Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin mevcut 5 üyesine verilen veto hakkı nedeniyle oluşan temsil adaletsizliği ve bölgesel çatışmaları engellemede yetersizliği sebebiyle BM güvenlik konseyinin reforme edilmesi çağrıları da kaçınılmaz olarak yükselmektedir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya 5’ten büyüktür” söylemiyle simgeleşen bu tepki, küresel siyasi mimarinin kapsayıcılıktan uzak yapısını açıkça gözler önüne sermektedir.
Diğer yandan, derinleşen ekonomik eşitsizlikler, sürdürülemez borç yükleri ve küresel finans mimarisindeki sorunlar ekonomi kurumlarının da gözden geçirilmesini ve bu kurumların dünya ekonomilerinin yeni güç dengesine göre dizayn edilmesini zorunlu kılmaktadır.
EKONOMİ KURUMLARINDA REFORM İHTİYACI
Mevcut küresel ekonomik düzen 1945 yılının şartlarında tasarlandığı için Bretton Woods kurumları olan IMF ve Dünya Bankası, ülkelerin şu andaki mevcut güç dengelerini yansıtmamaktadır.
Geçen 80 yıla yakın zaman süresince, dünya ekonomisi birçok açıdan değişmesine rağmen bu kurumların yapısında ciddi değişim olmadı.
Yükselen ekonomilerin küresel milli gelirdeki payı katlanarak artmasına rağmen, bu ülkelerin ekonomi kurumlarındaki kota ve oy hakları güncel ekonomik ağırlıklarına göre değişmedi.
Açık bir temsil problemi yaşanmaya devam etmektedir.
Üstelik Dünya Bankası başkanının daima ABD, IMF başkanının ise daima Avrupalı olması yönündeki yazılı olmayan kural, ciddi bir meşruiyet krizine neden olmaktadır.
Diğer yandan, düşük gelirli ülkelerin artan dış borç yüklerinin hafifletilmesi ve iklim değişikliğiyle mücadele için ihtiyaç duydukları kaynakların sağlanması, mevcut koşullarda mümkün olmadığı gibi bu konuda adil bir mekanizmanın olmadığı da bir gerçektir.
Bu nedenle, küresel güvenlik için BM Güvenlik Konseyi’nin reformu ne kadar elzemse, ekonomik güvenlik için de BM’nin ekonomik organları ile ekonomi kurumlarının reformu da en az o kadar elzemdir.
PEKİ, NASIL BİR REFORM?
Küresel ekonomi kurumlarının kriz çözen ve kapsayıcı bir yapıya kavuşması için ülkelerin uluslararası kurumlardaki oy hakları güncel ekonomik gerçekliklere göre revize edilmelidir.
Dünya Bankası başkanının daima ABD, IMF başkanının ise daima Avrupalı olması gibi yazılı olmayan kurallara son verilerek daha adil ve kapsayıcı bir süreç izlenmelidir.
Düşük gelirli ve gelişmekte olan ülkeleri insani ve ekonomik krizlere sürükleyen borç yüklerini azaltacak ve adil biçimde çözecek tarafsız bir mekanizma hayata geçirilmelidir.
En önemlisi de BM kaynaklarının doğrudan hedef kitlelere ve ülkelere aktarılması sağlayacak etkin bir yöntem bulunmalıdır.
Dolayısıyla, ancak bu değişimler gerçekleşirse bu yıl BM yönetimi tarafından belirlenen “Güveni Yeniden Tesis Etmek, Dönüşümü Yönetmek: Herkes İçin Sonuç Üreten Bir Birleşmiş Milletler” teması işlevsel hale gelir.

