
Temmuz ayında Ankara’da gerçekleşecek ve dünyanın merakla beklediği “NATO Liderler Zirvesi”ne giderken, yanımıza almamız gereken soru şudur…
“Çatısı” demedim. Evet, NATO üyesiyiz ama küresel tartışma siyasi zeminde cereyan ediyor…
NATO’nun tüm hayati fonksiyonlarını sürdürüp-sürdürmediği üzerine genel tartışma zaten yürüyor; Macron’un, “beyin ölümü” metaforuyla başlayıp, Trump ABD’sinin örgüte desteğini kısmasıyla yükselen, Avrupa cephesinden asker çekmeye kadar varan bir dalga bu…
***
Özellikle Doğu Avrupa ve Balkanlar ile İngiltere ayağına yoğunlaşan, Paris, Londra ve Berlin’in başını çektiği bir süreç izliyoruz. Ve aynı süreç, temel motivasyon/tehdit olarak Rusya’yı gösteriyor…
Bu adımlar Türkiye’ye doğru da atılıyor mu? Maalesef. Kimi ülkelerin AB’ye tam üyelikleri için kolaylaştırıcı girişimler yeniden düzenlenirken, Türkiye’ye yine yüz verilmiyor…
Ankara elbette durumun farkında ve o da, yaklaşımın ne denli yanlış olduğuna dair savlarını yüksek perdeden söylüyor; en güçlüsü de, “Avrupa yeni dünyada jeopolitik bir varlık olarak ileri rol almak istiyorsa, Türkiye olmadan mümkün değil”…
***
Türkiye buna, “bölgesel sahiplenme” diyor.
Hepsini entegre etmeye de gayret ediyoruz; Irak’ı Suriye’yle, Hazar’ı “Orta Yol’la, toplamını Avrupa’yla birleştirmek gibi. Buna da, “bağlantısallık” diyoruz.
Nihayet, ister ana güvenlik ağları olsun ister tali şebekeler olsun, yetmedikleri taktirde, hatta yetsin-yetmesin, kendi güvenliğimizi kendimizin sağlayabileceği kadar Türk Silahlı Kuvvetleri’ni tahkim ediyoruz. “Kurdun boynu niye kalın” prensibidir…
***
Yine de boşluk kendini kuvvetli biçimde hissettiriyor…
Çünkü adı geçen stratejik kümeler veya ittifaklar henüz olgunlaşmış, ham halleri de ihtiyacı karşılayacak nitelikte değil. Üstelik her birinin kendi içinde sorunları var. Dört-dörtlük işleseler, “ittifaksızlık özlemi” ya da “bağımsızlık özlemi”miz de giderilir ama belirsizlik daha hakim…
NATO ve AB’nin durumu ortada ve yazdık. “Türk Devletleri Teşkilatı” büyük ümitler taşımayı sürdürüyor ama üye ülkelerin farklı beklentileri süreci yavaşlatıyor. Yine bu ülkeler, Rusya ile ortak tarihlerinden gelen, etkisini bugün de sürdüren zorlaştırıcı bağlara sahipler. ABD/Batı da burada yer tutmak istediğinden sert rekabet istikrarsızlık yaratıyor. Zaman zaman Türkiye’yi üzen kararlar da alıyorlar. Güney Kıbrıs’ta olduğu gibi veya İsrail’le ilişkiler gibi…
Ortadoğu/Körfez ülkeleri hâlâ savaşın içindeler. ABD’ye bağladıkları güvenlikleri artık tartışmalı. Ekonomilerini çeşitlendirmek istiyorlar ona da şartlar izin vermiyor. İsrail ve ABD’nin çekiştirmeleri kadar bölgesel bir ittifakın yükünü taşıyıp taşıyamayacaklarından da emin gözükmüyorlar…
Balkanlar ve Doğu Avrupa’da, merkezî Avrupa ve Rusya’nın rekabeti kendini hissettiriyor. AB üyesi olma arzuları, bunun aynı zamanda bir tampon bölgeye dönüşebilecekleri riskine onları körleştiriyor.
Türkiye işte bu parçaları/kırıkları yapıştırmaya çalışıyor.
Azını yazabildik. Devam edelim…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.