Yazarlar Kara toprak

Kara toprak

Mustafa Kutlu
Mustafa Kutlu Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Olay Türkiye’de ulaşım imkânlarının yok denecek kadar kısıtlı olduğu bir dönemde geçmektedir. Delikanlı talim sırasında istirahat verilince bir köşeye çekilmekte, uzaklara dalmakta, ara sıra içini geçirip “Ah memleket, ah!” demektedir.

Bir, iki derken bu durum komutanın dikkatini çeker ve gidip askerle konuşur: “Delikanlı, bakıyorum da sende acayip bir memleket hasreti var, sürekli içini çekip, köyünü sayıklıyorsun. Nerelisin sen?” Asker “Şu vilayetin, şu ilçesinin, şu köyündenim” diyor. Komutan: “Yahu bayağı merak ettim senin köyü, terhisten sonra gelmek-görmek isterim, beni misafir eder misin?” Asker sevinçle “Başım gözüm üzerine komutanım, sen yeter ki geliver” der.

Zaman geçer, çocuk terhis olur, mesele bir gün komutanın aklına düşer. Merak bu ya! Gidip şu köyü bir göreyim diyerek trene biner. Tren onu bir ıssız istasyona bırakır. Komutan bir kamyon kasasında, tozlu yollardan sarsıla sarsıla geçerek ilçeye gelir. Kahveye uğrayıp “Falan köye gideceğim, vasıta var mı?” diye sorar. Kahvedekiler “Komutanım vasıta yok. Siz bu gece burada kalın, yarın pazar kurulacak, o köyden gelenler olur, sizi onlara katar göndeririz, bu gece misafirimiz olun” derler. Komutan çaresiz geceyi ilçede geçirir. Ertesi gün pazarı gezer, o köyden gelmiş adamları bulur, onların katırlarından birine binerek dağlara doğru gider.

Mevsim yaz, hava dehşetli sıcak, komutan doğru-dürüst bir şey yememiş; onca yolun yorgunluğu üzerinde, sabredip dişini sıkarak, bu maceranın sonuna yaklaştığını düşünerek köye varır. Cami önünde gölgelenen ihtiyarlara askerin adını verir, onunla görüşmek istediğini söyler. Asker, ailesi ile beraber ekin biçmeye gitmiştir. Bu defa komutanı bir merkebe bindirirler, yanına bir çocuk katıp askerin tarlasına gönderirler.

Komutan artık iyicene bitkin vaziyettedir. Epeyce yol giderler. Etrafta ne bir dere, ne bir su, ne gölgeli bir ağaç, ne insan ne hayvan. Yukarıda mavi gök, aşağıda kara toprak.

Komutan içinden “Vay be!” der. “Delikanlının ah çekip aradığı buralarmış meğer. Kuş uçmaz kervan geçmez yerler, çıplak tepeler, kuru dereler. Buranın nesini özler bu çocuk?” diye düşünür. Derken ileride bir karaltı fark ederler. Karaltı bir kadındır. Kadın beline keçi kılından yapılmış bir urgan bağlamış, urganın ucunu kayalıktan aşağıya sarkıtmış, öylece asılmaktadır.

Komutan yaklaşır, merkepten iner “Kolay gelsin bacım, ben filan kişiyi arıyorum, nerededir?” diye sorar. Kadın işaretle urganın indiği uçurumu gösterir.

Komutan uçuruma kadar gider, bakar ki aşağıda ekili bir toprak parçası, epeyce eğimli, ekin biçen adam urgan olmasa, maazallah dengesini kaybetse dereye doğru yuvarlanıp gidebilir. Oradan askerin adını vererek seslenir. Asker orağı beline sokup dikilir, elini güneşe siper ederek yukarı bakar. Bakar ki komutanı gelmiş, gözlerine inanamaz. Hemen urgana tutuna tutuna yukarı çıkar, komutanın ellerine yapışıp öper.

Komutanı biçilip destelenmiş, üst üste konularak dairevi bir yığın yapılmış başakların gölgesine götürürler. Asker: “Komutanım, hele sen bir nefeslen, bir ayran iç, sonra konuşuruz” der. Kadın testiden ayran doldurur. Komutan kana kana içer. Bir bardak yetmez, bir daha içer. Komutan ömründe böyle güzel ayran içmemiştir.

Ferahlayıp sırtını buğday başaklarına dayar. Tam bu sırada çıkıp gelen kekik kokulu bir esinti komutanın bütün yorgunluğunu alır.

Sonra konuşmaya başlarlar. Komutan, “Evladım askerde iken içini çeke çeke özlediğin köy burası demek. Yahu sen buranın neresini seviyorsun? Çıplak tepeler, susuz dereler, ne ağaç var ne adam var, insan burada yokluktan, sıkıntıdan patlar be!” der.

Delikanlı yüz yaşına varmış bilge gibi biçilmiş tarlanın toprağını avuçlar, toprağı avucundan boşaltırken “Biz bu toprağa vurulmuşuz komutanım. Bunun kokusuna, otuna, börtü böceğine. Vatan demişiz bir kere. Hani Âşık Veysel söyler ya, ‘Benim sadık yârim kara topraktır’ diye, işte onun gibi bir şey. Zor kazanır az yeriz. Allah’a şükrederiz. Kanaat en tükenmez hazine” der.

Toprak sevgisini rafa kaldıralı çok oldu. Kanaati bırakıp tüketime koşuverdik. Zenginlik “gönül zenginliği” olmaktan çıktı. Refahın, kalkınmanın, makine ve modern teknolojinin sihrine kapıldık. Artık yukarıda anlatılanlara ancak gülüp geçilir oldu.

İyi mi oldu?

(30 Ocak 2008)

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.