Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK)tarafından açıklanan 2017 yılı bankacılık verilerine göre, 2017 yılında bankaların karlılık artış oranı yüzde 30,9 oldu. 2016 yılında 37,5 milyar lira olan banka karları2017’de 49 milyar liraya ulaştı.Diğer taraftanbankaların net faiz geliriise 2017’de bir önceki yıla kıyasla yüzde 24,2 artarak 113,4 milyar liraya yükseldi.Banka karlarının artması ve bankacılık göstergelerindeki bu olumlu seyir ekonominin büyümesi adına oldukça önemli bir gelişme.Ancak,
ankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK)
tarafından açıklanan 2017 yılı bankacılık verilerine göre, 2017 yılında bankaların karlılık artış oranı yüzde 30,9 oldu. 2016 yılında 37,5 milyar lira olan banka karları
2017’de 49 milyar liraya ulaştı.
bankaların net faiz geliri
ise 2017’de bir önceki yıla kıyasla yüzde 24,2 artarak 113,4 milyar liraya yükseldi.
Banka karlarının artması ve bankacılık göstergelerindeki bu olumlu seyir ekonominin büyümesi adına oldukça önemli bir gelişme.
Ancak, bu veriler açıkçası son dönemlerde faiz üzerinden başlayan tartışmaları daha da hızlandıracağa benziyor.
Gelinen bu noktada, artık tartışmalardaki salt faizlerin düşürülmesi beklentilerin yanında uzun vadeli ve köklü reformlara da odaklanmakta fayda var.
ENFLASYON MU FAİZİN NEDENİ?
2017 yılının tamamında enflasyonun 11,92 ile kapanması
ve enflasyonun bu kadar yüksek olmasının en önemli faktörlerinden birisi maalesef yüksek faizler.
Bu çok önemli bir tartışma. Özellikle Türkiye ekonomisi için, faizin maliyet unsuru olması faizin enflasyonu tetiklediği gibi, ortaya çıkan enflasyon rakamı da faizi artırıyor.
Dolayısıyla faiz, yatırımların önündeki önemli bir engel olduğu kadar önemli bir maliyet unsuru olarak da öne çıkıyor.
faiz, enflasyonun hem nedeni hem de sonucu. Yani, faiz ve enflasyon ilişkisi çift taraflı çalışan bir döngü
Kurumların ve yatırımcıların karar vermesinde ve en önemlisi de
Merkez Bankası’nın politika belirlemede
enflasyonu baz alması sorunun daha da çetrefilli hale gelmesine neden oluyor
Fiyat istikrarı daha doğrusu enflasyonun kontrol altına alınması için para politikaları ne kadar önemliyse kredi piyasası ile ilgili yeniden yapılanma da o derece önemli.
Türkiye özelinde geçmişte yaşadığımız tecrübeler ve deneyimlerden yola çıkılırsa, kredi piyasası üzerinde daha etkili politika araçlarına sahip olan
BDDK ile ilgili olarak yeni bir kurumsal düzenleme yapılmasının Merkez Bankası’nı daha güçlü hale getireceği anlaşılmaktadır.
Merkez Bankası’nın güçlü hale gelmesi dolayısıyla hedeflediği enflasyonda başarılı olmasını kolaylaştıracaktır.
6 Nisan 2017 yılında bu köşede yazdığım yazıda aynen şöyle demiştim.
“TCMB’nin kredi piyasasını etkileme yönünde sahip olduğu politika araçları (zorunlu karşılıklar v.b.) oldukça sınırlı sonuçlar doğurmuştur.
Dolayısıyla, kredi piyasası üzerinde daha etkili politika araçlarına sahip olan BDDK’nın devreye girmesi gerekmiştir. BDDK’nın kredi karşılıkları üzerinden yaptığı düzenlemelerin çok daha etkili olduğunu gördük. Nihayetinde hem dünya örneklerinde hem de Türkiye örneğinde görüldüğü üzere, salt para politikası araçları ile fiyat ve finansal istikrarı sağlama yolunda arzulanan sonuçlara ulaşmak mümkün olmamaktadır.”
Dolayısıyla, Merkez Bankası’nın etkili para ve kredi araçlarına kavuşması
, hem para ve kredi piyasalarında daha etkin olmasını hem de temel görevi olan enflasyonun düşürülmesi için daha güçlü olmasını sağlayacaktır.
Yüksek faiz ile yatırım yapmak, yatırımlar için en önemli kaynak olan tasarrufların düşük olması ve
ticari bankaların mevduat sürelerinin ortalamasının yaklaşık
kalkınmayı olumsuz etkiliyor.
B
u kısa mevduat yapısıyla ve yüksek faizle yatırım yapmak maalesef oldukça zor.
Türkiye’de kalkınma bankacılığı anlayışının değişmesi ve kalkınma bankasının sermayesinin artırılması artık zorunlu bir ihtiyaç haline gelmiştir.