Türkiye’nin ekonomi gündeminde farklı başlıklar dönem dönem ön plana çıksa da esas meselemizin ve belki de şu an gündemde olan krizin de en önemli nedenlerinin başında enflasyon geliyor. Zira enflasyonla beraber oluşan ekonomik iklim genellikle riskli enstrümanlara olan ilgiliyi artırmakta ve farklı iktisadi davranışların gelişmesine neden olabilmektedir. Bu bakımdan yapısal konuların odak noktasını her zaman enflasyonla mücadele oluşturmaktadır.
Türkiye uzun süreden bu yana reel sektör üzerindeki yan etkileri giderek belirginleşen bir dezenflasyon programı uyguluyor. Elbette her programın olduğu gibi mevcut programın da güncellenmesi gereken ya da eleştirilen tarafları olması son derece doğal. Öte yandan programın öngörülenden uzun olmasının içsel ve dışsal nedenlerini de doğru okumak gerekiyor.
Özellikle son dönemde ABD-İran savaşı nedeni ile oluşan enerji kısıtı sadece fiyat yönlü değil arz yönlü endişeleri de beraberinde getiriyor. Bu da ekonomilerde hem enflasyonist baskıyı daha da artırıyor hem de ekonomilerdeki potansiyel arz olanaklarını kısıtlayan sonuçlar doğuruyor. Takdir edersiniz ki arzdaki daralma da takip eden süreçte enflasyonist etkiler oluşturuyor.
Türkiye gibi net enerji ihracatçısı olan ve akaryakıt fiyatlarının enflasyon yayılımını güçlü şekilde artırdığı bir ülkede küresel enerji arzındaki ve fiyatlarındaki risklerin enflasyonu olumsuz etkilememe ihtimali yok. Bu bakımdan ABD-İran savaşının bizi sadece jeo-politik olarak değil aynı zamanda ekonomik olarak takip etmemiz gerektiği anlamına geliyor. Örneğin; ABD Başkanı Donald Trump salı günü İran’ı “yok edebilecekleri” uyarısında bulunurken, elçileri Steve Witkoff ve Jared Kushner’ın savaşı sona erdirmek amacıyla İran’ın arabulucularıyla verimli görüşmeler gerçekleştirdiğini de söylemesi önemli bir gelişme. Bununla birlikte Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’e uzanan kritik bir petrol boru hattındaki ham petrol sevkiyatını yeniden artırmaya başlaması ve New York’taki Birleşmiş Milletler görüşmeleri üzerinden ABD-İran savaşına diplomatik çözüm bulunabileceği umutları da petrol varil fiyatının gerilemesini sağladı.
Bu haber akışı ile birlikte bir süredir varil başına 100 doların üzerinde seyreden petrol fiyatları yeniden 100 doların altına indi. Ancak akaryakıtta özellikte motorin tarafındaki marjlar halen zorlayıcı olmaya devam ediyor. Tahmin ediyorum bu nedenlerden dolayı Türkiye-ABD İş Konseyi (TAİK) tarafından düzenlenen konferansta konuşan Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan enerji fiyatlarında yukarı yönlü risklerin sürdüğüne işaret ediyor. Bu bakımdan Merkez Bankası’nın sıkılığı bir süre daha devam ettireceğini öngörmek mümkün.
Öte yandan reel sektörün mevcut programın yan etkileri nedeni ile iyiden iyiye daraldığını da hatırlatmakta fayda var. Özellikle nakit akışı konusu bir süre daha zorlayıcı olmaya devam edecek gibi görünüyor. Dahası son dönem sermaye piyasasında yaşanan sürecin de belirli seviyede nakit akışı sorunları oluşturması ihtimali var. Bu bakımdan daha dikkatli olmamız gereken bir süreçte olduğumuzu hatırlatmakta fayda var.

