
Rahmetli Aliya İzzetbegoviç, "İslâm güzel de, Müslümanlar bunun neresinde" diye sormuştu. İslâm dünyasına baktığımız vakit, sorunun cevabını bulmakta / görmekte zorlanmıyoruz: Merhamet dininin merhametsiz mensupları.
Coğrafyamız, hem operasyon sahasına, hem de mezbahaya döndü. Yetmezmiş gibi, kan dondurucu o anlar kayıt altına alınıp servis ediliyor. Her yer insanlık dışı bu görüntülerle dolu. İslâm"la yeni şereflenen birine, bütün bu acımasızlığı nasıl izah edeceğiz? "Sevgi dini"nin birbirini sevmeyen fertleri olarak.
Kandil geceleri, cuma günleri, artık fark etmiyor. Cami önlerinde, pazar yerlerinde, sokak aralarında bomba yüklü araçlar patlatılıyor. Böylece, ölüm karşısında çocuklar ile yetişkinler, kadınlar ile erkekler eşitlenmiş oluyor. Ayrım yok. Yazık.
Manzara bu: Halklar parçalanıp fırkalara ayrılmış, müminler arasındaki itimat duygusu zedelenmiş, yapıcılar değil de yıkıcılar işbaşına getirilmiş, menfaat ile hakikat birbirine karışmış, milli olması gerekenler çok uluslu şirketlere dönüşmüş. Kabul etmek gerekirse, bu tehlikelerden bazıları, ülkemiz için de geçerlidir.
Cihad için kurulduğu söylenen örgütler, ilginçtir, sadece Müslümanlara zulmediyor. Zalimleri ve işgalcileri (yabancıları) değil, mazlumları, garipleri (yerlileri) hedef alıyorlar. "Bıçak sapını kesmez" atasözü birçok şeyi açıklıyor mu? Galiba açıklıyor.
Bir örgüt düşünün ki, aynı anda, Suriye"de sünnileri, Irak"ta şiileri kesiyor. "Operasyon"dan kastımız da zaten budur. Bunlar, milli örgütler olamazlar. Derenin kuşunu derenin taşıyla vurmak isteyenlerin oyunları, hamleleri. Aklıma başka bir şey gelmiyor.
Burada, sadece karanlık / karışık örgütlerden değil, topyekûn bir akıl ve vicdan tutulmasından bahsediyoruz. Ya idarecilerin durumu? Sokağın içinde bomba patlatmak ile apartmanın üzerine varil bombası atmak arasında bir fark var mıdır? Elbette yoktur. Her ikisi de, duyguları alınmış, insanlıktan çıkmış kimselerin işidir. Rehineleri kurşuna dizmek ile meydandaki kalabalığa ateş açmak. Suriye, Irak veya Mısır. Düşman işgalinde bile, oranın halkı, bu kadar zulüm görmemiş, kayıp vermemiştir.
Evet, çok acı olaylara şahitlik ediyoruz. Karanlıktayız. İslâm dünyası bir âfâtla karşı karşıya. Bu çaresizlik, sahipsizlik, dağınıklık ve karmaşa, niyeti kötü olanlara da cesaret veriyor. Fırsat bu fırsat diyorlar. Doğu Türkistan"dan Orta Afrika"ya kadar.
***
Osmanlı devletinin, yani Türkiye"nin Avrupa"daki topraklarından çekilişi / ricatı üç yüz sene sürmüştür. İnanılmaz bir savunma ve direnç gösterilmiştir. Buna karşılık, adına "ortadoğu" denilen bölge, üç ay gibi kısa bir sürede elimizden çıkmıştır: Filistin, Ürdün, Lübnan, Suriye, Irak, Arabistan yarımadası. Üç yüz sene ve üç ay arasındaki farkın nasıl bir şey olduğu, maalesef, bugün daha iyi görülüyor, anlaşılıyor. Bölgede, hâlâ doldurulamayan büyük bir boşluk oluşmuştur. Surda açılan gedik gibi. Dikkat edilirse, saldırılar, çoğunlukla, buradan gelmektedir.
Bir de alıntı yapalım: "Güneyimizdeki ülkelerin bir özelliği vardır; bizim aksimize, askerlik ve bürokrasi geleneği olmayan halklardır bunlar. Kolay örgütlenemezler, disiplinleri ve toplumsal bilinçleri zayıftır, cevvaliyet ve hırslarında süreklilik yoktur." (İlber Ortaylı, Tarih Sohbetleri, Profil Yayınları, sayfa 138) Özetle; devlet ve millet olamamak.
İslâm dünyası, çok uzun zamandır toprak kaybediyor, geri çekiliyor. Hangi birini sayalım? Endülüs, Balkanlar, Kırım, Kafkasya, Doğu Türkistan, Asya ve Afrika"da birçok yer. Kalanların durumu da ortada. İslâm, hızlı ve acımasız bir şekilde, doğduğu topraklara gönderilmek isteniyor. Sonrasını Allah bilir.
Bütün bu yaşananlar, "Türkiye nedir" sorusunun da cevabı mahiyetinde. Türkiye, inanalım veya inanmayalım, bu saldırıya karşı direnebilecek son kaledir. Bugün, çevremizdeki birçok İslam ülkesi / beldesi düşmüştür. Ağaç düşer de yakınına yaslanır. Zor zamanlarımızda, çaresiz kaldığımızda, kendimize, "ne yapsam, kime gitsem" diye sorarız. Bölge insanı için, çoğunlukla, sorunun cevabı bellidir: Türkiye.
Şimdi, Irak"ta son oyun oynanıyor. Daha ilk adımda ve beklenmedik bir şekilde, vatandaşlarımızı rehin alarak Türk dış politikasını kilitlediler. Ustalık ve cüret isteyen bir hamle. Teşvik görmeden yapılamayacak bir iş. Irak ve Suriye"nin arzu edilen şekilde düşmesi, parçalanması, hiç tartışmasız, sıranın Türkiye"ye gelmesi demek. Ayrıca, hemen yanıbaşımızda yaşanan trajediye, acımasızlığa kayıtsız kalamayız. "Gidin, az ötede ölün" diyemeyiz. Şunu da söylemeden geçmeyelim: "Ortadoğu bataklığı"ndan bahsedenlerin, "yüzümüzü batıya dönelim" diyenlerin tarih bilgisi ve kardeşlik duygusu tartışmalıdır.
Biz, gezi olaylarını da, on yedi aralık girişimini de, Türkiye"nin zayıflatılma çabaları olarak görüyoruz. Son hamle, cumhurbaşkanlığı seçimleridir. İslâm dünyası temellerinden sarsılırken, "çatı aday" peşinde koşmak, net bir şekilde söyleyelim ki, Türkiye"ye saldırıdır. Üstelik, yöntem yine aynı: Derenin kuşunu derenin taşıyla vurmaya çalışmak.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.