Yazarlar İllallah

İllallah

İsmail  Halis
İsmail Halis İnternet Yazarı
Abone Ol Google News

Ayar veriyor, akıl veriyor, aman vermiyorlar. Yol gösteriyor, kılavuzluk ediyor, biliyor, bildiriyorlar. Eksik olmasınlar.
Olay, olgu, kavram, güncel, tarihsel, politik, kültürel, ekonomik, derinlikli, yüzeysel… Farketmiyor.
Daima ordalar, daima iyiler ve daima bir cümleleri var. Reklam cümleleri de olsa göstermeliler, görünmeliler. Nerdeyse, Allah eksikliğimizi göstermesin, tevazuundalar…
Yüzümüzü çevirdiğimiz her yerde yüzümüze aynı 'şey' çarpıyor. Lezzetsiz, içsiz, kokusuz, sebepsiz. Fakat iddialı, fakat ısrarcı ve fakat yüksek sesli. Ezberler, klişeler, genellemeler, bilgiçlikler, çokbilmişlikler… Sonu gelmeyen bir sarmalın içinde, birbirini kovalayan, birbirine ulanan, fakat hiçbiri birbirine temas etmeyen, dokunmayan, ulaşmayan ve hatta muhatap almayan kelimeler, metinler, 'diyaloglar'…
Gazetelerden ekranlara, ekranlardan gazetelere, internet sitelerine, sosyal medya hesaplarına, hesapçılarına; taşan, boşalan, dolan, yeniden boşalan, dolan ve taşan bir sarmal. Politik ya da apolitik, güncel ya da tarihsel, yurt sathından ya da cihan hattından; herhangi bir fark gözetmeksizin, durmadan akan devasa bir eylemsellik, bir bilirkişilik.. Sonsuz bir hercümerc. Gerçekten, bunun adı tam olarak nedir? Bu renkli, kakafonik ve aynı zamanda popüler de olan bu hercümercin içerisinde tam olarak ne olmaktadır, daha doğrusu, buradan tam olarak ne umulmaktadır?
Bu yazı, “durun kalabalıklar" yazısı değil. En fazla, “gerçekten mi" yazısı. Yani, hakikaten ciddi miyiz, böyle mi? Bu mu?
“Bir uzun sessizlikten sonra, Si Hamud elini kolumun üstüne koydu ve konuştu: Kıyametin nasıl kopacağına dair bir hikaye anlatılır. Dünyanın muazzam kalabalığı gırtlağına kadar cehalete, şiddete ve cinnete gömülmüştür. Kocaman milyonluk şehirlerden birinde, iki halsiz ihtiyar kadın, unutulmuş, canlı cenazeye dönmüş görünüşleriyle bir köşeye büzülmüş bu bitip tükenmek bilmeyen korkunç sahneleri gözlemektedir. Kadınlardan biri ötekine döner ve şöyle der; “Felaket. Şunlara bak. Herbirimize bir bak. Hiçbir şey anladığım yok. Nedendir? Bu büyük alem neden, bu dünya, bu milyonlarca insan, neden bu halde? Anlamı ne bunun? Bir bilen oldu mu hiç?"
Bir uzun sessizlikten sonra, öbür kadın elini arkadaşının kolu üstüne koydu, şöyle dedi: Hatırlıyorum, henüz genç bir kızken, uzun, çok uzun zaman önce, dilenen bir garip adam gelmişti şehrimize. Bizim gibi paçavralar içindeydi. Hala hatırlıyorum elini kolumun üstüne koyduğu zaman gözlerinde doğan sükûneti, o anda bana şöyle fısıldamıştı; Lâ ilâhe İllallah."
*Ian Dallas/Gariplerin Kitabı

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.