
FETÖ’nün, Amerika ve Batılı güçlerin taşeronu olarak Türkiye’de gerçekleştirmek istedikleri 7 Şubat 2012 MİT ve 17/25 Aralık darbe girişimleri ve 15 Temmuz kanlı kalkışması başarısızlıkla sonuçlanmıştı.
Devlet-millet işbirliğiyle Batılılarca ajanlaştırılmış bu hain terör örgütüne yönelik yapılan operasyonlarda içte bir iki kurum haricinde ağır darbe vurularak örgüt bitirilme noktasına getirilerek hukuki olarak teröristlerden hesap sorulabilmişti. 17/25 Aralık darbe girişimi sonrasında örgütün ana çekirdeğini oluşturan mahrem imam ve örgütün üst düzey yöneticilerinin büyük bir kısmı yurt dışına firar ederek, Amerika, NATO, AB, Afrika ülkeleri ile Mısır ve Türki Cumhuriyetleri başta olmak üzere faaliyette oldukları birçok ülkeye sığınmış ve tabiri caizse bu ülkelerde koruma altına alınmışlardı. MİT Başkanlığı günümüze kadar 18 ülkede 82 firari teröristi derdest ederek Türkiye’de yargı önüne çıkardı. Bu operasyonlardaki en önemli detay MİT Başkanlığı personelinin, teröristlerin kaçtıkları ülkelerdeki istihbarat ve güvenlik birimleriyle koordineli hareket ederek bu yakalamaları gerçekleştirebildikleridir. 72 bin civarındaki firari FETÖ’cü olduğu bilinmektedir. Bu teröristlerin büyük bir kısmının Amerika, NATO ve AB ülkelerinde sığınma hakkı ve oturma izni hatta maaş bağlanarak korunmaları ve Türkiye ye iade konusuna yanaşmamaları on binlerce firari FETÖ’cünün bu ülkelerde derdest edilerek Türkiye’ye yargı önüne çıkarılmalarını önlemektedir. Bu durum 72 bin teröristin kendilerini koruyan ülkelerin istihbarat ve derin yapıları tarafından manipule edilerek Türkiye’de yeni darbe teşebbüslerine yöneltme riskini arttırmaktadır. Nitekim Başkan Erdoğan yeni kabinesinin açılışını yaptığı Birinci Gazi Meclis’te şunları söylemişti. ”Yaşadığımız her hadise, bu ülkede hayatımızı sürdürebilmemizin bir bedeli olduğunu gösteriyor. Bu bedel kimi zaman Çanakkale’deki gibi ölümün üzerine yürümektir. Bu bedel kimi zaman İstiklal Harbi’nde olduğu gibi küllerinden yeniden doğmak mecburiyetinde kalmaktır. Bu bedel, kimi zaman darbelere, vesayete, her türlü tuzağa ve oyuna karşı dimdik ayakta durabilmektir. Madem bedel ödüyoruz öyleyse ülke ve millet olarak her alanda hakkımız olanı da alabilelim istiyoruz.”
15 Temmuz Kalkışması’nın cevabı 24 Haziran seçim zaferinin ardından vesayetçi yapılara zemin hazırlayan parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı Sistemine (Başkanlık) geçilerek verilmişti. Şüphesiz Türkiye 15 Temmuz’da vatanı için canını feda eden şehitleri ve gazilerini unutmayacak ve unutturmayacak. 15 Temmuz’un 2’nci yıldönümü nedeni ile Türkiye genelinde yapılan anma törenleri bu durumun en önemli göstergesi sayılabilir. 15 Temmuz sonrasında geçen iki yıl içinde bazı televizyonlarında ve köşe yazılarında gerek konuşmacıların gerekse yazarların 15 Temmuz gecesi nerede olduklarına yönelik kendilerini açıklama yapmaya zorunlu hissetmeleri doğrudan darbelere ve FETÖ’ye karşı olduklarını göstermek için miydi? Yoksa devlet katlarında bu durumun irdelenmesinin ve değerlendirmelere konu yapılmasıyla ilgili miydi? Bir yazarımızın da belirttiği gibi 15 Temmuz gecesi neredeydin sorusundan çok 15 Temmuz’dan önceki darbelere karşı duruşun sorgulanması darbeleri önleme açısından daha önem arz etmekteydi. Zira ülkemizde 15 Temmuz 2016 kalkışma ihaneti FETÖ’nün 15 Temmuz öncesinde gerçekleştirdiği 7 Şubat 2012 MİT ve 17/25 Aralık 2013 darbe süreçlerinde başı ezilemediği için başlatılabilmişti. 17/25 Aralık hukuk örtüsü altında FETÖ’cü polis ve yargı mensuplarınca başlatılan darbe girişiminde gerek televizyonlarda gerekse konferanslarla darbenin etkisizleştirilmesinde önemli katkılar yapan darbe karşıtı ekibin içinde yer almıştım. Tıpkı 28 Şubat’ta olduğu gibi. 15 Temmuz darbe gecesi Ankara’da değildim. Ancak TSK’ya sızmış FETÖ’cü hainlerin başlattığı kalkışmanın ilk saatlerinde Ankara’ya A Haber’e bağlanarak Türkiye’nin FETÖ’cü askerlerce başlatılan darbe görünümlü bir kalkışma ile karşı karşıya kaldığını belirterek milli iradenin galip geleceğini açıklamıştım. A Haber’e telefonla katıldığımda stüdyoda bir gazeteci arkadaşımız vardı. İkinci olarak yayına ben katılmıştım. 28 Şubat’ta, 17/25 Aralık’ta ve 15 Temmuz darbelerinde millet iradesi yanında saf tuttum tutmaya devam ediyorum.
Ancak 28 Şubat sürecinde BÇG’yi deşifre eden İstihbarat Daire Başkanı olarak 28 Şubat darbecilerine yapılan operasyonlar ve yargılama sürecinde şahsıma karşı kurulan kumpasları ve algı operasyonlarını bugüne kadar savuşturdum. Bu kumpaslar ile ilgili olarak elimdeki belgeler ile birlikte 28 Şubat’ın sivil ayaklarına yapılacak operasyonların başlamasıyla birlikte Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurularında bulunacağım. İnşallah.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.