
Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk ve benzer davalarda Türkiye’nin darbeciler ve derin devlet yapılarıyla yüzleşmesini engelleyen FETÖ suçsuz askerlerle birlikte suçluların da aklanmasını sağlayarak bu davaları sulandırmıştı.
FETÖ bu stratejisiyle ülkemizde hukuk, eşitlik ve adalet ilkelerinin kamuoyu nezdinde güvenilirliğini yitirerek etkisizleşmesinde önemli bir rol oynamıştı. Bugünlerde ise bu kez son hedefin 28 Şubat Süreci ve davası olduğu görülüyor. 28 Şubat Davası dediysek bu çok önemli davanın tüm ayaklarının yargılandığı bir süreçten söz etmediğimiz gayet açık. Bu dava 28 Şubat Darbecilerinin tamamının yargılandığı bir süreç değil. BÇG üzerinden TSK içinde bir CUNTA Grubunun yargılaması yapılıyor. Bu grubun siyasi, medya, sermaye ve STK ayakları ile ilgili bir iddianame bugüne kadar açıklanmadı. 28 Şubat Post Modern darbesi tüm bu ayakların organize bir şekilde işbirliği ile gerçekleştirilmesine rağmen sivil cuntacılara günümüze kadar bir operasyon yapılamaması davanın ve Türkiye’nin en büyük handikaplarından biri olduğu söylenebilir. Zira 28 Şubat’ta darbeyi gerçekleştiren CUNTACI askerlerin büyük bir bölümü ordu içinde pasifize ve tasfiye edilmelerine rağmen sivil darbecilerin yargılanmak bir yana, başta medya olmak üzere daha üst görevlere terfi ettirilerek taltif edilmeleri, darbeden zenginleşerek çıktıklarına yönelik iddialar, kamuoyu vicdanını menfi yönde etkilemekle birlikte, sivil darbecilerin vesayet makamlarınca koruma altına alınarak, daha sonraki yıllardaki darbe teşebbüslerinde de kullanılacağının bir işaret fişeği gibiydi.
28 Şubat Süreci darbesi, arkasındaki dış güçlerin amaçları açısından tıpkı 17/25 Aralık ve 15 Temmuz Kalkışması gibi başarısızlıkla sonuçlanmış bir sürece işaret ediyor. Üstelik AB Adalet Divanı’nın inanç özgürlüğünü kısıtlayacak son kararıyla başörtüsü yasağını neredeyse tüm Avrupa’da kamu ve özel işyerlerinde uygulanma tehdidi ile karşı karşıya bırakması Global 28 Şubat’a işaret etmektedir. Türkiye’de bundan 20 yıl önce yasaklanan türban ve inanç özgürlüğü önündeki engellerin günümüzde Ak Parti’nin demokratik reformlarıyla ortadan kaldırılması neticesinde TSK ve polis dahil olmak üzere kamuda ve özel işyerlerinde türbanın serbest bırakılması Türkiye’de demokrasi insan hakları ve özgürlükler konusunda pozitif gelişmeleri gözler önüne sermesi darbelerin arkasındaki küresel güçleri ve Türkiye içindeki taşeronlarını rahatsız etmiş bulunuyor.
Son Katar krizi, ABD’nin Müslüman Kardeşler örgütünü çeşitli zorlamalar ile bir terör örgütü olarak nitelemesi Türkiye’de Ordu ve Polis başta olmak üzere Türkiye’de Türbanın serbest bırakılmasını hazmedemeyen darbeci askerler ve bazı CHP milletvekillerinin 28 Şubat Süreci ve Davasının FETÖ kumpası olduğunu iddia etmeleri, üstelik bizim mahalleden görünen bazı medya mensuplarının BÇG Milli Ordu’dur anlamındaki açıklamaları açık bir şekilde 28 Şubat’ın tekerrür etme arzusunu ve bu konuda yapılması muhtemel dış merkezli ve iç piyonların kullanıldığı algı operasyonlarına işaret ediyor.
Yeni Çağ Yazarı Sayın Orhan Uğur 12.12.2016 tarihli yazısında 28 Şubat sanığı 100 askerin ortak yaptıkları 29 sayfalık savunmada BÇG’nin 28 Şubat 1997’de FETÖ’yü deşifre edip buna dair gizli raporları Cumhurbaşkanı’na MGK’na ve Başbakanlığa gönderdiklerini yazmış. Ancak dönemin Genelkurmay Başkanı Karadayı , savcılığa verdiği 03 Ocak’taki ifadesinde ’’Benim bu belgeden haberim ve parafım yoktur. BÇG ismiyle bir grup yoktur, açıklaması ne anlama geliyor? Sayın Çiller’in hükümetin BÇG’nin varlığından Em.İstihbarat Raporu ile haberdar olduklarını açıklaması ise sanıkları doğrulamıyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.