Türkiye’de terörü destekleyen ülkeler ile hesaplaşma stratejisi

04:0022/02/2016, Pazartesi
G: 13/09/2019, Cuma
Bülent Orakoğlu

Ankara'da ''Devlet Mahallesi'' olarak bilinen Merasim Sokak'ta Silahlı Kuvvetlerimizin servis otobüslerini hedef alan
T.C Devleti'ne ve Türkiye'nin birlik ve beraberliğine yapılmış, Suriye kaynaklı uluslararası bir terör eylemidir. Terör saldırısını gerçekleştiren örgütün PKK-HPG/YPG olduğu maddi deliller ve belgeler ışığında net bir şekilde anlaşıldığı, devletin üst katları ve soruşturmayı yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nca resmen açıklanmıştır. Buna rağmen terör eylemini gerçekleştiren terör örgütü ve arkasındaki güçleri örtme gayreti ve çabası içinde olan gayri milli ve yerli olmayan unsurlar tıpkı Çağlayan Adliyesi'nde Savcı Kiraz'ı şehit eden DHKP/C terör örgütüne verdikleri destek benzeri bir yaklaşım içine girmiş görünüyorlar. Bu kesimler, Sultanahmet canlı bomba saldırısında yaşandığı gibi intihar eylemini gerçekleştiren teröristlerin kimlikleri ve örgüt isimlerinin güvenlik güçlerince kısa bir süre içinde nasıl tespit edildiğini, her terör eyleminde istihbarat zafiyeti yaşandığına yönelik iddialarını güvenlik güçlerini acz içinde gösterme stratejisi doğrultusunda dillendirerek yazılı ve görsel medya ile sosyal medya platformlarında kamuoyunu yönlendirmeye devam ediyorlar. Türkiye'de terör yaratan ve destekleyen ülkelerin derin ve gizli servislerinin algı operasyonları ve psikolojik harp faaliyetlerine bilerek alet olan bu çevreler terörizme destek vermekten de çekinmiyorlar.


Soruşturmayı yürüten adli makamlarca 'Devlet Mahallesi'nde askeri servis araçlarına patlayıcı yüklü araçla yapılan canlı bomba saldırısının HPG/YPG işbirliği içinde gerçekleştirildiğinin açıklanması terörü arka planda örtülü ve açık olarak destekleyen ülkeleri de deşifre ederek açığa çıkarmış görünüyor. Türkiye'nin birlik ve beraberliğini hedef alarak Türkiye'yi Suriyeleştirme ve Iraklaştırma adına hareket eden bazı Batılı güçlerin piyonu veya taşeronu olan PKK-HPG/YPG terör örgütünün arkasında Suriye Gizli Servisi El-Muhaberat'ın olduğu, El Muhaberat'ın da İran Rus ve ABD gizli servis veya derin yapılarıyla açık ve örtülü ilişkiler ağı günümüzde tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmış gerçeklere işaret ediyor. 20 Temmuz Suruç intihar eylemi sonrasında Başbakan Davutoğlu, ''Üç terör örgütü birden içte ve dışta harekete geçirilmiştir. Yurt dışındaki çevrelere sesleniyorum: Türkiye'nin dostluğu güçlüdür. Tahammülümüzün sınırlarını kimse zorlamamalıdır. Dost ve müttefiklerimiz bir kez daha Türkiye'nin gücünden emin olmuşlardır. Türkiye'ye hasmane düşünceleri olanlar da anlamışlardır'' demişti.



Türkiye'de son olarak gerçekleştirilen araçlı tahrip gücü yüksek canlı bomba saldırısının yöntemi ve stratejisi, PKK/PYD terör örgütünün klasik eylem yöntem ve stratejilerini aşan, arka planda PKK/YPG'yi taşeron olarak kullanan ülkelerin gizli servisleri veya özel kuvvetlerine işaret ediyor. 'Devlet Mahallesi'ndeki saldırının, Türkiye'nin milli güvenliğini ve iç barışını tehdit eden bir hüviyet kazanması, sistematik olarak bu tür saldırıların devam etme tehdidi karşısında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Türkiye'nin ''Meşru müdafaa hakkının'' doğduğu açıklaması, Türkiye'nin Cumhuriyet tarihinde bir ilk olarak Türkiye'de terörü arka planda yaratan ve destekleyen ülkelerle öncelikle uluslararası hukuk çerçevesinde hesaplaşma azmi ve stratejisi ortaya konmuş oluyor.



ABD'nin 28. Başkanı Wilson'un 1920'de Paris Barış Konferansı'na sunulmak üzere Türkiye'nin parçalanmasını öngören ''Büyük Kürdistan Senaryosu'' günümüzdeki gelişmelere ışık mı tutuyor. ABD 1952 yılında NATO ittifakına katılan güvenlik ve istihbarat konularında stratejik ortağı olan Türkiye'ye karşı 1920'li yılların tehdit değerlendirmelerini ''Wilson Prensiplerini'' 2'nci Sykes-Picot ile yeniden mi güncelledi? Wilson, Türkiye'yi ''Ermenistan, Lazistan, Kürdistan ve diğer etnik parçalar'' şeklinde 4'de bölen bir de harita yaptırmıştı. Türkiye, Irak ve İran ve Suriye'den koparılacak topraklar ile ''Büyük Kürdistan'' için işe Irak'tan başlanacaktı. Daha sonra sıra Türkiye'ye gelecekti. Bu amaçla sözde Birleşik Kürdistan'da Türkiye'de faaliyet gösteren PKK terör örgütünün İran kolu PJAK Suriye kolu PYD/YPG Irak kolu ise KDP olarak belirlenmişti. Bu nedenle herhalde ABD'nin PYD/YPG'nin PKK terör örgütünün Suriye kolu olduğunu bilmemesi komik olduğu kadar ABD'nin Türkiye aleyhinde gizli bir ajandası olduğunun açık işaretlerini taşıyan bir durum gibi görünüyor.



Bu nedenle ABD Suriye'de açıktan PYD'yi terör örgütü olarak kabul etmese de Suriye'de artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. ABD ve Rusya PYD ile ilişkilerini devam ettirdiği sürece teröre destek veren haydut ülke statüsünde değerlendirilebilecekler. Diğer yandan ABD ve Rusya'nın gerek Ortadoğu'da (Suriye ve Irak ) gerekse Uzakdoğu'da siyasi ve ekonomik konularda uyumlu hareket etmeleri, AB- ABD Trans Atlantik Sözleşmesi'nin bir şekilde devreye sokulamaması, (ABD'nin NATO üyesi ülkeleri dinlediğinin ortaya çıkması), Suriye ve Irak'tan kaynaklanana sığınmacı sorununun AB ülkelerini de tehdit etmesi, ABD ve AB ülkeleri arasında güven sorununu zayıflatan önemli nedenler arasında bulunuyor. Almanya ve Fransa'nın ABD'ye rağmen, Türkiye'nin uçuşa yasak güvenli bölge tezini görüşmek için bir araya geliyor olması hiç şüphesiz Suriye iç savaşında Türkiye'nin elini güçlendirecek adımların ilki gibi görünüyor.




#türkiye
#terör
#destek