar örtünmesin diye yapılan baskıya karşı bir semboldü. O zaman gönüllü giyilen bu giysi zamanla baskıyla uygulanan bir örtünmeye dönüştü. İdeal başörtü, giysi tarifi afişlerle resmî kurumların girişine, mağaza ve lokantaların kapılarında asılıyor, vaazlarla anlatılıyordu. Tesettür bir tür formaya dönüşmüştü ve ‘‘magne’’ diye adlandırılan bu örtüyü örtmeyen kadınların içeri giremeyeceği belirtiliyordu. Sokaklarda tesettür devriyeleri kadınları hicaba aykırı giyim kuşamları nedeniyle uyarmaya başladığında, başörtüsü, tesettürü devrim günlerinde benimsemiş kadınlar arasında cazibesini yitirmeye başladı.

Cihan Aktaş 22 yıl önce yazmıştı İran’da Siyah Yorgunluğu’nu. Kadınları bunaltan kıyafet yasaklarını eleştirenler sadece gençler ya da Batıcılar değildi. İran’da yaşayan İslâm devrimini gerçekleştiren kuşaktan kadınlar da bu konudaki baskının hata olduğu kanaatindeydi. Devrimi gerçekleştiren kuşaktan Ayetullah Telagani’nin kızı Azam Telagani, Rafsancani’nin kızı Fatma Rafsancani gibi pek çok kadın bu yasakların, örtünmeyi dayatmanın gençlerde isyana sebep olduğunu söylüyorlardı. Ki İran gibi anaerkil kültür kodları olan bir ülkede kadınların isyanı yabana atılır bir konu da değil!

İranlı kadınlar her türlü engele rağmen sanatta, sinemada, müzikte, sporda var olmanın yolunu bulmuşlardı. Duvarların Arkasında belgeselinin İran bölümü; golf oynayan, piyano çalan, ralli yapan, her sabah parkta spor yapan, resim yapan kadınlarla başlar. İran için çok arayıp sonunda bulduğumuz aykırı görüntüler değildi bunlar, olağan görüntülerdi. Okula giden lise öğrencileri İran’da çok dikkatimi çekmişti. Saçlarından görünme izni olan bir tutam perçemi fönleterek okula gidiyorlardı. Pantolon paçalarını kısaltıyorlardı. Cihan Aktaş bu makalesinde “nüfusun önemli bir kısmını bunaltan baskılarla sağlam bir toplumsallık inşa edilemeyeceğini, devletin zevk ve eğilimleri belirlemeye dönük müdahalelerinin haysiyet kırıcı olduğunu, öfke infilaka hazır bir gençlik ortaya çıkardığını” söylüyordu. Üstelik bu kadınlar İran düşmanı ya da ülkelerinin karşıtı gençler değildi. Baskıyla örtünmeye ya da örtünmenin dayatılmasını yasakların kadın kıyafetlerini davranışlarına yönelmesine isyan ediyorlardı. Yıllar sonra bu durum artarak devam etti. Kadın örtünmesi İran’ın Batı ile kavgasının adeta sembolü haline geldi. Ama sonucu, gençlerin sadece İran rejimi ile değil inançlarıyla da kavgasına sebep oldu. İran’da Mahsa Amini’nin ahlâk polisleri tarafından gözaltına alınmasının ardından şüpheli ölümüyle başlayan gösterilerde ölü sayısı her geçen gün artıyor.

İslâm’ın severek gönülden yapıldığında anlam kazanan bir emrinin baskı aracı haline gelmesinin sonuçları; özgürlüğü dini emirlerden kurtulmaya bağlayan aydınlanma modelinin İslâm dünyasında yayılmasından, dinden soğumaya kadar pek çok sonucu ortaya koyabilir. Tam da Cihan Aktaş’ın dediği gibi arzulanan ideal bir toplumsallık inşa edeceğiz derken, Allah sevgisini kalplerden alacak her eylem, her iş ne kadar din dairesindendir düşünmek gerekir.

Salt kadınlar üzerinden toplumsallık inşasını da giysi ve yaşam tarzı baskılarını da dinin ruhuna aykırı buluyorum. Bu nedenle kalbim başlarını örtmek istemeyen İranlı kadınların yanında…

İslâm ‘biyofil’, yaşatmayı amaç silsilesinde birinci sıraya alan bir dindir…

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.