1974 yılında Taipei’de küçük bir kahvaltı dükkânında yedi kişi aynı masaya oturdu.
Masada ne bir çip fabrikası vardı ne TSMC ne de Tayvan’ı bugün dünya yarı iletken sanayisinin merkezlerinden biri yapan dev şirketler.
Ama bir endişeleri vardı.
Ucuz işgücüne dayalı üretim Tayvan’ı bir yere kadar taşımıştı. Ülkenin daha yüksek teknolojiye geçmesi gerekiyordu. Dönemin Ekonomi Bakanı Sun Yun-suan’ın da bulunduğu o masada yarı iletken teknolojisine girme fikri şekillendi.
Devlet gelecekte hangi şirketin başarılı olacağını bilmiyordu. Ama ülkenin hangi kabiliyete sahip olması gerektiğine karar vermişti.
EN İLERİ TEKNOLOJİYİ VERMEDİLER
İki yıl sonra devletin kurduğu ITRI (Industrial Technology Research Institute – Endüstriyel Teknoloji Araştırma Enstitüsü), yani sanayiye teknoloji geliştirmek ve bu teknolojiyi şirketlere aktarmakla görevli kamu destekli araştırma kurumu, Amerikan RCA (Radio Corporation of America) şirketiyle teknoloji transferi anlaşması yaptı. RCA o dönemde elektronik ve yarı iletken teknolojilerinde faaliyet gösteren büyük Amerikan şirketlerinden biriydi.
Burada hikâyenin önemli bir ayrıntısı var.
Amerikalılar Tayvan’a dünyanın en ileri yarı iletken teknolojisini vermediler. Transfer edilen teknoloji, ABD’deki öncü teknolojinin gerisindeydi.
Tayvan buna rağmen aldı.
Çünkü amaç dünyanın en ileri teknolojisini satın almak değil, çip üretmeyi öğrenmekti.
ITRI ilk 19 kişilik mühendis grubunu Amerika’ya gönderdi. Üstelik hepsini aynı yere değil. Bir kısmı çip tasarımını, bir kısmı üretim prosesini, diğerleri test ve üretim ekipmanlarını öğrenmek üzere RCA’nın farklı tesislerine dağıtıldı.
Mühendisler geri döndü. Devlet pilot üretim hattını kurdu.
1977’de hat çalışmaya başladı. Kısa süre içerisinde üretim verimi yüzde 70’e ulaştı. RCA’nın kendi tesisindeki karşılaştırmalı oran yaklaşık yüzde 50 seviyesindeydi.
Tayvan kendisine verilen teknolojiyi yalnızca kullanmıyor, özümsemeye başlıyordu.
DEVLET ŞİRKET OLMADI
Hikâyenin MSEM açısından asıl önemli tarafı bundan sonra başlıyor.
ITRI öğrendiği teknolojiyi kendi bünyesinde saklamadı.
1980’de UMC (United Microelectronics Corporation) kuruldu. ITRI’de oluşan teknoloji, mühendislik birikimi ve insan kaynağı yeni şirkete aktarıldı.
Üstelik özel sermaye başlangıçta böylesine riskli bir alana girmeye pek hevesli değildi. Devlet ilk riski üstlendi, sermayeyi harekete geçirdi ve özel sektörün girebileceği zemini oluşturdu.
Devlet piyasanın yerine geçmedi; piyasanın henüz giremediği yere önce girdi.
Sonra başka bir sorun çıktı.
Dünya yarı iletken teknolojisi hızla ilerliyor, Tayvan’ın dışarıdan daha ileri teknoloji temin etmesi giderek zorlaşıyordu.
Tayvan “Bize daha ileri teknolojiyi vermiyorlar” demedi.
1984’te ITRI, VLSI (Very Large Scale Integration – Çok Büyük Ölçekli Entegrasyon) programını başlattı. Amaç artık yalnızca yabancı teknolojiyi kullanmak değil, daha ileri çip teknolojilerini Tayvan’ın kendi araştırma kapasitesiyle geliştirmekti.
Teknoloji transferi, teknoloji geliştirmeye dönüşüyordu.
FABRİKADAN ÖNCE EKOSİSTEM KURULDU
Fakat Tayvan’ın yaptığı yalnızca teknoloji satın almak ve mühendis yetiştirmek değildi.
1980’de devlet Hsinchu Science Park’ı (Hsinchu Bilim Parkı) kurdu.
Yer seçimi bile tesadüfi değildi.
Parkın yakınında ITRI ile birlikte ülkenin önde gelen teknik üniversitelerinden National Tsing Hua University ve National Chiao Tung University bulunuyordu.
Böylece aynı coğrafyada üniversiteler, araştırma laboratuvarları, pilot üretim tesisleri, yeni teknoloji şirketleri ve yetişmiş mühendisler birbirine bağlandı.
Araştırma kurumunda geliştirilen bilgi şirkete geçiyor; üniversiteden mezun olan mühendis birkaç kilometre ötede teknoloji şirketinde çalışıyor; şirketin karşılaştığı teknik problem yeniden araştırma kurumunun önüne geliyor; yeni şirketler aynı insan ve bilgi havuzundan doğuyordu.
Tayvan bir çip fabrikası kurmuyordu. Çip fabrikalarının, mühendislerin, teknolojilerin ve yeni şirketlerin sürekli birbirini üreteceği bir ekosistem kuruyordu.
Geçen haftalarda MSEM’i anlatırken üzerinde durduğumuz mesele tam olarak buydu:
Fabrikaları aynı yere toplamak kümelenme değildir. Üniversiteyi, araştırmayı, insan kaynağını, tedarikçiyi, sermayeyi ve üretimi aynı stratejik hedef etrafında örgütleyebiliyorsanız ekosistem oluşur.
SONRA MORRİS CHANG GELDİ
1985’te ABD yarı iletken sektöründe uzun yıllar çalışmış Morris Chang Tayvan’a davet edildi ve ITRI’nin başına geçti.
İki yıl sonra TSMC (Taiwan Semiconductor Manufacturing Company) kuruldu. Şirket daha sonra yalnızca başkalarının tasarladığı çipleri üretmeye odaklanan “foundry” modeliyle dünya yarı iletken sanayisini değiştirecekti.
Fakat Chang boş bir araziye gelmemişti.
Arkasında on yılı aşkın süredir oluşturulan mühendis kadrosu, ITRI, pilot üretim tesisleri, üniversiteler, Hsinchu Science Park ve birikmiş teknoloji bilgisi vardı.

