Şu yanıltmasın, aklınızı çelmesin; silahlanma üzerinden yürüyen bir genel NATO söylemi var. Savunma etkinliklerini, NATO’nun dönüşümü gibi öne alıyorlar. NATO ülkeleri kendi savunma harcamalarını ve kuruluşa ayıracakları payı artırıyorlar. Ayrıca, hem AB hem NATO’da fonlar, bütçeler ayrılıyor, kendi aralarında anlaşmalar, sözleşmeler yapıyorlar. Böylece NATO güvenlik mimarisi baştan inşa ediliyor. Ve deniliyor ki, “işte size NATO 3.0”!..
Öyle değil o iş. Bütün bu kabzaya davranmaların nedeni var. Bu yüzden, benzer tariflerle her karşılaştığınızda, “hayırdır” demeyi öğrenmeliyiz…
***
Buraya nereden geldik? ‘Yeni Dünya Düzeni’ ya da ‘Çok Kutuplu Küresel Düzen’ tartışmalarından değil mi? Peki oraya nereden geldik?
Batı’nın yolu bitmişti. Liberalizm/neoliberalizm ekonomi modeli olarak da yaşam formu olarak da karaya vurmuştu. Dünyaya sattıkları bütün “değerler” dibe vurmuştu. Batı’nın köhne elitleri tutunmak için dünyaya tırnaklarını geçiriyordu. Üzerine “salgın” geldi. Tedarik zincirleri de koptu…
Avrupa hem ülkeler bazında hem AB gibi kurumlar içinde o eski kafayı yaşamaya devam ediyordu, ABD’de son adamları Biden’dı, “devrildi”, miras olarak Rusya ile Ukrayna savaşını bıraktı, zaten Çin heyulası ABD’nin üzerine karabasan gibi çökmüştü, Trump geldi. Akılları çıktı. Kongre baskını yaşandı, ilk başkanlığını devirdiler, ikinci adaylığında kulağını kopardılar, Trump tekrar geldi. Geldiğinde ve şimdi de “dolar” sadece kağıttı. Yerleşik ekonomi kurallarına göre gerçekte üzerindeki mürekkep kadar değerliydi ama ABD’ye, “doların bu gücü ve yaygınlığı nereden geliyor” dendiğinde, “ordusunu” gösteriyordu…
Sonuç olarak Batı da, Batı’nın uluslararası kuruluşları da çözülmüştü. Hepsi yaralıydı. ABD de, AB de, BM de, NATO da. Tabii Türkiye-Batı ilişkileri de…
***
NATO’nun stratejik ve taktik yeni yapılanması, “ABD yüzünü Çin’e, Pasifik’e çevireceği için arkasını sağlama almaya çalışıyor, Avrupa, Ortadoğu, Hazar ve Batı Asya’yı emin ellere bırakmak istiyor” şeklinde ve tabii kabaca tarif edildi…
Savunma Bakanı Yaşar Güler’in Salı günkü sözleri yeni haritayı söyledi zaten; “NATO, doğu ve güney kanatlarıyla, avro-atlantik alanının ötesindeki sınamaları da kapsayan …”
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın sözleri de Türkiye’nin olası rolünü anlatıyor; “Amerika gibi küresel mânada kendisine gereğinden fazla yük alan bir ülkenin belli noktalarda Türkiye gibi ortaklara güvenmesi için birçok neden ortaya çıkıyor.” ‘Yükün bir kısmını biz alırız’ demektir…
Avrupa’nın planda bir görevi daha var; o da Rusya’yı oyalamak ve yıpratmak. ‘Askerileşen AB’ tanımı buradan çıktı. Trump tam düşünüyor Ukrayna’dan anlayacağız. Avrupa’da bir yenilenme istiyorlar; ekonomisi diriltilmeli ve ülkeler özelinde de siyasi istikrar rayına oturtulmalı. Mevcut iktidarlarla olmayacağı belli, ama değişseler de kalsalar da hizaya girecekler…
Ortadoğu’da “şekil” daha belli gibi. Evvel yazmıştık; İran savaşı bitecek, Filistin/Gazze süreci tamamlanacak, yeni bölgesel ittifaklar üzerinden İran hatta uygun şartlarda İsrail bile sisteme katılacak. İran özelinde; ABD’nin İran’dan istediği-tüm pazarlıklar bir yana-“dolara”, enerji üzerinden söylersek “petro-dolara” dönmesi, gerisi hikaye…
Suriye’yi, Irak’ı, Körfez’i, vs artık saymıyorum. Hazar da aynı; Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, uyumlu olarak Batı’ya yakın düzene geçiyorlar. Bir Akdeniz var, muallak görünüyor, orada Türkiye olmak zorunda, deniz kuvvetleri kimsenin dayanamayacağı hale geldi. Tersanelerinde 50’nin üzerinde savaş gemisi-uçak gemisi dahil-yapmak bu oluyor…
***
Batı’nın toparlanması mıdır? Eh, onların açısından fena durmuyor, ki daha zamanları da var, 2030 hep kritik ‘güncellenme’ tarihi olarak not edildi. Avrupa-ABD arasında ayrışma açıksa da, genel bir toparlanma denemesi hissediliyor. Soğukluk olsa da, toplamları değil! Kaç edecekse bundan sonra Batı’ya yazılacak…
Yıllardır, “yeni düzen”in gelip kapıya dayandığını, ağır ve uzun bir belirsizlik süreci/Âraf/eşik yaşadığımızı, savaşların hep buna delalet ettiğini kayda geçirdik. Tamamı doğruydu. Fakat hepsinin üstünde ve yıllar evvelinden, sürecin Türkiye’nin önüne büyük fırsatlar ve riskler getireceğini, yerli-yerinde hakkı verildiğinde “altın gol” sayılacağını yazdık. “Altın gol”ün Amerikancası, “sudden death/ani ölüm”dür. Rakipleriniz için. Attığınız an zaman durur. Geri dönüşü olmaz. Yapılan uzun ve sert mücadelenin anlamı kalmaz. Biter…
O durumda mıyız? Yani, riskleri atlattık ve fırsatları ‘altın gole’ çevirdik mi? Çünkü buraya kadar yazdıklarımız daha çok fırsatlar üzerinedir. Bir de riskler ve rakipler var, yan gözle zirveye bakıp, üzerinden Ankara’yı anlamlandırıp, pozisyon alacaklar var. Ona zirveden sonra bakarız. Fakat Türkiye’nin önündeki yolu daha çok konuşacağız ve inşallah, ‘NATO 1.0 ve NATO 2.0’daki gibi olmayacak temennisindeyiz…
**
Türkiye’nin NATO üyesi oluşunun öyküsü çok yazıldı, çizildi. Ama şu soruya az yüz verildi; “Türkiye’yi Batı ittifakının parçası haline hangi ülke getirdi?”
Sanıldığı veya ilk akla geldiği gibi ABD değildir. Amerika elbette kurucu unsur ve karar vericiydi 1950’lerde ama işi yapan İngiltere’dir. Uluslararası İlişkiler ve tarih uzmanları da bunu söyler. Yani NATO 1.0’a başlangıcımız odur…
Peki, NATO 3.0’daki rolümüze ve Batı’nın toparlanma modeline, teşvik eden ülke hangisidir? Ki, yeniden aynı şeyleri yaşayıp yaşamayacağımızı bilelim.
‘Ankara müttefikleri’, ittifak manivelasıyla Batı’nın canlandırılması için yol yapmaya çalışıyorlar. Yol bulmak mümkün değildi, yenisini yapıyorlar. Zirvenin konfetileri temizlendiğinde, bir ABD ara seçimleri kalacak ve Batı’nın dönüşünün gerçekçi olup-olmadığı ortaya çıkacak…


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.