HDP Eş Başkanı pardon haini ve PKK ne yapmak istiyor?

04:0028/12/2015, Pazartesi
G: 13/09/2019, Cuma
Bülent Orakoğlu

Öcalan 12 Eylül 1980 darbesi öncesinde sayıları 100'e yakın örgüt elemanı ile birlikte, 1979 Eylül ayında Suriye'ye geçirildi. Kendisine darbeyi haber veren ''gizli güçler'' Öcalan'ın Suriye'deki ilişkilerini ve kamp yerlerini de ayarlamıştı. Öcalan Suriye'ye geçtikten sonra Şam'da karargahını kurdu. Suriye kontrolündeki Lübnan sahasında bulunan Filistin kamplarında örgüt militanlarına barınak ve eğitim imkanlarını da hazır buldu ve Şam yönetiminin himayesine girdi. Türkiye'ye yönelik kanlı eylemlerini

Öcalan 12 Eylül 1980 darbesi öncesinde sayıları 100'e yakın örgüt elemanı ile birlikte, 1979 Eylül ayında Suriye'ye geçirildi. Kendisine darbeyi haber veren ''gizli güçler'' Öcalan'ın Suriye'deki ilişkilerini ve kamp yerlerini de ayarlamıştı. Öcalan Suriye'ye geçtikten sonra Şam'da karargahını kurdu. Suriye kontrolündeki Lübnan sahasında bulunan Filistin kamplarında örgüt militanlarına barınak ve eğitim imkanlarını da hazır buldu ve Şam yönetiminin himayesine girdi. Türkiye'ye yönelik kanlı eylemlerini buradan sevk ve idare etti.

Bölgenin en güçlü ordusuna sahip Türkiye, Suriye'nin PKK ve Öcalan'a verdiği doğrudan ve açık desteğe tam 19 yıl sessiz kaldı. Diplomatik görüşmeler çerçevesinde gelip giden heyetlerle sorunun çözümüne çalışıldı ancak hiçbir netice alınamadı. Çünkü Suriye teröre destek veren ülkeler statüsünde emperyalist devletlerin kontrolünde bir ülkeydi. PKK'lı teröristler, sınırın Suriye tarafındaki Kürt köylerinden aldıkları yardım ve destekle, Hatay, Gaziantep ve Şanlıurfa illeri sınırlarından, Türkiye'ye sızarak terör eylemlerini gerçekleştirdikten sonra sıkışınca tekrar Suriye'ye dönebiliyorlardı. Suriye gizli servisi ''El-Muhaberat'' bu süreçte PKK terör örgütüne her türlü açık ve örtülü desteği sağlıyordu. Bilhassa 90'lı yıllarda örgüt Türkiye içindeki kanlı eylemlerini en üst doruğa çıkarmıştı.

19 yıl içinde PKK terör örgütü devamlı büyüdü. Ülke içinde silahlı gücünü, ülke dışında siyasi gücünü pekiştirdi. Hemen hemen dünyanın önemli ülkelerinde kendisine destek veren ülke gizli servislerinin ve siyaset mekanizmalarının örtülü yardım ve desteği ile legal görünümlü ancak örgüt hiyerarşisi içinde temsilcilik, yayın organları, televizyonlar ve işyerleri kurdu. Uyuşturucu, insan kaçakçılığı, haraç, soygun örgüte zorla bağış toplama başta olmak üzere diğer illegal faaliyetlerinden her yıl milyonlarca dolar PKK'nın kasasına girdi. Avrupa uyuşturucu trafiğinin mali boyutunun uzmanlarca milyar dolarlarla ifade edilmesi bu paranın önemli bir kısmının PKK'ya akması örgütün ekonomik gücü hakkında bir fikir veriyor zannımca.

Kendi bölgesinde ve dünyada büyük ve güçlü bir Türkiye istemeyen emperyalist küresel güçler ve Batı, Türkiye'nin dış politikalarını kendi emelleri doğrultusunda şekillendirme amacıyla ayrılıkçı PKK terör örgütüne bazen açıkça bazen de örtülü bir şekilde gizli servis ve özel kuvvetleri kanalıyla eğitim, lojistik ve mühimmat desteği vermekten geri kalmadılar. Türkiye'nin imajına darbe vurmak için psikolojik harp yöntemleri de dahil olmak üzere örtülü istihbarat operasyonlarını Türkiye içindeki uzantıları etki ve nüfuz ajanlarını kullanmak suretiyle hayata geçirmeye çalıştılar. Uluslararası terörizme savaş açtığı iddiasında olan bu güçler PKK terör örgütü söz konusu olunca mücadele konsepti ve paradigmalarından saparak PKK'nın Suriye kolu PYD üzerinden terör örgütü PKK'ya açık ve örtülü destek vermeye devam ettiler, hala ediyorlar.

Eski Türkiye'de devlet uzun yıllar PKK terörünü ve arkasındaki dış destek sorununu çözemedi. Bunun en önemli bir nedeni terör örgütü PKK ile mücadelede askerler ve siyaset mekanizmaları arasında teröre bakış ve mücadele konularında bir uyum olmaması iken, diğer bir neden ise PKK ve TBMM'deki uzantısı siyasi partinin geçmişte ve günümüzde emperyalist ülkelerin maşası olarak terör faaliyetlerini sürdürmeleriydi. Günümüzde AK Parti'nin 2002 yılında iktidar olması sonrasında bilhassa 2007 E-Muhtırası sonrasında devlet içinde karar verici mekanizmaların asker ve siyaset olarak PKK ve diğer terör örgütleri ile mücadelede aynı konsept ve paradigmalarda buluşması, özelliklede yerli istihbarat ve insansız hava uçaklarının kullanılması, güvenlik birimlerine kamuoyunun desteği, Türkiye'nin caydırıcı gücünün arttırılması, MİT'in, Batılı ülkeler istihbarat örgütleri ile boy ölçüşebilecek şekilde hukuki altyapı teknik donanım ve lojistik destekle güçlendirilmesi, ülkemizde terör yaratan ülkelerle açık veya diplomatik anlamda yumuşak veya sert güç kullanılmak suretiyle mücadele edilmesi, terörün bitirilmesine yönelik siyasi iradenin desteği sayesinde ayrılıkçı terör örgütü PKK ile cmhuriyet tarihinin en kapsamlı ve başarılı mücadelesi yapılmaktadır.

Sözde Rojava devrimini, Türkiye'de bazı il ve ilçelere taşımak suretiyle öz yönetim veya kurtarılmış bölge stratejilerini uygulayan PKK'nın sözde gençlik yapılanması YDG-H terör örgütü mensupları kurdukları barikatlar ve kazdıkları hendekleri mayınlar ve patlayıcılarla doldurmak suretiyle ve güvenlik güçleri ile çatışarak kamu düzeninin sağlamasına engel olmaya çalışıyorlar. Bu amaçla bu yerleşim bölgelerinde ikamet eden Kürt vatandaşlarımızı güvenlik güçleri ile kendi aralarına canlı kalkan yapmak suretiyle il veya ilçelerden ayrılmaması için gerekirse sivil vatandaşlarımıza ateş edip öldürebiliyorlar.

Bu haliyle PKK'nın bölgede halkın desteğini büyük oranda kaybettiği, 'devrimci halk savaşı' stratejisinden öz yönetim stratejisine (terörü şehirlere taşıma) döndüğü bir ortamda HDP Eş Başkanı pardon eş haini ve PKK ne yapmak istiyor sorusu akıllara geliyor. Tam da bu ortamda ayağının tozuyla kısa bir süre önce ABD ve Rusya'ya sır ziyaretlerde bulunan Demirtaş kırsal alanda ve şehirlerde bitme noktasına gelen demoralize olmuş PKK terör örgütü mensuplarına DTK olağanüstü toplantısında önümüzdeki yüzyılda Ortadoğu'da kurulacak sözde 'Kürdistan' müjdesi veriyor. Anlaşılan öz yönetim filan bahane de, eş hain ve PKK açık açık öz yönetim örtüsü altında 'Birleşik Kürdistan' için Türkiye'den toprak mı istiyor? Yoksa PKK kırsalda ve şehirlerde bitme noktasına geldiği için kendisini destekleyen ülkeleri devreye sokarak taktiksel olarak Türkiye'nin 'çözüm sürecine' dönmesi için bir strateji mi uygulanıyor bunu zaman gösterecek?

Anlaşılan PKK 1970'li yıllardaki toplumsal dalgalanmaların şartlarında ortaya çıkmış doğal bir örgüt değil. Eğer bazı Kürtçü aydınların iddia ettiği gibi kendiliğinden ortaya çıkmış doğal bir örgüt olsaydı 12 Eylül sonrasını diğer birçok silahlı-silahsız örgüt gibi karşılayacaktı. Diğer örgütler yurt içi ve yurt dışı ilişkiler açısından PKK'dan kat kat üstün olmalarına rağmen 12 Eylül sonrası ağır darbeler alarak dağılma ve bitme noktasına gelirken, PKK'nın çok kısa bir süre içinde sınırsız imkanlarla özel statülere kavuşup kendini garantiye almasının arka planı aydınlatılması gereken önemli bir soru olarak karşımızda duruyor.

PKK'nın gizemli bir güç tarafından 12 Eylül öncesi Suriye'ye geçirilmesi suretiyle belki de bu günler için korunup sarmalandığı yabana atılamayacak bir ihtimal. Ancak PKK'yı ve eş haini sarıp sarmalayan gizemli güçlerin, “Türkiye'de, Ortadoğu'da İran, Irak ve Suriye Kürtlerini bir çatı altında toplama'' gibi bir niyetleri yok. Onların niyetleri açık ikinci bir Sykes Picot yaratmak. Diğer yandan yeni Türkiye nasıl PKK koridorunun tamamlanması ve Suriye konusunda küresel güçlerin oyunlarını bozduysa ayrılıkçı PKK terörünün minimize edilmesi ve içimizdeki hainlerin temizlenmesi sonrasında bölgesinde ve dünyada sözü geçen büyük bir ülke konumu inşallah sonsuza kadar devam edecek.
#HDP Eş Başkanı
#hain
#PKK