Darbe, genelde gizli orduların dünyanın birçok yerinde uyguladığı özel bir harp metodu olarak bilinir. Siyasal cinayetler, faili belli olmayan bombalı saldırılar, toplumsal olaylar ve katliamlar, kamplaşma ve kutuplaşma yaratacak eylem ve olaylar, kısaca terör yaratılarak darbe şartları oluşturulmaya yönelik faaliyetler ile kamuoyunun darbe yönetimlerine razı olması, hatta darbeleri ister bir psikolojik ortama girmesi tipik Gladyo taktik ve stratejilerindendir.
Eski Cumhurbaşkanları Evren ve Demirel'in darbe kararı veren mekanizma olarak tarif ettiği derin yapı'yı, eski Başbakanlardan, Ecevit "Kontrgerilla'' olarak tanımlayarak, “eğer bir ülkede gizli silahlarla donatılmış devlet içinde fakat devlet denetimi dışında bir örgüt var ise, bütün karanlık olayların ardında o gizli örgütten bazı elemanların yer almış olabileceği kuşkusu her halde hafife alınmaz'' demişti. Sahra talimatnamesinde, Cumhurbaşkanı'na görev verilmesi, öldürme yetkisi, Gayri Nizami Harp eğitimi almış sivil unsurların işlemiş oldukları eylem ve suçlardan ceza almadan yargıdan kurtarılmaları yönünde hukuk dışı maddelerin bulunması, Eski Türkiye'de darbeler öncesinde yaratılan kaos ve faali meçhullerin arka planı ve üst akıl hakkında yeterli ipuçlarını veriyor zannımca.
Son dönemde, Türkiye ile ÇİN arasındaki iyi ilişkiler, Türkiye'nin 1950'li yıllarda üye olduğu ABD-NATO kumpasından ve NATO örtüsü altında faaliyet gösteren Gladyo şebekelerinden kurtulmasında, konjonktürel olarak ÇİN, Türkiye için manevra kabiliyeti sağlayabilecek önemli bir unsur olarak görünüyor. Türkiye ve Çin ilişkilerinin geliştirilmesi birçok açıdan her iki ülkenin de yararına olacağı açık bir şekilde görüldüğüne göre, Doğu Türkistan meselesi bu çerçevede ikili ilişkilerin geliştirilmesinde ön koşul yapılmadan ele alınmalıdır. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra tek kutuplu siyasi güç haline gelen ABD'nin Ortadoğu üzerinde bilhassa Suriye ve Irak üzerinde oynadığı kanlı oyun Türkiye'yi sarmadan, Türkiye darbe ve terör sarmalından bir an önce çıkacak tedbirleri almalıdır. Bu çerçevede Türkiye'nin NATO'ya üye olması sonrasında ülkemizde yaşanan istikrarsızlık ve KAOS ortamlarını ve ödenen bedelleri bir kez daha hatırlamamız gerektiği düşüncesindeyim.
Çin'in Doğu Türkistan Türklerine yönelik baskılarını bahane eden bazı grupların, İstanbul, Ankara ve Kapadokya'da gerçekleştirdikleri eylem ve protesto gösterileri sırasında, Çinli, Japon ve çekik gözlü turistlerin hedef alınması, Çin lokantalarına saldırı düzenlenmesi şekliyle yaratılmaya çalışılan KAOS ortamı, üst aklın, 7 Haziran seçimleri sonrası Türkiye'nin bağımsız dış politikasını hedef alan açık bir saldırı niteliğindedir. Bu saldırılar ile bir taraftan Türk turizmine darbe vurulurken, diğer taraftan Uygur Türkleri üzerinden, Türkiye'nin, Çin ile ekonomi, güvenlik ve savunma alanlarında yapması muhtemel stratejik işbirliği anlaşmaları engellenmek istenmektedir. Amaç ise, Türkiye'nin, NATO ve ABD'ye güvenlik ve savunma sistemleri açısından bağımlı kalmasını sağlayacak psikolojik harp yöntemleriyle yola getirilerek bir nevi "örtülü uydu devlet statüsünün'' kabul ettirilmesi olarak düşünülebilir.
Aslında, Çin'in Özerk Uygur bölgesinde oruç ve ibadeti yasakladığına yönelik bir kısmı asparagas ya da istismar olan haber ve görüntülerin asıl amacının 12.Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef alan psikolojik harp ve algı operasyonuna işaret ettiği çok açık. Çin ile Türkiye arasında, Gezi ve 17-25 Aralık darbe girişimi sonrasında gelişen iyi ilişkiler nedeniyle, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK-Parti'nin Doğu Türkistan Türklerinin hak ve hukuklarını yeterince korumadığı mesajı verilmek istendiği anlaşılıyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Çin ziyareti öncesinde yaşananların manidar olduğu ve provokatörlerin oyununa gelinmemesi, Uygur özerk bölgesinde yaşananların Türkiye'yi doğrudan ilgilendirdiği ve bu sıkıntıları en üst düzeyde dile getirdiği yönündeki açıklamaları üst ak'lın stratejik algı operasyonlarına karşı net bir tavrı ortaya koyuyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 28 Temmuz'da gerçekleşecek Çin ziyareti Türkiye ve Çin devletleri açısından siyasi, ekonomik, savunma ve güvenlik alanlarında, stratejik önemi haiz gelişmelere zemin hazırlayacak gibi görünüyor. Zira Türkiye'nin NATO sarmalından çıkmasını istemeyen üst akıl ve Türkiye'deki uzantıları, Doğu Türkistan ile ilgili haberlerin abartılı bir şekilde yazılı ve görsel medyada yer almasını sağlayarak Çin ziyaretinin başarısız olması amacıyla sabote etmeye çalıştıkları açık bir şekilde görülebiliyor.
Türkiye'nin bir NATO ülkesi olarak Füze Savunma Sistemi ihalesinde İtalyan-Fransız Konsorsiyumu'nun yanısıra Çin ile de müzakereleri sürdürmesi, Amerikalılar ve NATO tarafından sistemin NATO ile uyumlu olmadığı savıyla tepki ile karşılanmıştı. Oysa gerçek tamamen farklıydı. Türkiye, bağımsız bir dış politika stratejisi ile birlikte savunma ve güvenlik alanlarında da dışa bağımlılıktan kurtulup, yazılımını Çin'in teknik desteği ile kendi yapacağı ''Yüksek İrtifa Gelişmiş Hava ve Füze Savunma Sistemi'ni'' üretip, kendi hava sahasını güçlendirerek, bu sistemi ikinci ülkelere satma hedefinde kararlı adımlar atmaya hazırlanıyor olması stratejik dostumuz ABD'yi rahatsız etmişti.
Türkiye NATO içinde 2'nci kara ordusuna sahip güçlü bir ülke olarak, ABD ve bazı Batılı ülkelerin, uzay, havacılık savunma ve güvenlik alanlarında Ar-Ge çalışmaları için milyar dolarlara ulaşan kaynak ayırması, ''geleceğin savaşlarının havacılık ve uzay'' üzerinden yapılacağına yönelik bilimsel veriler, Batı ve gelişmiş ülkeler ile birlikte Türkiye'nin de dikkatlerini bu alana çevrilmesine neden olmuş görünüyor.