Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Yazarlar Estetikle fenomenolojinin ülfeti

Estetikle fenomenolojinin ülfeti

Ömer Lekesiz
Ömer Lekesiz Gazete Yazarı

İsmail Râci Farukî - Luis Lâmia Farukî, İslam Kültür Atlası’nın Giriş yazısında, İslam kültür ve medeniyetine mahsus çalışmalarda bölgesel ve kronolojik olmak üzere iki yaklaşımın kullanıldığını, kendilerinin bunlardaki eksiklikleri gidermek için fenomenolojik yaklaşımı benimsediklerini belirtmekle kalmazlar, Fenomonolojik yöntemin esaslarını Ebû’r-Reyhânî el-Birûnî’ye (v. 1048) kadar geriye götürerek, ilmî bir meşruiyete de yaslanmak isterler. (Çev.: Mustafa Okan Kibaroğlu-Zerrin Kibaroğlu, İnkılab Yayınları, İstanbul 1991)

Gerçi bu meşruiyet konunun zaten özünde ve işleniş biçimlerinde bidayetinden beri vardır. Diğer bir söyleyişle fenomenlerin tespiti, çözümlenmesi tefekkür tarihine dahildir ki, Yalçın Koç’un Fenomenoloji ve Nazariyat – Tezahür Fikriyatı’nın Esasları Üzerine Bir İnceleme adlı kitabının Önsöz’ünde, bu çalışmasında neleri ele aldığını belirtirken zikrettiği “tezahür fikriyat’ı (Phänomenologie)”; “Nispet’li topo-graphia”; “Nispet’li theo-logia” terimlere de dikkatleri çekerek, söyleyecek olursak bir tezahür fikriyatı olarak fenomenoloji bizdeki nispet kelimesinin karşılığıdır. (Cedit Neşriyat, Ankara 2018).

Nitekim nispetlerin sonsuzluğuna işaret eden İbnü’l-Arabî (v. 1240), “Her ilahî hakikatin âlemde başkasına ait olmayan bir hükmü vardır ki, bunlar nispetlerdir. (...) Nispetler, varlıkla nitelenmez ve bu nedenle de bir nihayete ulaşmazlar. (...) Nispetlerin sonsuz olduğunu belirttik. Öyleyse mümkünlerin yaratılması da sonsuzdur. Başka bir ifadeyle yaratılış dünya ve ahirette süreklidir. O halde marifet de dünya ve ahirette sürekli olarak meydana gelir. Bu nedenle de bilginin artışını istemek emredilmiştir” şeklindeki yorumuyla, bugünkü fenomenologların bile hâlen ulaşamadığı ilmî bir ufku asırlar öncesinden göstermiştir.

Bu bahiste sadece, fenomen kelimesinin “...loji” ekini alarak müstakil bir bilim haline gelmesi yenidir. Kaldı ki, yine Hazret’in söyleyişiyle “hüküm vakte aittir” ve bugünün yenisi yarının eskisi olacaktır. Tıpkı, Valérie Gonzalez’in Güzellik ve İslam - İslam Sanatı ve Mimarisinde Estetik adlı çalışması esasında, kendisini tamamen teslim ettiği, estetik fenomenoloji’nin de bir süre sonra eskiyeceği gibi.

Üstelik, bizim Gonzalez’e itirazımıza neden olan, nispetler bilimi olarak fenomenoloji değildir; başta estetiğin kendisi ve dolayısıyla, estetik ile fenomenoloji kelimelerinden oluşan terkibin sorunlu mahiyetidir.

Estetiğin “bedene ilişkin söylem olarak” doğduğunu belirten Terry Eagleton, -estetiği bir ideoloji olarak mevzilendiren Akşam Diyarı’nın mensubu olarak- şu yorumları yapar:

“Alman filozof Alexander Baumgarten (ö. 1762) tarafından verilen orijinal formüllendirme içerisinde, bu terim, ilk elde sanata değil, fakat Grekçe aisthesis sözcüğünün belirttiği gibi, çok incelmiş kavramsal düşünce alanına karşıt olarak, bütün insani algı ve duyum alanına gönderir. ‘Estetik-olan’ teriminin, 18. yüzyılın ortalarında, ilk kez yürürlüğe soktuğu ayrım, ‘sanat’ ile ‘hayat’ arasındaki ayrım değil, maddi-olan ile maddi-olmayan arasındaki ayrımdır: Şeyler ile düşünceler, duyumlar ile tasarımlar arasındaki ayrım ve zihnin gizli oyuklarındaki belli belirsiz bir varoluşu yöneten şeye karşıt olarak bizim yaratılmış hayatımıza ilişki olan şey. (...) Estetik-olan, insani olanın en kaba ve elle tutulur boyutu ile ilişkilidir; Descartes-sonrası felsefe, acayip bir dikkat sapması içerisinde, bu boyutu göz ardı etmeyi her nasılsa becermiştir. Bu yüzden estetik-olan, ilkel bir maddeciliğin -teorik olan tiranlığı karşısında bedenin uzun sessiz başkaldırısının- ilk kımıltılarıdır.” (Estetiğin İdeolojisi, Doruk Yayınları, İstanbul 2010)

Gonzalez’in Eagleton’ın dile getirdiği bu gerçeği ıskalaması da bir yana, “genelde estetiki; daha özelde ise estetik fenomenoloji”yi, İslam araştırmalar sahasında dikkate almama suçu olarak ikili bir duruma yerleştirmesi, kendi kelimeleriyle “Batılı bir eğitim almış bir gözlemci” olmasından çok, doğrudan Batıcılığına yorulabilir. Gonzalez’e göre, o ikili husustan biri “epistemolojik bir gerekçeye dayanır”, yani modern Batı felsefesinin oluşumuna dahildir; diğer ise “kültürel bir gerekçeye dayanır ve sanatların icrasına ilişkin İslami tasavvurla ilgilenir.”

Bunları soyut düşüncelere indirgeyen ve bu boyuttan bakıldığında bile, İslami sanatsal yaratım hakkında, estetik yaklaşımla öğrenilecek çok şey olduğunda ısrar eden Gonzalez, çalışmasını bu iddiayı kanıtlamaya hasreder.

İlgili ısrar ve iddiasının sonuçlarına da bakalım inşallah.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.