Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Yazarlar Muhafazakar demokrasi ve milliyetçi muhafazakarlık
Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00

Muhafazakâr demokrasi ve milliyetçi muhafazakârlık

Ergün Yıldırım
Ergün Yıldırım Gazete Yazarı

Ak Parti hareketi, muhafazakar demokrasi kimliğini sürdürdükçe değişimci, demokrat, müjde veren ve büyük atılımlar yapan bir irade olmayı sürdürebilir. Bölgesine alternatif siyaset ilham eden bir varlık olmaya devam eder. Anadolu’yu yeni Türkiye’ye taşıyabilir.  

Kavramların kendilerinden kaynaklanan bir anlamları yok. Olguların karmaşık dünyalarını özetleyerek yaptıkları katkı oranında değerlidirler. Siyasal hayat da çok farklı süreçlere, pratiklere ve söylemlere dayanır. Bunları kavramlaştırmak suretiyle karmaşalardan kurtulup net siyasal bilinçlere ulaşıyoruz. Bu açıdan muhafazakar demokrasi ve muhafazakar milliyetçilik kavramları önem taşıyor. Türkiye’de siyaset, İslamlaşma, sağcılık, milliyetçilik ve Ak Parti arasındaki ilişkileri kavramak yönüyle belli işlevleri bulunmakta. Her şeyden önce bu kavramlar iki farklı siyasete, iki farklı geleneğe ve iki farklı siyasal tarihe referansta bulunuyorlar. Yine iki farklı siyasal tahayyül ve iki farklı siyasal yöntemi anlatıyorlar. Ak Parti siyasal geleneğini bu iki siyaset yöntemi ve siyaset tarzı açısından yorumlamak önem taşıyor. Ak Partinin nereden gelip nereye doğru gittiğini görmek açısından da bu önemli.

Ak Parti kurulduğu zaman muhafazakar demokrasi kimliğini savundu. Yalçın Akdoğan, Muhafazakar Demokrasi kitabıyla Ak Parti’nin siyasal tahayyülünü ve izleyeceği yöntemi ortaya koymaya çalışıyordu. Gerçekten de muhafazakar demokrasi hem söylem hem de siyasal pratik olarak neydi? Başlangıçtan itibaren Ak Parti’nin söylemlerini ve siyasal pratiklerini analiz ettiğimiz de burada neyle karşılaşıyoruz?

Muhafazakar demokrasi, belli bir siyasal hamleyi, tahayyülü ve pratiği anlatıyor. Öncelikle sağ siyasetten farklılaşan bir boyutu bulunmakta. Demokrat siyasal geleneğin kendisini yeniden üretmesi anlamına gelir. 1970’lerin Adalet Partisinde statükocu sağ siyaset geleneğini daha aktif, değişimci ve statükoya meydan okuyan bir tutuma eviriyor. Devletçi ve statükocu tutumdan ayrışarak değişimci ve yenilikçi bir demokrasi vurgusuyla öne çıkıyor. Türkiye’nin demokratlar geleneği,  yeni küresel şartlar içinde kendisini muhafazakarlar ittifakıyla gündeme getirmeye başlıyor.

HEM MUHAFAZAKARLIK HEM DEMOKRATLIK

İslamcı siyasetin Milli Nizam Partisi ile demokratlar geleneğinden farklılaşarak ayrı bir yolda hareket etme tutumu, yeniden demokrat damarla ittifaka yöneliyor. MNP, MSP ve RP ile süren siyasal gelenek içinde yetişen Erdoğan, Gül ve Arınç gibi liderler Ak Parti’yi kuruyorlar. Milli Görüşün dünya siyaset anlayışından farklı bir aşamaya yöneliyorlar. Öte yandan demokrat dalga, yeniden İslamcı çizgiyle birleşiyor. Burada İslamcılık ve sağ, muhafazakarlık konsepti içinde yeni bir siyasal alan geliştiriyorlar. İslam ve gelenek etrafında gelişen muhalefet ve liderlik muhafazakar konsepte yerleşiyor. Burada muhafazakarlık hem demokrat dalgayı hem de İslamcı dalgayı bir araya getiren en önemli seçenek haline geliyor.

Muhafazakar demokrasi perspektifinde muhafazakarlığın demokrasi içeriği çok önemli bir boyuttur. İnsan hakları, hukuk devleti ve serbest piyasa ekonomisi ana parametrelerdir. İslamcılık bunlarla barışmaya yöneliyor. Müslümanlığın pratik sorunlarını siyasal muhalefetin merkezine yerleştiren kadrolar demokrasi diliyle hareket etmeye başlıyorlar. Ak Parti, demokrasinin bu ruhuyla devleti reformize eden politikalar ileri sürüyor. İslam ve demokrasi arasında önemli uzlaşma alanları oluşuyor. Bu yönüyle Ak Parti, hem batı dünyasının hem de Ortadoğu İslam dünyasının ilgisi haline geliyor. İslam’ın demokrasiyle varlığa yönelmesi alternatif bir seçenek olarak model olmaya başlıyor. 

Muhafazakar demokrasi, muhafazakarları demokrat bir ruhla siyasal faaliyetlerde bulunmalarını sağlıyor. Bu çerçevede gayri Müslimler “dönme” ve “anti-semitik” söylemlerle tanımlanmayacak, bunun yerine çoğul kültürümüzün bir parçası olarak algılanacaktır. Gayri Müslim haklar gündeme gelecek ve bu konuda önemli adımlar atılacaktır. Yine kutsal devlet söylemi terk edilerek “yeni Türkiye”” etrafında demokratik bir rejim için önemli adımlar atılacaktır. Kısmi anayasal değişimler gerçekleşecek, Ergenekon davası etrafında devlet içi çeteleşmelerle mücadele edilecek, darbeci siyasal gelenekle yüzleşmeye gidilecektir.  Devletin demokratikleşmesi için bir yandan siyasal eleştiriler yapılacak öte yandan çeşitli yasal düzenlemelere başvurulacaktır. Devletin yanılmazlığı tabusu ters yüz edilecektir.

DEVLETİ DÖNÜŞTÜRMEK

Demokrasi ruhu, muhafazakarları batı ile ilişkilerini de değiştirmeye yöneltecektir. İslamiyet’in Batıya karşı reddiyeci, ötekileştirici ve karşıt okuma tutumu terk edilecektir. Örneğin Haçlı Kulübü denilen AB’yle bütünleşme arayışları ortaya çıkacaktır. Yine serbest piyasa ekonomisi benimsenmeye başlanacak ve Marksist gelenekten ödünç alınan üçüncü dünyacı ekonomi politik anlayışı bir kenara atılacaktır. Muhafazakar demokrasi devleti dönüştüren, değişimden yana hareket eden, hukuk devleti ve insan haklarını benimseyen ve Batı ile çoklu ilişki tarzları geliştiren bir siyaset pratiği olarak tezahür eder. Demokrasiyi kendi tarihi, geleneksel, inanç ve coğrafyasının özel şartlarına göre yapılandırma arayışını temsil eder. Bundan dolayı İslam’la demokrasi arasında önemli etkileşimlere, uzlaşmalara ve beraberliklere çağrıda bulunur.
Muhafazakar milliyetçilik, 1970’lerin siyasal ideolojisidir. Muhafazakarların milliyetçilik tonlarını öne çıkaran bir tahayyülü ve pratiği anlatır. Örneğin Batı karşıtı olan, gayri-Müslimleri hainler ve dış düşmanlarla işbirliği içinde olanlar olarak gören ve devleti kutsallaştıran bir yaklaşımı anlatır. Ergün Göze bir dönem bu ideolojiyi en iyi temsil eden bir şahsiyetti. Aynı zamanda Necip Fazıl Kısakürek’ten Erbakan’a kadar İslami aktörlerde de bu düşüncelerin varlığına rastlanır. Anti-sovyetik tezler doğrultusunda milliyetçi yaklaşımlar benimsenir. Otoriter siyasal tahayyül benimsenir. Bu yaklaşıma göre devlet kutsaldır. Yanlış yapan sadece rejimi temsil eden insanlardır. Bundan dolayı yapılması gereken devlet içinde kadrolaşarak “kötü insanları” oradan uzaklaştırmaktır. Milliyetçiliğin otoriter siyasal görüşleri nedeniyle demokrasiye ya kuşkuyla bakılır ya da reddedilir. Türkiye tahayyülü çoğulculuktan uzak, İslam dünyasını dışlayan ve batıyı reddeden bir biçimde şekillenir.

YENİ TÜRKİYE’Yİ TAŞIMAK

Muhafazakar milliyetçilik, bir soğuk savaş ideolojisidir. Çünkü 1970’lerin şartlarını temsil ediyor. Statükocudur, korkuları baskındır ve düşmanlara karşı tetikte olma idrakiyle öne çıkar. Bundan dolayı soğuk savaşın sonuyla beraber bir sosyolojik gerçekliği kalmadı. Milliyetçiler top yekün MHP çatısı altında bir araya geldiler. Muhafazakarlar, demokrasi temelinde İslamcılar ve demokratlar damarıyla birleştiler. ANAP ve DYP tabanı ile RP tabanı muhafazakar demokrasi konseptinde buluştu. Korkular yerine “müjde siyasetleri”( 2006 yılında kullandığım bir kavram bu) temsil ediliyor. 

Düşmanlar, dış mihraklar, yeniden milli mücadele, vatanı kurtarma söylemleri yerine ne üretebiliriz, nasıl bir refaha varabiliriz, demokrasi standardımızı nasıl yükseltebiliriz, darbecileri nasıl tasfiye ederiz, çoğul toplumsal kültürün varlığını nasıl inşa ederiz ve bölgenin lideri olmak nereden geçer gibi arayışlar öne çıktı. Türkiye müjdeleyen, gelecek vaat eden, büyük olmaya çağıran, zenginleşmeyi gösteren vs. siyaseti alkışladı. Elaziz, Maraş, Erzurum gibi muhafazakar milliyetçi olduğu söylenen kentlerimiz bile ezici bir çoğunlukla bu siyasetin peşine düştü. 
Bütün bunlardan çıkan sonuç şudur: Ak Parti hareketi, muhafazakar demokrasi kimliğini sürdürdükçe değişimci, demokrat, müjde veren ve büyük atılımlar yapan bir irade olmayı sürdürebilir. Bölgesine alternatif siyaset ilham eden bir varlık olmaya devam eder. Anadolu’yu yeni Türkiye’ye taşıyabilir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.