
Yakın tarihimizin en önemli darbe davası Ankara'da 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde sürüyor. 54. TC hükümetini darbe ile düşürdükleri iddia olunan 103 üst düzey asker mahkemede hesap verirken sivil darbeciler ile ilgili olarak günümüze kadar ikinci bir iddianamenin hazırlanamamış olması toplumda huzursuzluklara neden oluyor. Apoletli medya başta olmak üzere darbeye destek veren hatta darbeci askerlerden bile öne çıkan BÇG ile irtibatlı sermaye, sivil toplum, siyaset, sendikalar, hortumlanan bankalarda görev alan üst düzey askerler hakkında neden işlem yapılmadığı kamuoyunda sorgulanmaya devam ediyor. Yargılanmak bir yana darbecilere verdikleri destek nedeniyle daha üst görevler verilerek taltif edilen medya paşalarının daha sonraki yıllardaki darbe teşebbüslerinde kullanılması mı amaçlanıyor? Sorusunu ister istemez akıllara getiriyor.
28 Şubat süreci, Türkiye'nin dış politikasını ve uluslararası imajını menfi yönden doğrudan etkilemişti. Batılı ülkelerin küreselleşme olgusu karşısında güvenlik ve savunma konseptlerini yeni iç ve dış tehditlere göre yeniden Dizayn ettiği, Doğu Akdeniz üzerinden Ortadoğu'da yeni askeri ve ekonomik güç dengeleri kurulduğu bir dönemde, ülkemizde dış destekli 28 Şubat gerilimi yaşanıyor ve Türkiye her darbe sürecinde olduğu gibi içe kapatılarak, Ortadoğu başta olmak üzere dış politika hedef ve stratejilerinde ciddi anlamda güçsüzleştirilerek etkisizleştiriliyordu.
Geçmiş yıllarda yapılan üç darbe sonucunda, darbeciler kısa süre içinde ülkeyi demokratik hayata geri döndürecek tedbirleri kısa sürede alarak ülkeyi normalleştirmeye çalışmışlardı. Bu davranışlarının arkasında ekonomik nedenler başta olmak üzere Batı'nın ikiyüzlü siyaseti ve baskısı açıkça görülüyordu. Milli iradenin tecellisi olarak iş başına gelen iktidarlar Batılı ülkelerin hegemonyasını kabul etme anlamına gelebilecek, Türkiye'nin dış politikasına veya milli menfaatlerine halel getirebilecek isteklerini ret etmeleri durumunda darbeci askerler devreye giriyor ve darbenin karanlık ortamlarında, Batı'nın istekleri gizlice kotarılıyordu.
Ancak 28 Şubat'ta darbeciler farklı bir tutum ve taktik izliyordu. Bu sürecin 1000 yıl devam edeceğini kamuoyuna deklere ediyorlardı. Bu nedenle yasama, yargı ve yürütme Erk'lerini ve MGK'yı kontrol edebilecek tedbirleri hukuku paravan olarak kullanmak suretiyle almaya çalışıyorlardı.
Batı Çalışma Grubu'nun Emniyet İstihbaratı tarafından deşifre edilmesi üzerine, darbeciler tarafından BÇG'yi yasal bir zemine oturtma gayretleri de başlamıştı. 7 Temmuz 1997 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı ile İçişleri Bakanlığı arasında koordinasyon ve işbirliğini öngören ''GİZLİ EMASYA PROTOKÖLÜ'' imzalanmıştı. Bu tarihten 7 gün sonra da Dz.KK. Askeri Mahkemesine, Genelkurmay Adli Müşavirliği tarafından BÇG'nin kanuni dayanağının EMASYA PROTOKÖLÜ olduğu yönünde yazılı bilgi verilmişti. Oysa Emniyet İstihbarat Daire Başkanı olarak, BÇG'yi deşifre ederek BÇG'ye ait darbe belgesini hiyerarşik düzen içinde devletin üst katlarına ulaştırdığımız tarih Mayıs 1997'dir. Yasalara aykırı bir darbe protokolü nasıl oluyor da darbe belgesinin hukuki dayanağını teşkil ediyor? Üstelik BÇG, EMASYA PROTOKÖLÜ'nün imzalanmasından 3 ay önce tarafımızdan deşifre edilmişken.
EMASYA PPROTOKÖLÜ, 28 Şubat sürecinin 1000 yıl sürmesini hedefleyen ve darbelere meşruiyet kazandırma amacıyla, darbeciler tarafından, Anayasa ve kanunlara aykırı olarak hazırlanmış ve sivil iktidara baskı ile imzalatılmış gizli bir darbe protokolü olarak tarihteki yerini almıştır.
EMASYA PROTOKOLÜ' nün hazırlanmasının diğer bir nedeni de, 28 Şubat Cuntasının iç güvenlik alanının tümünü kontrol ederek, Anayasa'da 'İstisnai durum' olarak düzenlenen 'Olağanüstü Hal' uygulamasını, Türkiye'nin tamamına yayarak, şeklen demokrasi görüntüsü altında, ülkeyi örtülü olarak Baas tipi askeri bir rejimle uzun yıllar yönetme arzusu ve isteğidir. Öncelikle adı üzerinde bu bir protokol neden gizlilik kuralları içinde imzalanmıştır? Bir Protokolün gizlilik dereceli olması ile ilgili hukuki şartlar yerine getirilmediği için bazı hukukçulara göre bu açıdan bile EMASYA PROTOKOLÜ yasadışıdır.
EMASYA Protokolü devletin iki kurumu arasında imzalanmış basit bir sözleşme olmasına rağmen 5442 sayılı Kanun'a 11 noktadan aykırı olduğu Mülki İdare Şurası'nın 2002 tarihli toplantısında tespit edilmişti. Şura tarafından hükümete bu protokolün kaldırılması yönünde görüş bildirilmişse de protokol ülkenin konjonktürel şartları nedeniyle ancak Şubat 2010 tarihinde iptal edilebilmişti.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.