Devletin resmi ideolojisi – sözde Tevhid-i Selam Örgütü

04:001/12/2014, Pazartesi
G: 12/09/2019, Perşembe
Bülent Orakoğlu

Başbakan Davutoğlu Tunceli Üniversitesi’nde yaptığı konuşmasında, ‘’İskilipli Atıf Hoca ile Seyit Rıza’nın idama yürüyüşlerindeki temel ortaklık, devletin resmi ideolojisinden farklı düşünmekti. Biz şunu diyoruz, bundan sonra devletin resmi ideolojisi olmayacak. Devletin bir tek, milletle bağı ve aidiyeti olacak. Devlet yeni bir üslup belirleyecek, bu size taahhüdümüzdür. Milletin, toplumun her kesimiyle bağı olmayan bir devlet resmi ideolojiyle yaşayamaz. Resmi ideolojinin dayattığı tarih anlayışıyla

Başbakan Davutoğlu Tunceli Üniversitesi’nde yaptığı konuşmasında, ‘’İskilipli Atıf Hoca ile Seyit Rıza’nın idama yürüyüşlerindeki temel ortaklık, devletin resmi ideolojisinden farklı düşünmekti. Biz şunu diyoruz, bundan sonra devletin resmi ideolojisi olmayacak. Devletin bir tek, milletle bağı ve aidiyeti olacak. Devlet yeni bir üslup belirleyecek, bu size taahhüdümüzdür. Milletin, toplumun her kesimiyle bağı olmayan bir devlet resmi ideolojiyle yaşayamaz. Resmi ideolojinin dayattığı tarih anlayışıyla da gelecek inşa edilemez. Hep beraber konuşacağız, kızmadan, öfkelenmeden. Hepimizin yaşadığı acıları paylaşarak konuşacağız. Dersim olayları nedeniyle milletimizden bir kez daha özür diliyoruz’’ demişti.

23 Kasım 2011 tarihinde Başbakan Erdoğan 1936-1939 tarihleri arasında Dersim’de yaşanan olaylarda, devlet kuvvetleri tarafından yöre halkına katliam yapıldığını açıklamış, devlet adına özür dilemişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakan olduğu süreçte, Türkiye’nin birlik ve beraberliği demokrasinin gelişimi, insan hak ve özgürlükleri, hukuk devletinin tecellisi ve en önemlisi de Yeni Türkiye’nin inşası ve geleceği açısından geçmişimizdeki karanlık olaylar ve yalanlarla dolu resmi tarihimizle yüzleşme fırsatını ve gereğini topluma sunuyordu.

Aslında tüm dünyada, Türkiye lehinde pozitif bir algıya neden olan özür dileme olayı geçmişten günümüze millet iradesini yok sayan vesayetçi yapılar ile özellikle de üst aklı hedef alan bir girişimdi. Türkiye’de son yıllarda gerçekleştirilen demokratik gelişmelere rağmen devletin resmi ideolojisini seçimle iş başına gelmiş iktidara dayatarak millet-devlet barışmasını engelleme gayretleri, geçmişimizde ALEVİ-SUNNİ, KÜRT-TÜRK, LAİK-ANTİLAİK çatışması çıkarmaya yönelik karanlık provokasyonların ve toplumsal olayların, faili meçhul cinayetler ve arkasındaki güç odaklarının tespit edilerek yargı önünde hesap veriyor olmalarının sağlanması, Yeni Türkiye’nin 17-25 Aralık darbe girişiminde olduğu gibi sabotajlara uğramaması adına önemli görünüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Başbakan Davutoğlu’nun Dersim üzerinden geçmiş resmi tarihimizin yanlışlarla dolu olduğu yönündeki ifade ve açıklamalarına karşın, Türk Tarih Kurumu’ndaki resmi belgelerde, Dersim olaylarının devlete karşı bir isyan olduğu, bu olaylarda hayatlarını kaybeden sivillerin de isyancı olduğu belirtiliyor. Bu durum geçmişimizdeki karanlık olaylar ve yalanlarla devlet olarak yüzleşmemiz ve bu yüzleşmelerin kayıtlara yazılı belge olarak geçmesi gerekliliğini açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Şüphesiz ki aynı konumda manüple edilmiş birçok olay ve dosya var. Bu tür dosyalar arasında çok yakın tarihimize ışık tutacak Sözde Tevhid-i Selam- örgütünü kuruluş ve eylemleri açısından detaylı bir şekilde incelememiz gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’de 90’lı yıllarda Gladio tarafından gerçekleştirilen suikast ve cinayetleri örtme, hedef şaşırtma taktik ve stratejisiyle derin üst yapı tarafından “naylon terör örgütleri “kapsamında oluşturulan sözde bir örgütten söz ediyoruz.

2000 yılında Batman’dan İstanbul’a hicret eden Hizbullah Örgütü’ne yönelik olarak 17 Ocak’ta İstanbul Beykoz’da örgüt evine yapılan, ısmarlama polis baskını sonrasında Hizbullah Terör Örgütü’nün arşivinde, Uğur Mumcu suikastını aydınlatacak bir mektuba ve İran gizli servisi ile irtibatlı Tevhid-i Selam isimli bir örgüte ulaşılıyordu. Tevhid-i Selam örgütü yöneticilerinden olduğunu iddia eden İğneci kod adlı Yusuf Karakuş Hüseyin Velioğlu’na yazdığı mektupta Tevhid-i Selam grubundan ayrıldığını, Hizbullah’a geçmek istediğini referans olarak da Uğur Mumcu suikastında bulunduğunu ifade ediyordu. Bulunan referans mektup üzerine Türk Gladiosu tarafından işlenen laik cinayetler derin üst akıl tarafından ustaca bir örtme ve hedef şaşırtma yöntemi ile aslında var olmayan Tevhid-i Selam örgütü üzerine yıkılıyordu.

Türkiye’de 90’lı yıllarda işlenen, birlik ve beraberliğimizi bozmaya yönelik LAİK-ANTİLAİK kamplaşmasına yol açan laik suikastları ( Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Çetin Emeç vs.) ve cinayetlerinin, küresel güçlerin Ortadoğu politikalarını destekleyecek bir şekilde, İran’ı ve gizli servisini hedef göstermesi, Türkiye-İran arasındaki ilişkileri bozacak bir mahiyet kazanması, iç ve dış destekli tipik bir Gladio operasyonuydu.

Resmi kayıtların incelenmesinde 7 Ocak 2000 tarihinde Ankara 2’nolu DGM. tarafından laik cinayetleri ile ilgili olarak mahkum edilen sözde örgüt ve mensupları ile ilgili karar verilmişti. Türk Gladiosu tarafından 1990 lı yıllarda kurgulanan, 2000 yılından itibaren uyumaya sevkedilen, Sözde, Selam Tevhid örgütü, 11 yıl sonra 2011 yılında paralel yapıya hükmeden hangi güç odakları tarafından canlandırılmıştı? Aslında bu olay bile GLADİO-PDY (Paralel Devlet Yapılanması) arasındaki ilişkiyi de açık etmeye yetiyor zannımca..

Eğer, 17-25 Aralık darbe girişimi başarılı olsaydı bir kurgu olarak oluşturulan Tevhid-i Selam örgütü üzerinden Başbakan Erdoğan, bakanlar milletvekilleri gazeteciler MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve yüzlerce kişi ile ilgili olarak tutuklamalar yapılacak, Türkiye KAOS ortamına sokulacaktı. Günümüzde laik suikastları ve cinayetleri arkasında Gladio yapılanması olduğuna yönelik ciddi delil ve kamuoyu algısı mevcut olduğuna göre, günümüzde ortaya çıkan gerçekler ışığında, suikasta ve cinayete kurban edilen gazetecilerin eş ve çocuklarının yeni bilgi, belge ifadeleri doğrultusunda, Umut operasyonlarının yeniden yargıda ele alınması halen günümüzde, devletin üst yetkililerine eylem yapabilecek kapasitede olan bu cinayet şebekesinin eylemleri ve iç uzantılarının ortaya çıkarılması Paralel Devlet yapılanmasının arkasındaki üst aklı da deşifre edebilecektir.

#Davutoğlu
#Tunceli Üniversitesi
#Seyit Rıza