İbn Arabî mi haklı İbn Teymiye mi? (2)

Mahmut Ay
Mahmut AyYeni Şafak Gazete Yazarı
04:00, 11/09/2026, Cuma • Yeni Şafak Haber Merkezi
İbn Arabî mi haklı İbn Teymiye mi? (2)

İslam tarihinde, Müslümanların enerjisini gereksiz yere tüketen ve toplumları derin kamplaşmaya mahkûm etmesi sebebiyle “Keşke hiç olmasaydı!” dedirten olgulardan biri, “selefî-sufî-” çatışmasıdır. “Çatışma” kelimesini özellikle kullandım; zira “ihtilaf ve tartışma” gayet doğaldır. Ancak sorun, tartışmanın çatışmaya evrilmesidir. Çünkü tartışmada fikir ve delil, çatışmada ise tahkir ve tekfir vardır.

Bu gazetede yazdığım ilk köşe yazısında, yazılarımın “ikiliğe değil birliğe çağırmasını, Müminler ve iyiler arasında tefrikaya değil, tevhide vesile olmasını, kavgaya değil sevgiye yönlendirmesini, nefret tohumları değil muhabbet tohumları ekmesini” niyaz etmiştim. İlk köşe yazılarımın başlıkları ise art arda şöyleydi: “Tevhid İttihadı Gerektirir”, “Müslümanlarda Tevhid ve İttihad Şuuru Olsaydı Ne Olurdu?” ve “Müslümanlarda Birlik Şuuru Nasıl Güçlendirilebilir?”

“Niyazımı” da o niyazı yaptıran “derdimi” de unutmuş değilim. Bilakis günbegün bu konudaki derdim ve ızdırabım arttığı gibi niyazım da derinleşiyor. Kendimi bildim bileli en önemli dertlerimden biri Müslümanların çatışmaya varan tartışmaları, bölünmeye ve kutuplaşmaya götüren ihtilafları oldu hep. Henüz on yaşlarındayken farklı mezhep ve meşreplerdeki İslâm âlimleri ve âriflerinin Fatih Camii’nde cuma günleri toplanıp Müslümanların meselelerini istişare etmek üzere bir araya geldiklerini/gelmeleri gerektiğini hayal ederdim hep. Bunu neden yapmadıklarını da bir türlü anlayamaz, büyüdüğümde böyle bir “istişare meclisi”nin gerekliliğini anlatmanın en önemli vazifelerimden birisi olması gerektiğini telkin ederdim kendime.

Bu girizgahtan sonra şunu söyleyebilirim: “İbn Arabî mi haklı İbn Teymiye mi?” başlıklı yazı(ları)m asırlardır devam eden bu alevli tartışmaya bir odun daha atıp alevi harlandırmak gayesine matuf değil elbette. Bilakis amacım, bu tartışmanın şiddetinin hafifletilmesine küçük de olsa kendi vüsatimce katkıda bulunabilmektir. Bu amacın gerçekleşmesine yönelik olarak şu dört noktaya dikkat çekmek isterim:

1. Hicrî 3. asırdan itibaren sûfîleri ağır bir dille tenkit eden âlimler olmuştur. Sûfîleri ve tasavvufî düşünceyi ilk tenkit eden İbn Teymiye değildir; ancak İbn Arabî’yi ilk tenkit ve tekfir eden odur. İbn Teymiye, aslında Cüneyd, Muhâsibî ve özellikle Geylânî gibi sûfîler hakkında çok saygılı ifadeler kullanır, onlardan sık sık alıntılar yapar. Ancak İbn Arabî ve takipçilerini “sûfîler” olarak değil “hulul ve ittihatçılar” olarak tanımlar ve onlara ayrı bir muamele yapar. İbn Teymiye, Mısır’da iken kendisine verilen İbn Arabî’nin Fusûs’unu okuduktan sonra İbn Arabî ve takipçilerini çok ağır bir dille tenkit, tahkir ve tekfir etmeye başlamıştır. İbn Teymiye, tekfir meselesinde ilkesel olarak şahısları değil fikirleri tekfir ettiğini söyler. Ancak defalarca İbn Arabî’nin fikirlerini tekfir edip onun mülhid, zındık ve firavundan daha sapık biri olduğunu söyledikten sonra bu ilkenin pratikte bir karşılığının olmadığı anlaşılıyor.

İbn Teymiye’nin çok sert tutumu, o günden günümüze ulaşan çok üzücü bir çatışmanın fitilini ateşlemiştir. Zira tartışma çok sert başlamış, ilmî tenkitten ziyade itikâdî bir tekfire dönüşmüştür. Kanaatimce İbn Teymiye’nin hatası, düşünceyi inanç olarak değerlendirmesi ve tenkidi tekfire çevirmesidir. Onun gibi dahi bir âlimin eleştirileri, aslında düşünce tarihi açısından bir “eleştiri” olarak çok değerlidir. Bu eleştiriler, şayet bir düşünürün bir başka düşünürü, bir düşüncenin bir başka düşünceyi eleştirisi olarak ilmî ve fikrî düzeyde kalmış olsaydı, İslam düşüncesinin gelişip zenginleşmesine büyük bir katkı olur; ilim ve fikir çevrelerinde tartışılan entelektüel bir konu olarak kalırdı. Ancak İbn Teymiye düşünceyi inanç, akidenin yorumunu da akidenin kendisi gibi değerlendirdi. Tevhidi, nazarî ve tecrübî boyutlarıyla “açıklama ve yorumlama” çabası olan vahdet-i vücud, İbn Teymiye tarafından Hristiyan ve Yahudilerin itikatlarından bile zararlı bir “inanç” olarak değerlendirildi. Tekfir söz konusu olunca, mevzu bambaşka bir yere vardı ve fikrî bir tartışma olarak kalması gerekirken itikâdî çatışmaya evrildi.

İbn Teymiye gibi büyük bir âlimin bu sonuca varması, maalesef “avam” denilen geniş halk kitleleri üzerinde son derece olumsuz bir etki meydana getirdi. Onun bu tavrı, kendilerince vahdet-i vücudcuları, hatta tüm sûfîleri İslam’ı içten bozmaya çalışan sapık kafirler olarak görerek, onları yok etmeyi en önemli ve öncelikli bir dinî vazife olarak gören halk kitlelerinin ortaya çıkmasına sebep oldu. Zira avam, onun ilmî tenkitlerini anlayamaz; ama tekfirini çok iyi anlar ve gereğini de çatışarak ve yok etmeye çalışarak yapar. Bunun en acı örneği, İbn Teymiye’yi kendilerine referans alarak binlerce Müslümanı katleden Vehhâbî hareketi ve IŞİD’dir. Onların İbn Teymiye yorumu, abartılı ve yanlış bir yorum olabilir; ancak onun farklı görüşlere sahip Müslümanlar hakkındaki sert üslubu ve dışlayıcı fikirleri, radikalize olmaya meyilli gruplar için elverişli bir malzeme deposu gibidir. O sebeple, aslında çok büyük bir âlim olan, muazzam bir hafıza ve dehaya sahip olan, dünyaya tamah etmeyen, asla menfaat beklentisi olmayan, doğru bildiği konularda ilkeli ve tavizsiz bir hayat yaşayan İbn Teymiye’nin bu sert üslubu, İslam toplumlarında pek olumlu bir miras bırakmamıştır. Onun çok keskin zekasına, zekasından da keskin olan üslubu eklenince, hasımlarına karşı olağanüstü keskin bir dil ve katı bir anlayış ortaya çıkmıştır. Tartışmanın başlangıcı böyle sert ve alevli olunca devamı da o dozda olmuş ve İslam toplumlarında çok derin bir kutuplaşma ortaya çıkmıştır.

Kutuplaşma başlayınca ve taraflar cepheye gider gibi bu tartışmalara katılınca, artık “Mevzulardan konuşulmuyor, mevzilerden atışılıyor.” Nihayetinde ilmî tartışma yerine çatışmalar ortaya çıkıyor ve tartışmalar çok bereketsiz, sevimsiz ve sonuçsuz bir hâl alıyor. Günümüze gelindiğinde maalesef sosyal medya sayesinde (!) pek çok kimse siperini kazıp mevzisini hazırlamış “tahkir ve tekfir mermilerini” İbn Arabî ve takipçilerine, hatta tüm sûfîlere “Allah’ın dinini kurtarmak(!)” adına pervasızca sıkmakta. Tabi bir taraf, siper kazıp mermileri savurunca diğer taraf da ister istemez kendini savunmak istiyor; sonra da benzer bir sertlikte karşılık verebiliyor. Karşı tarafın sertliğinde olmasa da bu tarafın dil ve üslubu da bazen maksadı aşabiliyor.

2. Kur’ân-ı Hakîm, bize iki Müslüman gurup arasında bir çatışma olduğunda önce aralarını bulmamızı, bu mümkün değilse zalime karşı mazlum olan tarafa destek vermemizi tavsiye ediyor. İbn Teymiye cephesinden İbn Arabî’ye yöneltilen tenkit, tahkir ve tekfire baktığımda İbn Arabî cephesinin mazlum konumunda olduğunu görüyorum. Ancak bir polemiğe sebebiyet vermemek, sevimsiz ve sonuçsuz bir tartışmaya girmemek için detaylarına fazla temas etmek ve mevzuyu derinleştirmek istemiyorum. Bu konuda sadece bazı örneklerle yetineceğim.

3. Geçen haftaki yazıma aklın gaybî konulardaki acziyetine vurgu yaparak başlamıştım. Biz, dinî metinleri aklımızla anlamaya ve yorumlamaya çalışıyoruz. Elimizde başka bir araç yok. Keşfin ayrı bir araç olduğunu kabul etsek de sonuç değişmeyecek; zira keşfi araç olarak kullanabilecek insanların son derece sınırlı olduğunu, keşfi kabul edenler de itiraf eder. Kaldı ki keşfin de hatalı olabileceğini yine bizzat keşfe inananlar söyler. Gaybî konularda yapılan tartışmaların tamamı, aklın bu konulardaki yetersizliğinin ve çaresizliğinin bir ispatı mahiyetindedir. Zira en akıllı insanlar dahi -aynı ekole mensup olmalarına rağmen- birbirlerine zıt sonuçlara ulaşabilmektedir. Mesela müteahhirun kelâm döneminin en güçlü kelâmcılarından her ikisi de Eşarî olan Teftâzânî ve Cürcânî, vahdet-i vücud konusunda birbirine zıt bir görüşe sahiptir. Şu hâlde gayb hakkında konuşan herkes -zekâsı ve dehası ne kadar yüksek olursa olsun- bu acziyetini bilerek konuşmalı, “Anladım.” kibriyle değil “Anlamaya çalışıyorum.” tevazusuyla yaklaşmalıdır. Meseleye böyle bir tevazu ile yaklaşıldığında fikrî ayrılıklara hoşgörü ile bakabilme imkânı artacak; çatışmanın yerini tartışma, ayrışmanın yerini görüşme hatta buluşma alacaktır.

4. Müslümanlara siyâsî, ilmî, fikrî ve itikâdî açıdan zarar veren bu çatışma biter mi? Hayır, bitmez. Müslümanlar bitirmek istese bile dış güçler bitmesini istemez. Ancak akl-i selime uygun bazı tavır ve söylemlerle, tartışmaların üslubunun makul seviyeye çekilmesine herkes kendi çapında katkıda bulunabilir.

İşte bu kutuplaşmanın derinliğini azaltmaya küçük bir katkı olması umuduyla şu hususu dikkatlerinize arz etmek isterim. Bu tartışmada safını gayet net bir şekilde seçip çok sert bir tavırla karşı tarafı eleştiren âlimler olduğu gibi sorumluluk bilinciyle tartışmanın alevini azaltmaya yönelik tavır benimseyen âlimler de olmuştur. Hatta iki zıt kutupta olduğu düşünülen İbn Arabî ve İbn Teymiye’nin ikisine de saygı duyan, ikisinden de övgüyle söz eden ve görüşlerinden istifade eden âlimler çıkmıştır. Önümüzdeki hafta bu âlimlerin duruşları ve görüşlerini ele alalım inşallah.



Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026