Türkiye, 7 Haziran 2015 tarihinde yapılacak genel seçimler nedeniyle'' seçim sath-ı mailine'' girdiği bir süreçte, 31 Mart saat 10;36'da neredeyse ülke genelinde, aynı anda elektriklerin kesilmesi, kesintinin ''Enterkonnekte sisteminin" çökmesinden kaynaklanması nedeniyle arızanın uzun sürebileceği şokunu yaşarken, bu kez, ikinci şok, 12;36'da Çağlayan Adliyesi'nde Berkin Elvan davasına bakan savcı Mehmet Selim Kiraz'ın iki DHKP-C militanı tarafından odasında rehin alınması ve infaz edilmesi ile yaşanmıştı.
Türkiye genelinde sistemin çökmesi veya çökertilmesi sonucu yaşanan uzun süreli elektrik kesintisi, Çağlayan Adliyesi'nin teröristlerce basılarak önemli davalara bakan bir savcının şehit edilmesi, aynı gece terör örgütüne mensup bir teröristin intikam amaçlı, Vatan Caddesi'ndeki Emniyet Müdürlüğü önündeki güvenlik görevlilerini hedef alan uzun menzilli silahlı ve bombalı saldırısı, Rize deplasmanından dönen Fenerbahçe otobüsüne düzenlenen silahlı saldırıda futbolcuların hayatlarına kastedilmesi, seçim öncesi birbirinden bağımsız spontane gelişmiş olaylar zincirini mi gösteriyor?
Yoksa, Yeni Türkiye'nin kaderini belirleyecek, 7 Haziran seçimleri öncesi süreci manüple ederek, kaos ve istikrarsızlık yaratacak eylem ve organize olaylar ile iktidarı zayıflatma stratejisi ve taktikleriyle hareket eden bu amaçla klasik ve siber terör kartlarını öne süren üst aklın devreye girdiğine mi işaret ediyor.
Asimetrik savaşın yaygın bir tanımı ''Meşru olarak harp etmeden, özel hayati hedeflere alışılmamış usullerle saldırı, siber ve bilgi savaşı şeklinde halkın yaşam ve psikolojisini felç eden hatta kitle imha silahları dahi kullanarak yapılabilecek her türlü savaştır'' şeklindedir.
Asimetrik tehdit kavramının diğer bir tanımlaması ise''Yarattığı ani ve hazırlıksız durum nedeniyle ülkelerin siyasi, sosyal ve ekonomik sistemlerinde istikrarsızlıklarına neden olan, düşük seviyede kuvvet ve teknoloji kullanarak etkin olmayı amaçlayan tehdit algılaması'' biçiminde ifade edilmektedir. Küreselleşmiş dünyamızda, asimetrik tehditlerden biri ve en önemlisi siber terör olarak değerlendirilir.
Bu güne kadar karşılaşılan olaylar incelendiğinde, klasik ve siber terör eylemleri arasında, amaç- etki- fiziksel risk gibi birçok açıdan, çok farklı hususlar içerdikleri açıkça görülmektedir. Geleneksel terör eylemi yoluyla yapılmak istenen propaganda geniş kitlelere ulaşabilse de eylemin bizatihi kendisi lokaldir. Ancak siber terörde, eylemin etki alanı, bilgisayarı yönlendiren fare'nin bir hareketiyle inanılmaz şekilde genişletilebilir. Bir tıklama ile devlete ait binlerce internet sitesi aynı anda çökertilebilir.
Örneğin, metropollerde bilgisayarlar aracılığıyla yönetilen su ve elektrik dağıtım şebekelerinin merkezlerine yapılacak olan siber saldırılar o şehirde yaşayan tüm bireyleri doğrudan etkileyecektir. Şer güçlerce gerçekleştirilen, bu tür bir terör saldırıya hedef olan bir devlet kurumunun içine düşeceği karmaşanın yarattığı toplumsal huzursuzluk, çeşitli psikolojik harp veya harekat yöntemleri ve algı operasyonları ile ülkeyi idare eden üst düzey yönetici veya iktidara yönlendirilerek, mevcut otoriteye karşı bir güvensizlik ve nefret dalgası oluşturulması sağlanabilecektir.
Tıpkı 27 Mayıs'ta olduğu gibi. 55 yıl önce darbecilerin, 27 Mayıs 1960 darbesi ile şehit ettikleri Adnan Menderes hükümetini iktidardan uzaklaştırmak için uyguladıkları kara propaganda ve dezenformasyon yöntem ve taktiklerinin, günümüzde bire bir Ak-Parti ve üst düzey yöneticilerine uygulandığı bir süreçten geçiyoruz.
55 yıl önce rahmetli Menderes'in, darbe öncesi yaptığı radyo konuşması günümüze ışık tutacak mahiyette, sanki 2013 tarihli Gezi Kalkışması'ndaki olaylar dile getirilmiş. ''Belirli merkezlerden yönetilen hadiselerde, Ankara ve İstanbul başta olmak üzere sokağı ele geçiren küçük gruplar arasına karışmış yıkıcı propaganda ile görevlendirilmiş ajanların halkı Demokrat Parti aleyhine kışkırtarak nasıl sokağa döktükleri ve darbeye zemin hazırladıkları'' anlatılmıştı.
7 Haziran 2015 Genel Seçimi'nin, Yeni Türkiye ve hedefleri açısından hayati bir önem taşıdığı yadsınamaz bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Devlet yönetiminde milli iradeyi önceleyen özgürlükçü, insanı ve insan onurunu yücelten, hukuk devleti nosyonları ile öne çıkmış Yeni Anayasa ve Başkanlık Sistemine geçmiş, bölgesinde ve dünyada güçlü bir Türkiye'yi, kendi ülke çıkarları için tehdit olarak gören bazı Ortadoğu ve Batılı ülkeler, genel seçimde Ak Parti'yi sandığa gömmek amacıyla, Türkiye'deki yerli işbirlikçi etki ve nüfuz ajanları ile birlikte topyekun saldırıya geçmiş görünüyorlar.
Bu nedenlerle son iki haftada ülkemizde yaşanan yukarıda açıkladığımız olayların, bir merkezden idare edilen klasik ve siber terör saldırılarının asıl amacı, çözüm sürecini bozmak suretiyle, 1 Mayıs'ta, Gezi Kalkışması'nın 3. yılında sokak terörüne çok sayıda katılımın sağlanması olduğu anlaşılıyor. Gezi'nin 3'üncü yılı sene i devriyesinden sadece 4 gün sonra, genel seçimlerin yapılması 20-25 milyon taraftar desteğine sahip Fenerbahçe takımına yapılmak istenen katliam girişiminin arka planını da açıkça gözler önüne seriyor.
7 Haziran öncesi güvenlik ve istihbarat birimlerimize ve birlik beraberliğimizi bozmaya yönelik sokak terörüne geçit vermeyen yüce milletimize bu kez de önemli görevler ve ödevler düşüyor.