Kibar Feyzo filminde Faşo Ağa karakteri, köyden kovulmak için elinden geleni yapan Feyzo’yu bir türlü kovmaz, ona her seferinde aynı cevabı verir: “Kovmirim ula.” Bu sahnenin ironisi, ayrılığı reddetmenin aslında bir ceza biçimine dönüşmesinde yatıyor. Bugün CHP içinde yaşanan kriz, tuhaf bir biçimde bu sahneyi hatırlatıyor. Mutlak butlan kararıyla koltuğuna geri dönen Kılıçdaroğlu, Özel’e sürekli “Partiden ayrılmana gerek yok, parti içinde mücadele et” çağrısı yaparken, aslında krizi CHP çatısı altında canlı tutmayı seçiyor. Özel ve ekibi ise bu çağrıya kulak asmadan, temmuz sonu-ağustos başında resmiyet kazanacak yeni bir parti kurma sürecini hızlandırıyor. Bu iki eylem bir anlamda kim daha meşru, kim daha samimi, kimin anlatısı kamuoyunda karşılık buluyor sorularının cevaplandığı bir psikolojik savaş alanı haline gelmiş durumda. Areda Survey’in Haziran Sosyometresi bu savaşın sahadaki fotoğrafını çekme fırsatı sunuyor.
GANDİ’NİN DÖNÜŞÜ MÜ
Siyasete aşina olmayan sıradan vatandaş için “mutlak butlan” kelimesi kulağa hukuki bir terimden ziyade, CHP genel merkezinde rakipleri taşa çevirmek için yapılan antik bir büyü gibi geliyor. Kılıçdaroğlu mutlak butlan davasını kendisinin açmadığını, bazı delegelerin iradelerinin satın alındığı iddiaları üzerine CHP’lilerin açtığını, kendisinin sadece 100 yıllık partiyi kayyuma teslim etmemek için göreve döndüğünü söylüyor. Bu, kendini bir kurtarıcı, bir arınma öncüsü olarak konumlandıran bir yaklaşım olmakla birlikte kamuoyunda satın alınmayan bir anlatı. Araştırmaya katılanların yüzde 65,5’i Kılıçdaroğlu’nun arınma söylemini CHP içindeki rakiplerini tasfiye etmeye yönelik stratejik bir hamle olarak okurken, yalnızca yüzde 34,5’i bunu partiyi yolsuzluklardan arındırmak isteyen samimi bir çaba olarak değerlendiriyor. Bu algı makası kapanmadığı sürece, Kemal Bey’in mutfaktan yapacağı her hamle, kamuoyunda “Yine ne pişiriyor acaba?” şüphesiyle karşılanmaya mahkûm görünüyor.
CHP’DE MAÇ ORTADA
Bununla birlikte, arınma söylemine inanmamak ile Kılıçdaroğlu’nu tamamen haksız bulmak aynı şey değil. CHP içindeki mücadelede kimin haklı olduğu doğrudan sorulduğunda, tablo çok daha dengeli bir görünüm kazanıyor. Katılımcıların yüzde 53,9’u Özgür Özel ve ekibini, yüzde 46,1’i ise Kılıçdaroğlu ve ekibini haklı buluyor. Bu, Özel’in temsil ettiği değişimci çizginin kamuoyunda hafif bir üstünlük kurduğunu, ama bunun ezici bir zafer olmadığını gösteriyor. Bu az fark, CHP içindeki meşruiyet savaşının henüz bitmediğini, uzatmalara giden dünya kupası finali kıvamında olduğunu gösteriyor. Özgür Özel tam anlamıyla “Bu partinin tek patronu benim” diyemiyor, Kemal Kılıçdaroğlu da “Buradayım be, buradayım!” kartını masada tutmaya devam ediyor.
GELİN GÖRÜMCE SAVAŞI
Asıl ilginç kırılma, “Kim haklı” sorusundan “Ne yapılmalı” sorusuna geçildiğinde ortaya çıkıyor. Özgür Özel ve ekibinin bundan sonra nasıl hareket etmesi gerektiği sorulduğunda, kamuoyunun yüzde 68,2’si CHP’den ayrılıp yeni bir parti kurulması gerektiğini düşünürken, yalnızca yüzde 31,8’i CHP içinde kalıp mücadelenin sürdürülmesi gerektiğini savunuyor. Demek ki kamuoyunun önemli bir kesimi, Kılıçdaroğlu’nu bir ölçüde haklı buluyorum dese bile, bu çatışmanın CHP içinde daha fazla sürmesini istemiyor; Özel’in ayrılıp kendi siyasi yolunu çizmesini daha sağlıklı bir çözüm olarak görüyor. Başka bir deyişle,
Kılıçdaroğlu’nun “Kovmirim ula!” tavrı seçmenin gözünde artık partiyi bir arada tutan bir güçten ziyade, krizi gereksiz yere uzatan bir unsur olarak algılanıyor.
SİYASİ START-UP
Peki bu ayrılık gerçekleşirse ve Özgür Özel “Ben kendi dükkanımı açıyorum” derse, kuracağı yeni parti ne kadar oy alır?
Sosyometre bu soruyu ilk kez Haziran 2026’da, ayrı bir seçenek olarak sormuş: “Özel’in kuracağı partiye” oy vereceğini söyleyenlerin oranı yüzde 5,9 çıkmış. Tabii bu veri üzerinden “Uçuyoruz!” ya da “Çakılıyoruz!” şeklinde iddialı grafik yorumları yapmak şimdilik imkânsız. Ancak krizin şu anki evresinde
Özel’in potansiyel tabanı, CHP’nin toplam oyunun yaklaşık dörtte biri büyüklüğüne ulaşmış durumda. Yani dükkân küçük ama potansiyeli yüksek bir start-up gibi parlıyor.
Ancak Özel cephesindeki bu iştah kabartan başlangıcı, CHP’nin kayıplarıyla birlikte okumak gerekiyor. Çünkü aynı dönemde CHP’nin oyu, mayıstaki yüzde 30,3 seviyesinden haziranda yüzde 22,2’ye gerilemiş durumda. Yani neredeyse sekiz puana yakın, evlerden ırak dedirtecek bir kayıp yaşanmış. Gidenlerin bir kısmı “diğer” sokağına (yüzde 4,6) sapmış, kalanlar ise muhtemelen “Ben biraz kenarda durup toz dumanın dağılmasını bekleyeceğim” diyerek kararsızlar kulübesinde ikamet ediyor olabilir.
Özgür Özel için bu durum, CHP’den kopan ama henüz kendisine katılmamış olan seçmeni yeni partisine çekerek güçlü bir çıkış yakalamak ile bunu başaramayıp ana partiyi eritirken kendisi de baraj altında kalmak arasındaki bıçak sırtı dengeyi temsil ediyor.
KOVMASAN DA GİDİYOR
Sahne aslında filmdekinden çok da farklı bitmeyecek gibi görünüyor. Ağa ne kadar “Kovmirim ula!” dese de, Feyzo’nun aklı zaten köyün dışında
. Siyasi meşruiyette taraflar başa baş bir mücadele yürütüyor, “arınma” söyleminde Kılıçdaroğlu güven tazelemekte zorlanıyor, ancak ne yapılmalı sorusuna gelindiğinde seçmen büyük bir çoğunlukla yolların tamamen ayrılmasını istiyor.Bizde sinyal verip geçtiğin bu kalbi, ileride dörtlü yakıp beklersin.

