ABD istihbaratının gizli sırlarını ifşa ettiği için kaçarak Rusya’ya sığınan NSA ajanı Edward Snowden, IŞİD terör örgütünü ABD, İngiltere ve İsrail’in, Ortadoğu’da denge ve tehdit unsuru olarak kurduklarını ifade ederek, asıl amaçlarının ise bölgede İsrail’in güvenliğini tesis etmek ve korumak olduğunu açıklamıştı.
Snowden’in bu açıklamaları, 12 Mart 2013 tarihli The Guardian ve Der Spiegel’de yayınlanan bazı belge ve raporlarla bir şekilde teyit edilmişti. Bu belgelere göre, Ürdün-Suriye sınırında iki kampta, ABD, İngiltere ve İsrail savaş uzmanlarınca askeri eğitimden geçirilip Suriye’ye sokulan 10 bin savaşçı, Özgür Suriye Ordusu yerine en-Nusra ve ağırlıklı olarak IŞİD’e katılmışlardı.
Türkiye’nin IŞİD’e silah yardımı yaptığına yönelik kara propaganda ve asparagas haberler, IŞİD’den petrol alındığı, IŞİD’e katılmak isteyen yabancı savaşçılara, Türkiye sınırında geçiş kolaylığı sağlandığına yönelik yalan ve iftiralarla, bir ucu içeride bir ucu dışarıdaki şer koalisyon tarafından dillendirilmeye, yazılıp çizilmeye kumpas ortaya çıkarılana dek devam etmişti.
Bu şer koalisyonda kimler yoktu ki? AİPAC lobilerinin kontrolündeki ABD ve İngiltere başta olmak üzere Batı medyası, CHP, Paralel Örgüt ve 28 Şubat medyası, Türkiye’yi IŞİD destekçisi göstermek için elbirliğiyle Türkiye aleyhine ortak bir kampanya etrafında buluşmuşlardı. MİT TIR’larının bu örgüte silah taşıdığı, MİT’in silah kaçakçılığı yaptığı yalan ve iftirasında bulunan Türkiye’nin iç ve dış düşmanlarının tek amacı, Türkiye’yi teröre destek veren ülkeler kategorisine aldırarak, savaş suçlusu ilan edip Lahey’de yargılanmasını sağlamaktı.
Türkiye’yi IŞİD ile ilişkilendirmeye yönelik ‘’uluslararası kumpas’’ güvenlik güçlerimizin başarılı bir operasyonu ile ortaya çıkarılırken, bu örgüt ile mücadele eder gibi görünen koalisyon güçlerinin, terör örgütü üzerinden Ortadoğu’yu dizayn ederek, Türkiye’yi Ortadoğu’da ve Suriye’de etkisiz kılmaya yönelik planları da bu sayede deşifre edilmiş oldu.
15-16 yaşlarında İngiliz uyruklu üç genç kız, IŞİD’e katılmak için Suriye uyruklu bir Kanada ajanı ile irtibat kurarak, bu ajan tarafından İstanbul ve Gaziantep üzerinden, IŞİD’e eleman aktarımı yapan örgüt mensuplarına, Suriye’de teslim edilmişti. Suriye uyruklu ajanın 2013 yılı Haziran ayından itibaren Türkiye’ye 33 kez giriş yaptığı özellikle İstanbul Atatürk Havalimanı, Hatay Cilvegözü, Kilis Öncüpınar, Şanlıurfa Akçakale ve Gaziantep Karkamış sınır kapılarını kullandığı tespit edilmişti.
Tahkikat derinleştikçe, Türkiye’ye yönelik tezgahın arkasında rol alan ülkeler ve ilginç bağlantılar ortaya çıkarıldı. Kanada ajanı Al Rashed’e paraların İngiltere’den, Western Union, Moneygram, Bank Asya ve Türk Finans aracılığıyla defalarca değişik Arap isimli şahıslardan 800-1500 dolar miktarlarında geldiği tespit edildi.
Yavuz hırsız ev sahibini bastırır misalinde olduğu gibi küstah İngiltere’nin 3 İngiliz kızının IŞİD’e katılmasında, Türkiye’yi suçlaması hatta Atatürk Havalimanı'nda İngiliz polisi bulundurulması gibi uçuk önerilerinin arkasında, IŞİD’e, yabancı savaşçıların katılmasına yönelik, Türkiye’yi hedef alan tezgahta suçüstü yakalanması önemli bir etken sanırım.
IŞİD’e yabancı savaşçıların katılımında örgütün internet ve sosyal medya platformlarını kendilerini aşan bir profesyonellik içinde kullanarak 80 ülkeden binlerce cihadisti kendi saflarına kattığı bilimsel bir gerçek olarak karşımızda duruyor. O halde küresel güçler ve Batı, Ortadoğu ve dünyayı tehdit eden bir terör örgütünün, sosyal medya platformlarını bu kadar rahat kullanması karşısında gerçekten acz içinde mi kaldı, yoksa iddia edildiği gibi küresel bir proje ile karşı karşıya mı kalındı?
NSA ajanı Snowden 2014 yılında yayınladığı yeni belgelerde bu duruma açıklık getiriyor. Bu belgelere göre, ABD, Britanya, Kanada, Avustralya ve yeni Zelanda’dan oluşan (ECHELON) ‘’Beş Göz’’ ülkelerinin, İstihbarat paylaşımı içerisinde bulunan istihbarat ajansları, 2010 yılında yaptıkları toplantıda, twitter, facebook ve youtube gibi sosyal medya platformlarını hedef alınan ülkelerde istikrarsızlık ve kaos oluşturmak amacıyla yasadışı kullanma yönünde karar aldıkları ifade ediliyor. Kontrol ve yönlendirme, dezenformasyon, yanıltmaca ve propaganda, kitlesel mesaj verme amaçlı illegal faaliyetlerin psikolojik harp metotları ile desteklenmesi, sosyal medya platformlarını hedef ülkelerde Truva atı işlevi görmesine zemin hazırlandığı anlaşılıyor.
Üç İngiliz kızın, IŞİD’e katılımı ile ilgili irtibatların sosyal medya platformları üzerinden gerçekleştiği biliniyor. Üstelik bu kızlardan Aksa Mahmud’un 2013 yılında bir IŞİD militanıyla evlenmek için İskoçya’nın Glasgow şehrinden, Suriye’ye gidip geri dönmesi sonrasında Aksa’nın twitter hesabının İngiliz polisi tarafından yakından takip edilmesine rağmen kızların İngiltere’den ayrılmalarına neden mani olunamadığı bir soru işareti olarak ortada duruyor.
Bir diğer olay da Londra’nın doğusundaki Bethnal Grenn Academy okulunun öğrencisi üç kızla aynı okulda okuyan başka bir genç kızın geçen yıl Aralık ayında Suriye’ye gittiği ve bu genç kızın diğer üç kızla yakın arkadaş olduğu, olayın ardından Londra polisinin üç genç kızın ifadesine başvurmasına rağmen, neden genç kızların IŞİD’e katılmalarına engel olunmadığı veya bu katılımlara İngiliz polisinin bilinçli bir şekilde, göz yumduğu ihtimalini, güçlü bir şekilde akıllara getiriyor.