Geçen hafta 5 gün süren bir Singapur ve Malezya seyahatim vardı. Singapur ile Malezya’ya MTO’nun en parlak ve mütevazi talebelerinden, Furkan Tokaç’ın daveti üzerine gittim.
Yanımda tertemiz kalpli Yasir Sabaz vardı. Ruh dolu, coşku dolu değerli eşi -elbette ki MTO talebesi!- Zahide Hanım kardeşimle birlikte İnegöl’den gelmişler almaya.
Birlikte havaalanına kadar gittik. Yolda giderken 5 dakika geçti geçmedi, Yasir de MTO talebesi oldu.
Furkan kardeşim, pek çok marifeti ve kabiliyeti olan MTO’nun gözbebeği talebelerimizden. Ulusal Singapur Üniversitesi’nde Kuantum Teknolojileri bölümünde çok önemli çalışmalar yapıyor.
Furkan’ın en dikkat çeken özelliklerinden biri, ikinci yerli otomobili geliştirmiş olması. Türkiye’de Bilişim Vadisi’nde de çalıştı Singapur’a gitmeden önce ama daha sonra Singapur’dan gelen davet üzerine Singapur’a gitti.
Furkan, Bursa İnegöl’den. Singapur’dan yapay zeka ile İnegöl’deki bir otomobili şoförsüz, uzaktan kumanda ile sürdü.
Geleceğimizi inşa edecek parlak talebelerimizden biri Furkan, gördüğünüz üzere.
O yüzden davetine icabet ettim elbette. Ama tadı damağımızda kalan bir seyahat oldu. Bir an önce bir daha tekrarlayalım bu ziyareti dedik.
Ulusal Singapur Üniversitesi ilk 100’e giren üniversitelerden biri. Muazzam bir kampüsü var; “evet, burası üniversite” dedirtiyor insana.
Üniversitedeki konferansım pürdikkat dinlendi. Vakit yetmedi. Bir hayli de uzattık. Ama konferans bitmedi, sona erdikten sonra da biz bazı hocalarla ve öğrencilerle devam ettirdik Singapur sahilinde kapitalizmin insanın kökünü kazıyarak ve şehri devâsâ bir teknolojik mezara dönüştürerek insanı esir aldığı saldırsına meydan okuduk...
Üniversitedeki konferanstan sonra, büyük hayalleri olan, idealist hocalarla muazzam bir hasbihale daldık. Singapur’da IBM şefi Alican Özhelvacı ve Shafiq Mardiqhan kardeşlerimle 4 gün unutulmaz anlar yaladık, kitapçıları takan ettik.
Bilgisayar yapılan laboratuvarları gezdik: İnanılmaz bir kablo cihaz ormanı bizi karşıladı.
Bitmiş ürünün bütün hücrelerine kadar sabırla, zekayla, güçlü hayallerle ve bu hayalleri hayata geçirme iradesiyle nasıl müdahale edildiğine ve elimizdeki ürünün nasıl meşakkatli bir şekilde adım adım, çileyle geliştirildiğine bizzat tanıklık ettik.
“ERDOĞAN’A SAHİP ÇIKIN!”
Ardından Singapur’da otelin yakınındaki bir camide akşam namazı kıldık.
Malaylara ait bir cami. Devâsâ bir iç mekânı var. Dışarı ezan verilmiyor. Singapur’un %15-16’sı Müslüman. Hintli Müslümanlar da var ama Müslümanların kahir ekseriyeti Malay ve tabiî Malezya kökenli.
Caminin imamı ve derneğinin başkanı ile caminin görevlilerinden Mısırlı Tarık kardeş, bizi buralara İslâm’ın tohumlarını eken âlimlerin ve evliyanın bulunduğu şehitliğe götürdüler.
Çok etkileyici bir manzara bu. Ne çile çekmiş insanlar buralara İslâm’ın sesini ve sözünü ulaştırabilmek için. Ne zorluklara katlanmışlar!
İşte bunları iyi bilen Kahireli Tarık kardeşim, “Erdoğan’a sahip çıkın, o Müslümanların lideri. Hepimiz ona bel bağladık. Umudumuz o. İslâm dünyasını ayağa kaldıracak lider o. Lütfen Erdoğan’a sahip çıkın. Günümüzün Abdülhamid’i o. Müslümanların umut kaynağı,” diye söylenip durdu etrafınızda dolaşarak. Hep gözümüzün içine bakarak konuşuyordu, gözü kalbinin aynası gibiydi, aşkının ışığını yansıtan…
İNGİLİZLERİN GÖLGESİ…
Uçaktan indiğimizde havaalanında her yerde başörtülü Malay Müslümanları görünce, Singapur’un çoğunluğu Müslüman mı acaba diye bir izlenim oluşabilir ama değil.
Singapur’un ahalisinin çoğunluğu Çinli. Çin’in bir uzantısı ama İngiltere’nin tecavüze uğramış uydusu Singapur. Celladına âşık etmişler İngilizler Singapurluları.
Singapurlular, Çin’e biraz tepeden bakıyorlar o yüzden. Trafik, İngiltere’de olduğu gibi sağdan işliyor. Bu İngilizler kadar çaktırmadan köleleştiren, kimyasını bozarak celladına âşık eden ikinci bir sömürgeci emperyalist ülke yok.
Bir taksici, bizi Müslümanların yoğun olarak yaşadığı Sultan Camisine götürürken aynen şöyle demişti pişmiş kelle gibi sırıtarak, “Çinliler, primitif Asyalılar. Singapur’daki Çinliler, Avrupalı Çinliler!” deyince benim şalterler attı. “Biz daha iyi köleyiz demek istiyor bu arkadaş galiba,” dedim. Gülüştük.
Singapur, Asya Kaplanları olarak adlandırılan ülkelerin başında geliyor.
6 milyon nüfuslu bir şehir-devlet.
ASYA KAPLANLARI’NIN OTOKRATİK KAPİTALİZMİ
Kalkınmak için liberal demokrasi şart diyen Batılı söylemi yerle bir eden otokrasinin hâkim olduğu ülkelerden biri. Çin başta olmak üzere liberal demokrasiye geçselerdi bu kadar büyük ekonomik ve teknolojik atılım yapamazlardı, un ufak olur, yok olup giderlerdi.
Yanılgıya düşmemek lazım: Liberal demokratik de olsa, otokratik de olsa, kapitalizm kapitalizmdir, ruhsuzdur, pagandır; insanı vatansız, kimliksiz, yersiz-yurtsuz yapar; önce bir dine, kültüre, medeniyet aidiyet bilincinizi yok eder, sonra hafızanızı sıfırlar, yersiz yurtsuzlaştırır, mekân duygusunu yok eder, insanı devâsâ bir ağ’a dönüşen zamanın / çağın kölesi yapar çıkar.
Otokrasi, toplumun dağılmasını önlemiş ve düzenin, huzurun, güvenli bir ortamın oluşmasını mümkün kılmış. Uyuşturucu ve tecavüzün cezası sert, direkt idam. Zina yapan, başkasının karısına kızına sarkıntılık eden kırbaçla cezalandırılıyor!
Bu otokratik sistem, kitleleri köleleştirici olarak görülebilir haklı olarak. Bütün modernite köleleştiricidir. Foucault, modern devletin kontrol ve kolonizasyon makinası ve mekanizması olduğunu ne kadar kışkırtıcı bir şekilde gösterdi panoptikon metaforuyla.
Otokratik, açık rızaya dayalı bir sitem.
Liberal demokrasi ise, örtük, ayartıcı yöntemlerle üretilen, aldatmaya dayalı bir köleleştirme biçimi. Adına özgürlük denen ama en iyi kölelik biçimine dönüşen liberal demokrasinin eseri.
Vesselâm.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.