
2012 yılı içinde Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nca başlatılan 28 Şubat soruşturması ve davası ile aynı yıl içinde başlatılan TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’nun yaptığı çalışmalar 17/25 Aralık polis ve yargı darbesini önleyememişti. Bu durumun nedeni FETÖ’nün her iki soruşturma ve davaya sızması ile yakından ilgiliydi. Zira 28 Şubat’ta kullanılan sivil unsurlar ve apoletli medyanın 17/25 Aralık darbe girişiminde de FETÖ medyası ile işbirliği yapması projesi ile yakından ilgiliydi. Bu nedenle 28 Şubat’ı soruşturan FETÖ savcıları 28 Şubat’ın sivil ayaklarına darbe yapılmasını engellerken Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sızan FETÖ’cü bazı hakimler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile yargılanan 28 Şubat sanıklarının tümünü serbest bırakarak davayı sulandırmışlardı. Zira yukarıdaki satırlarımızda açıkladığımız gibi ABD’nin üst makamlarınca Ankara Büyükelçiliği’ne gönderilen çok gizli kripto belgeye göre darbe emrini ABD vermişti. O halde bu sanıklar yargılanamaz algısı yaratılmak isteniyordu. Diğer önemli bir husus 28 Şubat sanıklarının Refahyol iktidarını düşüren DYP içindeki 37 milletvekilinin şantaj rüşvet ile partilerinden istifa ettirildiği olayını duruşmalarda hiç gündeme getirmemeleri dikkat çekicidir. Zira Demirel’e yakın eski bir bakanın başını çektiği iddia edilen yeni ‘Güneş Motel’ skandalında 28 Şubat’tan 15 yıl sonra ortaya çıkan “Genelkurmay Harekât Başkanlığı Psikolojik Harekât Dairesi Faaliyetleri” başlıklı belgeye göre DYP milletvekillerinin istifa ettirilerek Refahyol hükümetinin düşürülmesinde BÇG önemli bir rol oynamış.
28 Şubat’ın sivil ve siyasi ayaklarına yapılması neredeyse kesinlik kazanan soruşturma ve operasyonlarda rüşvetçi vekillere ödenen milyon dolarların kaynağının bulunması düğümü çözecek sanırım. Tabii ki darbecilere ram olan, milletin oyuna ihanet eden rüşvetçi eski vekillerin kim olduğunu da resmen öğrenebileceğiz sanırım.
28 ŞUBAT KÜRESEL BİR FİNANS OPERASYONU MU?
28 Şubat yakın tarihimizin Türkiye’de siyasi, sosyal ve ekonomik sonuçları açısından en önemli darbe süreçlerinden biridir. Bu süreçte yalnızca dindarlar hedef alınmamış bu kesim günah keçisi olarak kullanılmak suretiyle Türk toplumuna topyekün bir savaş açılmıştır. Bu süreç içerinde TSK içinde 2000’e yakın subay ve astsubay bir darbe yapılanması olan BÇG tarafından fişlenerek ordudan atılmışlardır. On bine yakın çeşitli rütbede asker emekliliğe zorlanmıştır. Türk milletinin milli ve manevi değerleri iç tehdit olarak değerlendirilmiş, başörtüsü başta olmak üzere inanç özgürlüğü suç kapsamında görülmüş BÇG ve EMASYA komutanlıklarınca 11 milyona yakın her görüş ve ideolojiden insan Türkiye genelinde fişlenmiştir. Bu fişlemeler TC Anayasası’na, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmelerine aykırı bir biçimde yetkisiz ve uzman olmayan kişi ve kurumlarca sübjektif kriterler baz alınarak yapılmıştır. Türkiye’de darbeciler tarafından İRTİCA vardır algısının altını doldurmak ve RefahYol hükümetini illegal olarak iktidardan uzaklaştırmak amacıyla MGK ve Genelkurmay içinde kurulu psikolojik harekât birimleri (Genelkurmay Psikolojik Harp Dairesi ve Seferberlik Tetkik Kurulu) faaliyete geçirilmiştir. Bu amaçla o süreç içinde kullanılan, Aczimendiler, Fadime Şahin, Sisi, Ali Kalkancı gibi piyon ve aktörler halen hafızalarımızdadır.
Özellikle “Batı Eylem Planı” çerçevesinde “İRTİCA’i tehdit ile mücadelede yasal tedbirlerle sonuç alınmadığı takdirde savaş durumunda psikolojik ve örtülü harekât icra edilebilir” maddesi darbecilerin gözü dönmüşlüğünün en bariz örneğidir.
Dönemin Deniz KK Güven Erkaya 24 Şubat’ta ‘İrtica PKK’dan tehlikelidir, aşırı dinci akımlar Türkiye’nin 1 numaralı sorunu haline gelmiştir” açıklaması sonrasında basına verilen brifingte Çevik Bir İRTİCA’nın bir numaralı iç tehdit olduğunu açıklamıştı. Esasen başta dönemin Cumhurbaşkanı Demirel olmak üzere üst yargıya üniversite ve akademisyenlere STK’lara verilen brifinglerde de İRTİCA’i faaliyetlerin ülke için önemli bir tehdit haline geldiğinin altı özellikle çiziliyordu. O süreçte psikolojik harekâtın bir parçası haline gelmiş apoletli medyada bu açıklamalar manşetleri süslüyordu. Bu faaliyetlerin ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından ABD Büyükelçiliği’ne Ekim 1996’da gönderilen çok gizli dereceli kripto belgede yer alan “Dönemin Başbakanı Erbakan’ın Başbakanlık'tan indirilmesine yönelik her türlü eylem ve çalışma” kapsamında değerlendirilmesi şüphesiz yargının İnisiyatifinde bir durum.
28 Şubat darbesi en büyük zararı ülke ekonomisine vermiştir. 2001 krizine uzanan sürecin finansal maliyetinin ülkemize verdiği ekonomik zarar uzmanlarca 381 milyar dolar olduğu açıklanmıştır. Türkiye bu süreçte dış merkezli küresel bir finans operasyonu (faiz lobisi) ile ekonomi dize çöktürülürken, diğer taraftan ülkemizde “irticai kalkışma” senaryolarıyla başta bankalar olmak üzere cumhuriyet tarihinin en büyük soygunları gerçekleştirilmişti.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.