Yazarlar Adım Ahmed Türkistandır ilim benim

Adım Ahmed Türkistandır ilim benim

İsmail  Halis
İsmail Halis İnternet Yazarı
Abone Ol Google News

Feridüddin Attar gibi, anlatı tarihini mayalayan isimlerden birisinin, Hace Ahmet Yesevi’nin vefatından 70-80 yıl sonra, “Pir-i Türkistan” ifadesini kullanması hakikaten ilginçtir. Bu kadar kısa sürede, aralarında o kadar mesafe bulunan şehirlerde olmalarına rağmen, Pir-i Türkistan terkibinin ilk kez Attar tarafından kullanılmasının önemini, Dr. Hayati Bice hocamız, “Divan-ı Hikmetin Kavram Haritası” isimli eserinde özellikle belirtir. Divan-ı Hikmet gibi kurucu eserlerden birini, 256 hikmetin tamamını Çağatay Türkçesi orjinali ve Türkçesi ile hazırlayan ilk müellif olan Hayati hoca ile, Semerkand’da Ramazan yayınımız için Taşkent’te buluştuk. Ubeydullah Ahrar Taşkendî’nin kadim şehri Taşkent’teki Zengi Ata mahallesinde bulunan Zengi Ata türbesinin o geniş bahçesine kurduğumuz stüdyomuzda yaptığımız bereketli sohbetin en renkli anlarından biri, mescidin imamının Özbekçe olarak anlattığı Zengi Ata biyografisi idi. Bu derece ortak hafızaya sahip olduğumuz için olsa gerek, dilimiz, alfabemiz farklı da olsa, tamamen Özbekçe olarak kaydettiğimiz, altyazı ve çeviri olmadan yayınladığımız o Özbekçe anlatım o kadar net şekilde anlaşıldı ki, Divan-ı Hikmet’teki dilin sırrını da anlamış olduk. “Düşüm uzar, Burak tozar, gitse Pazar / Dünya Pazar, içine girip kullar azar / Başım dertli, yaşım sızar, kanım tozar / Adım Ahmed, Türkistandır ilim benim” mısraları ile hayatını hülasa eden Yesevi hazretin talebesi Zengi Ata, Türkiye Diyanet Ansiklopedisi’nde Necdet Tosun’un takdimiyle şöyle anlatılmaktadır.

“Asıl adının Ay Hoca olduğu nakledilir. Siyah derili oluşundan dolayı Zengi Ata diye ün kazanmıştır. Taşkent’te yaşadı. İlk eğitimini Arslan Baba’nın (Bâb) neslinden gelen babası Tâc Hoca’dan aldı. Babasının vefatından sonra Ahmed Yesevî’nin halifelerinden Hakîm Ata’ya intisap etti ve halifesi oldu.

Rivayete göre Zengi Ata çobanlık yaparken dört gençle karşılaşmış, medrese tahsili görmüş olan bu gençlerin tasavvuf yolunda bir mürşid aradıklarını öğrenince onlara kendisine intisap edebileceklerini söylemiş, gençlerden ikisi hemen, diğer ikisi de biraz tereddütten sonra ona intisap etmiştir. Bunlar tasavvufî eğitimlerini Zengi Ata’nın yanında tamamlayıp hilâfet alan Uzun Hasan Ata, Seyyid Ata, Sadr Ata ve Bedr Ata’dır. Zengi Ata’nın Seyyid Ata ve Sadr Ata’yı halkı İslâm’a davet etmek üzere Deştikıpçak bölgesine gönderdiği, onların irşadıyla o dönemde Altın Orda hükümdarı olan Özbek Han’ın halktan 70.000 kişiyle birlikte İslâmiyet’i kabul ettiği nakledilir.”

Maveraünnehre ve dünyanın bütün nehirlerine maya çalanlara rahmet olsun.


“Düşmanlarını dehşete düşürmek istiyorsan, arkadaşlarını ortadan kaldırmakla işe başla”

Dünkü yazımızda sözünü ettiğim “Kara Karga” üzerine bazı soru ve mesajlar geldi. Bugün, hali hazırda bölgeye bakarken yaptığımız okumalar ve değerlendirmelerde büyük bir boşluk, daha doğrusu genel bir tarihsel çukur olduğunu müşahede ediyorum. Bu vesileyle, Türkistan havzasının tarihine dair “Kara Karga”nın geldiği yolu anlatan bir metni paylaşmak isterim. Bölgenin hem bugününe hem de son 100 yılına, Dr. İbrahim Kalkan’ın verdiği bilgiler eşliğinde yeniden bakalım mı?

“Stalin, Rus İstihbarat Teşkilatı başkanı N. Yejov’un “Düşmanlarını dehşete düşürmek istiyorsan, arkadaşlarını ortadan kaldırmakla işe başla” şeklindeki tavsiyesine uyarak önce yakın çevresindeki komünist aydınları tutuklamakla işe başladı. Stalin, en küçük muhalefet ihtimaline bile en sert biçimde karşılık verdi ve bunu bir devlet politikası haline getirdi. Stalin döneminde 1928-1934 ve 1937-1939 yılları arasında iki dalga halinde gerçekleştirilen baskı politikaları sonucu milyonlarca Sovyet vatandaşı suçsuz yere tutuklandı, sürgüne gönderildi ya idam edildi. Bu insanlar arasında özellikle aydın sınıfı en büyük darbeyi yedi. Stalin, ideolojik ayrım gözetmeksizin, en inançlı komünist aydınları bile sadece kendisine muhalif gördüğü için ortadan kaldırdı. İdam edilenlerin sayısı yüzbinlere ulaşıyordu. Örneğin Yejov’un 2 Temmuz 1937 tarihli bir emrine göre 268.950 kişinin tutuklanıp, bunlardan 75.950’sinin derhal idam edilmesi gerekmekteydi.

Bizzat Stalin tarafından imzalanan bu tarihî belge yaşanan terörün boyutları hakkında bir fikir vermektedir.Bütün bu baskı politikasından elbette Türk aydınları da etkilendi. Özellikle İdil-Ural bölgesindeki Tatar ve Orta Asya’daki Kazak, Kırgız, Türkmen ve Özbek aydınlardan yüzbinlercesi ya sürgüne gönderildi ya da doğrudan idam edildi.

Orta Asya genelinde 1937 yılındaki Büyük Terör zamanında, Komünist Parti merkez yöneticilerinin % 55.7’si, yerel yöneticilerin % 70.8’i değiştirildi. Bir yıl içinde Özbekistan’ın üç lideri, Kerimov, Torabekov ve Segisbayev, “halk düşmanı” oldukları gerekçesiyle birbiri ardına görevden alındı. Kazak SSC’nin ilk Politburo’sunun tüm üyeleri idam edildi. Milliyetçi Alaş hareketi içinde bir biçimde adı geçen tüm Kazak aydınları ya sürgüne gönderildi ya da idam edildi. Alaş hareketine mensup olmayan, samimi komünist Saken Seyfullin ve Turar Rıskulov gibi Kazak aydınları da Stalin’in zulmüne uğradı. Her ikisi de 1938’de idam edildi.

Benzer bir biçimde Stalin’in hücum politikalarının önde gelen mimarlarından Ekmel İkramov ve Feyzullah Hocayev, 1937’de Özbek Komünist Partisi’nden ihraç edildiler ve idam cezasına çarptırıldılar. Stalin dönemi sonunda, Sovyet dönemi öncesini hatırlatacak, daha doğrusu hatırlayacak pek az sayıda aydın kaldı. Sovyet dönemi öncesinde yetişmiş aydın sınıfının neredeyse tamamen ortadan kaldırılması, Sovyet ideolojisinin hiç bir engelle karşılaşmadan yayılmasını kolaylaştırdı.

Eski aydın sınıfıyla birlikte, eskiyi hatırlatan tarihî ve kültürel bağlar da ortadan kalkmış oldu.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.