Yazarlar Kürtler ve Milli Görüş - 3

Kürtler ve Milli Görüş - 3

Müfit Yüksel
Müfit Yüksel Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

80''li yılların sonları ile 90''lı yılların hemen başında bir yandan devletin/din karşıtı ve Kürt kimliğini inkâr''a dayanan resmi ideolojinin, diğer yandan Stalinist terör örgütünün baskısından bunalıp, arayış içinde olan dindar kitleler, MNP, MSP geleneğinden gelen partiye, RP''ye yöneldiler. Esasen 1970''li yılların başından itibaren bölgede etkin olan dinî/siyasi ailelerin tamamına yakını MNP-MSP çizgisinde yer aldılar. Önceki yazıda söz konusu ettiğimiz Kürt hareketinin öncüleri ve idolleri olarak kabul edilen aileler başta gelmekteydi. Şeyh Said''in oğlu Şeyh Selahaddin Milli Selamet Partisi''ne açık destek vermekte, Necmeddin Erbakan ile miting meydanlarını dolaşmaktaydı. Hatta 1973 seçimlerinde Erzurum''dan bağımsız olarak seçimi kazanan yeğeni Fuad Fırat amcasının telkiniyle Milli Selamet Partisi''ne katılmıştı. Yine Seyyid Abdülkâdir''in torunları ve yeğeni Seyyid Taha-yı Sânî''nin 1961''de İran''dan/Irak''tan gelen oğulları da MNP-MSP çizgisinde yer almıştı. 1913''te Bitlis ayaklanmasının lideri Şeyh Molla Selim''in torunları da aynı şekilde Necmeddin Erbakan''a yakın durmaktaydılar. Yine, Bitlis ayaklanmasında idam edilen Arvâsî ailesinden ve Seyyid Sibgatullah El-Arvâsî''nin torunları Şeyh Şihabuddin ve Şeyh Muhammed Şirin''in yeğenleri ve torunları da, kuzenleri olan Abidin ve Kamran İnan''ın aksine MSP''yi desteklemekteydiler. Sadece, bu tür Dinî/Nakşibendi ve Molla aileleri değil; Bedirhan Bey/Paşa,Babanlı Mahmud Paşa, Revandızlı Mehmed Bey, Şirvanlı İzzeddin Şîr, Hakkarili Nurullah Bey gibi Kürt siyasal hareketinin kendi öncüleri olarak görüp yücelttiği şahsiyetlerin soyundan gelen ailelerin büyük çoğunluğu, Barzanilerin Şemdinli''deki akrabaları sol partilerde değil MSP-RP çizgisinde yer almışlardı. Heleki, Bedirhan Paşa ailesinin bir bölümü ile Seyyid Taha-yı Sâni''nin ailesinin bu çizgide yer alması bunun en önemli noktasını teşkil etmekteydi. Çünkü bu aileler ve sülaleler aslında dinî ve dindar bir kökenden gelmekte, seküler bir geçmiş ve geleneğe sahip değillerdi. Bu da Kürt sorununda asıl itibarıyla, Kürt kartının MNP-MSP-RP çizgisinde, Milli Görüş hareketinin elinde bulunduğunu göstermekteydi. Açıkçası, 90''lı yıllara kadar “Kürt kartı” içeride büyük oranda Necmeddin Erbakan''ın elindeydi. Ancak ne yazık ki, bu durum farkedilemedi, belki de önemsenmedi. Oysa ki, 1991 yılı yazına gelindiğinde RP''nin bölgede oy oranı %80''ler civarına dayanmaktaydı. Bu da dindar kitlelerin sığınacak bir liman ve şemsiye arayışının sonucuydu. Ancak, 1991 erken seçimlerinde güvenlik güçleri ve PKK''nın etkisi ile bölgede durumun son derece hassaslaştığı bir ortamda RP''nin MÇP ile seçim ittifakına girmesi bu limanı kapattı. Ve sonuç olarak, CHP listelerinden giren HEP''li adaylar milletvekilliklerini kazanarak ilk defa böyle bir partinin ve bugüne, BDP''ye gelinceye kadar devam eden siyasal sürecin oluşmasına yol açtı. Böylece, bölgenin dindar halkı devlet-resmi ideoloji ile, terör örgütü kıskacında tamamen çaresiz ve oksijensiz bırakıldı. RP yöneticilerinin, bölgeyi ve sorunu umursamayarak, pragmatist davranarak girdikleri bu seçim ittifakının uzun vadede ne tür onulmaz yaralara yol açtığı görülmüş ve süreç bölgede İslamiyet aleyhinde adeta geri dönülmez noktaya dayanmıştır.

2005 yılında ise, bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan''ın Diyarbakır''daki ünlü konuşmasında sorunu “Kürt Sorunu” olarak nitelendirerek bazı olumlu mesajlar vermesi bir kez daha zaten uzun zamandır devletin güvenlik güçleri ile PKK terörü arasında hırpalanmış olan dindar-muhafazakâr kitleleri sığınacak bir liman, toplanılacak bir şemsiye bulmaları konusunda son derece umutlandırdı. Bu umutların sonuçları 2007 seçimlerine de ciddi bir şekilde, AK Parti bağlamında yansıdı. Ancak, 2009 mahalli idareler seçimi arefesinden başlayarak bu umutlar yine söndürülmeye yüz tuttu. “Ya Sev Ya Terk Et” benzeri bazı söylemler ve seçimlerdeki aday profili, dahası, açılımda “Din” faktörünün ıskalanması, bu limanların yine Milli Görüş geleneği tarafından bir kez daha kapanmasını sağladı. Son dönemlerde de, sergilenen bazı politikalarla Türkiye partileri adeta BDP lehine bölgeden ric''at etme sürecine girmişlerdir. Türkiye partileri ile bölge insanı arasındaki makas açıldıkça tüm ülkenin geleceği açısından karanlık bir tablonun önü açılmaktadır. Oysa ki, Danimarka''daki Hz. Peygamber''e (SAV) yönelik karikatürlü hakaret olayında en büyük protesto mitingi Diyarbakır''da gerçekleştirilmişti. Yanısıra, Gazze konusunda da İstanbul''dan sonra yine en kalabalık miting Diyarbakır''da düzenlenmişti.

Bu yüzden dindar kitleler bölgede organize olmaktan ve bir şemsiyeden mahrum bir durumda kaldılar. Milli Görüş geleneği bu imkan ve bu kart elinde olmasına rağmen, maalesef 1991''den gelen süreç içerisinde, bunu elinin tersiyle iterek bölgenin dindar kitlelerini bu şemsiyeden yoksun bırakacak tutumlar zinciri sergiledi. Oysa ki, sol-Marxist kökenli laik-Stalinist gruplar öteden beri, 60''lı yılların başlarından bu yana içeride ve diasporada-Avrupa''da- örgütlenme imkanına sahip olmaları, dahası bir kısmının silahlı örgütlenme şansını elde ettiklerinden baskın ve etkin duruma geldiler. Ayrıca, devletin de 80''li yıllardan beri PKK ve uzanımları dışındaki en ılımlı gruplar dahil tüm organizasyonları adeta PKK lehine olacak şekilde sürekli budayıp tasfiye etmesi, hayat hakkı tanımaması, 68 kuşağının Stalinist gruplarının Kürt siyaseti üzerindeki gücünü pekiştirmiştir. 90''lı yılların başından itibaren bazı sol kökenli laik Kürt yayınevlerinin yayınları ile 20 yıldır oluşan literatür, bu süreçte yetişen Kürt gençliğinin bu yönde evrilmesi sonucunu verdi.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.