
Türkiye ile Rusya arasında gelişen ikili ilişkilerin bölgesel ve ekonomik konularda hızla artarak ‘Stratejik Ortaklık’ seviyesine yükselmesi TRUMP Amerika’sının finans darbe girişimine karşı verilmiş çok önemli bir cevap sanırım. Türkiye ve Rusya Dışişleri Bakanlarınca yapılan toplantılarda ticaretimiz arasındaki engellerin kaldırılmasına yönelik varılan mutabakat gereği ‘Vize Serbestliği’ ve Suriye (İdlip)konuları başta olmak üzere önemli kararlar alınmıştı.
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’na Moskova ziyaretinde Milli Savunma Bakanı Akar ile MİT Başkanı Fidan’ın da eşlik etmesi bölgede askeri, İstihbarat ve diplomasi alanlarında barış için önemli bir işbirliğinin işaretlerini taşıyordu. İdlip üzerinden Suriye’de Astana sürecini bozarak yeni bir çatışma alanı ve göç dalgası yaratma amaçlı provokasyonları önlemeye yönelik bu girişimler taşeron terör örgütleri üzerinden İdlip’i kan gölüne çevirmeye çalışan hegemonik küresel güçleri durdurabilecek mi? Bekleyip göreceğiz. Zira Rusya Savunma Bakanlığı ABD, İngiltere ve Fransa’nın Suriye’yi yeniden vurmaya hazırlandığı açıklamasında; ‘’İdlip’te Cisr el Şuğur’da El Nusra (Tahrir El Şam)militanlarının kimyasal saldırı düzenleyerek suçu hükümete atacaklarını, provokasyonda özel bir İngiliz şirketi Olive’nin de kullanılacağını” iddia etmişti. 15 Nisan 2018 tarihinde de ABD, İngiltere ve Fransa Beşar ESED rejiminin Doğu Guta’da sivillere karşı kimyasal silah kullandığı iddiasıyla bazı askeri üslerini vurmuşlardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu süreçte Beşar ESED rejiminin vurulmasına haklı olarak destek vermişti. Zira 15 Mart 2011 tarihinde Suriye’de başlayan olaylar ülkede büyük bir yıkıma yol açarken Beşar ESED ve Baas Partisi çoluk çocuk demeden kendi halkına karşı yaptığı kimyasal ve konvansiyonel saldırı ve katliamlarla günümüze kadar iktidarını korumayı başarmıştı. Tabii ki bu başarıda(!) başta Putin, Obama, BM, NATO ve bazı AB ülkelerinin ESED’e verdikleri desteğin önemi yadsınamaz boyutlardaydı. Çünkü bu yetkililer SAVAŞ SUÇLUSU kategorisindeki ESED ile ilgili olarak kırmızı çizgilerini ve uluslar arası hukuk kurallarını gözardı ederek, 21. yüzyıl kasabı veya katilini bırakın cezalandırmayı en ufak bir yaptırım dahi uygulamamışlardı. Bu nedenle en az ‘Katil ESED’ kadar suçluydular. ESED’in kimyasal silah saldırılarının sayısı 100’lerle ifade ediliyor. Bebek, çocuk ve kadınlar başta olmak üzere binlerce sivili mezhepsel farklılıklar nedeniyle kimyasal silahlarla, varil bombalarıyla ve işkencelerle(Kod Sezar’ın itiraf ve resimlerle belgelediği 11 bin insanın işkencelerle öldürülmesi) katleden zalim ve acımasız, insanlıktan nasibini almamış bu alçağa çeşitli nedenlerle göz yumarak onun cinayetlerine ortak olan, görevlerini ve hukuki işlemleri gerçekleştirmeyen tüm yetkililerin de ‘Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde(UCM) yargılanması elzem görünüyor. Bu nedenlerle Rusya Savunma Bakanlığı’nın bu iddialarını ne kadar ciddiye almamız gerekir bilemiyorum ama ESED rejiminin geçmişte gerçekleştirdiği kimyasal katliamların hiçbirini ESED rejiminin yapmadığı savunmasında bulunan Rusya bu konuda inandırıcı değil. Tıpkı Ortadoğu ve dünyayı kendi ülke çıkarları konusunda KAOS gözyaşı ve kan gölüne çevirmekten çekinmeyen kolonyalist ABD, İngiltere ve Fransa üçlüsünün de adalet ve uluslararası hukuku bahane ederek ESED rejimine hava saldırısı düzenlemekteki amaçları gibi. Zira bu ülkeler ve liderlerinin demokrasi ve insan hakları karneleri en az ESED kadar bozuk.
Türkiye, bazı radikal grupları meşruiyet gerekçesi yaparak İdlip’e gerçekleştirilecek saldırının Astana Süreci’ni tehlikeye sokacağı ve Suriye’yi yeniden ateş çemberine çevireceği uyarısını uluslararası platformlarda ve Rusya ile yapılan ikili görüşmelerde dile getirmeye devam ediyor. Bilindiği gibi ESED rejimi tarihsel refleksler ve çıkarları doğrultusunda PKK/PYD ve DEAŞ terör örgütlerini bölgede kullanma stratejini devam ettiriyor. Ancak rejimin İdlip’e yönelik askeri operasyon planlarında belirleyici aktörler Rusya ve İran olarak görünüyor. Türkiye Astana Süreci’nin garantör ülkeleri İran ve Rusya’ya karşı askeri diplomasi yoluyla rejimin askeri harekat zemininin oluşmasını engellemek zorundadır. Zira rejimin PKK/PYD veya DEAŞ’tan destek alsa bile İdlip’e kapsamlı bir harekat düzenlemek için askeri kapasitesi yetersizdir. Diğer yandan Türkiye İdlip’te Rusya’nın endişelerini ortadan kaldıracak tedbirleri acilen almalıdır. Zira problemin çözümü buradaki silahlı radikal grupların Rusya ve Türkiye’ye tehdit oluşturmasının engellenmesinden geçiyor. Bu durum ancak radikal terör unsurları ile muhalifleri tamamen ayrıştıracak, muhalifleri bir çatı altında toplayacak istihbarat hamleleri ve operasyonlarıyla mümkün görünüyor.
Nihayetinde yaklaşık 3 milyon sivilin yaşadığı ve muhalifler için her anlamda son kale konumuna gelen İdlib’in muhafazası; Suriye’nin geleceğinde siyasal bir çözümü hayata geçirecek, yeni bir siyasal yapının inşası için önem arz etmektedir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.