Ali Sami Yen Stadı ve Likör Fabrikası ve "kuleler"

00:0017/04/2011, Pazar
G: 4/09/2019, Çarşamba
Kürşat Bumin

Hafif konuyla, yani İstanbul / Mecidiyeköy''de yıkımına başlanan Ali Sami Yen Stadı ve onun hemen yanında bulunan “Likör Fabrikası”nın arsalarının üzerinde yükselecek ofis ve rezidans kulelerini hatırlayarak başlayalım.Duymayan kalmamıştır herhalde; söz konusu projeyi adlarıyla her gün gazete sayfalarında karşılaştığımız üç büyük inşaat şirketi gerçekleştirecek. Projenin tanıtımı yakınlarda yapıldı ve –yine gazetelerde- kendisine büyük yer buldu. Yeri gelmişken bu çerçevede dikkat çeken bir hususu

Hafif konuyla, yani İstanbul / Mecidiyeköy''de yıkımına başlanan Ali Sami Yen Stadı ve onun hemen yanında bulunan “Likör Fabrikası”nın arsalarının üzerinde yükselecek ofis ve rezidans kulelerini hatırlayarak başlayalım.

Duymayan kalmamıştır herhalde; söz konusu projeyi adlarıyla her gün gazete sayfalarında karşılaştığımız üç büyük inşaat şirketi gerçekleştirecek. Projenin tanıtımı yakınlarda yapıldı ve –yine gazetelerde- kendisine büyük yer buldu. Yeri gelmişken bu çerçevede dikkat çeken bir hususu da hatırlatmak isterim: Gazeteler son yıllardaki reklam gelirlerinin büyük bölümünü özellikle İstanbul''da yükselen ve yükselecek olan bu projelerden elde ediyor. Hangi gazeteyi (özellikle “büyükler”i) açsanız, karşınızda büyük kısmı maketlerle oluşturulmuş proje reklamları çıkıyor. Bu tablo belli ki iki sektör (medya ve inşaat) açısından da kârlı bir gelişme. Ancak unutmayalım ki, işlevleri icabı şehrin mimari ve şehircilik sorunlarını da ciddi olarak sayfalarına taşımak zorunda olan gazetelerden –bu “alışveriş” göz önüne alındığında- bu alanda bir hayır beklemek boşunadır. “Proje reklamları”na teslim olmuş bu gazeteler dünyasının ne şehircilik ne de mimari umurunda artık…

Mecidiyeköy''deki projeye dönecek olursak: İstanbul''da yaşamayan okurlarımızın bir kısmı bilmeyebilir, bu nedenle isterseniz şehrin Mecidiyeköy denilen bölgesinin halini birkaç cümle ile özetlemeye çalışalım: Bu “meydan” abartısız olarak bir “trafik cehennemi” olarak tasvir edilebilir. “Meydan”a açılan her sokaktan araç girişi-çıkışı mevcut. Son derece yoğun bir nüfus. Üstelik “meydan”ın üzerinden çevre yolu geçiyor. Trafiğin yoğun olduğu saatlerde santim santim ilerleyen bir araç akışı… İşte yıkımına başlanan Galatasaray''ın Ali Sami Yen Stadı da bu “meydan”da yer alıyordu.

Stadın Mecidiyeköy''den taşınması (kulüp taraflarını duygulandırsa da) tabii ki yerinde bir karardı. “Trafik cehenremi” olarak nitelediğimiz bu “meydan”nın bir de maç günleri ne hal aldığını varın siz hayal edin…

Mecidiyeköy''e bu haliyle bakan her sağduyu sahibi insan –mimar-şehirci filan olması gerekmez– problemin çözümünün nasıl olması gerektiğini size hemen söyleyebilirdi. En azından şu “proje”yi dile getirebilirdi: “Meydan”ın olabildiği kadarıyla gerçek bir meydana benzetilmesi; Ali Sami Yen Stadı''nın ve onun hemen yerinde yer alan “Likör Fabrikası” arsalarının birleştirilerek elde edilen boş alanın yeşil alana dönüştürülmesi. Böylece eski stat ile bulvarın karşısındaki binaların oluşturduğu “sur” arasında çıkışmış kalmış olan araç trafiğinden yükselen “ses kirliliği”nin derecesi nispeten azalacak ve alanı dolduran halk da yeşil alanlara doğru dağılarak biraz nefes alacaktı.

Ama ne mümkün! Stadın beş yüz metre ilerisinde bulunan çok geniş bir alanın alışveriş merkezi (Cevahir) olarak tasarlanması gibi, Ali Sami Yen''in (ve “Likör Fabrikası”nın) yerine de mutlaka rezidans ve ofis hizmeti verecek yüksek (48 kat galiba) kuleler yükseltilecek…

Unutmayın, sözünü ettiğim alışveriş merkezi gibi stadın yer aldığı arsalar da birer kamu malıdır; birincisi belediye ikincisi hazine arazisi. Ama görün ki, İstanbul''un nüfusu olmuş (kimilerine göre) 17 milyon, ama şehir içinde sayıları çok azalmış bu değerli geniş alanlarda mutlaka kule yükseltilecek…

Ali Sami Yen''in yerine yükselecek projenin mimarının (başarılı-ödüllü bir mimar kendisi) bazı açıklamaları çok dikkatimi çekti doğrusu. Mimar söz konusu projeyi “İstanbul için bir şans” (!) olarak niteledikten sonra devam ediyor: “Projede yeşil alan İstanbulluların üzerine basarak kullanabileceği kent park haline dönüştürülüyor. (…) Belki bir stadyumu ortadan kaldırmış oluyoruz ama kente 3 futbol sahası büyüklüğünde yeşil alan vermiş oluyoruz…”

Mimarlık “sihirbazlık” gibi bir mesleğe dönüştü herhalde… Bir stadyum karşılığında futbol sahısı büyüklüğünde yeşil alan! Mimar ya da şehirci olmadığımdan olacak, stadın ve yanında yer alan “Likör Fabrikası”nın havadan çekilmiş fotoğraflarına göz atınca sözü edilen bu “üç futbol sahası büyüklüğünde yeşil alanı” sığdıracak alan (eğer “Babil''in asma bahçeleri”nden söz edilmiyorsa) bulamadım doğrusu. Neyse hayırlısı, vardır bir bildikleri herhalde…

Üstelik bir de önümüzde –Mecidiyeköy''de bulunan köprü ayaklarının kuvvetlendirilmesine yönelik yıllarca süren çalışmalar yetmiyormuş gibi– milleti kaç yıl süreceği belli olmayan (2 yıl diyorlar ama…) yeni bir şantiyenin çilesi ile baş başa bırakmak…

Biraz önceki konuya dönecek olursak: Şehir içinde bulunan bu geniş alanların sırasında belediye, sırasında “TOKİ” tarafından “kulelere-AVM''lere” dönüştürülmek üzere elden çıkarılması karşısında kim (tabii ki doğrusuyla-yanlışıyla) eleştirel tavır alacak? Şehirlerimiz, şehirlilerin fikrinin-isteğinin hiç kaale alınmadan kamu yetkililerinin ve büyük inşaat şirketlerinin başbaşa vererek ürettikleri projelerle mi şekil alacak? Biz şehirlilere sadece gazete sayfalarındaki reklamları izlemek mi düşecek? Düşünüyorum da, bir zamanların SHP''sinde ve sonra daha da kuvvetli olarak Refah Partisi''nde yaşanan “şehir tartışmaları” acaba boş bir avuntudan mı ibaretti? Peki bugün bu tartışmaların çok daha değişmiş-gelişmiş-olgunlaşmış halleriyle karşılaşabilmek artık bir hayal midir? Tabii ki bu soruyu da “Siz”, yani “hemşehriler” cevaplayacaktır.