Yazarlar Sivrisinek saz

Sivrisinek saz

Serdar Tuncer
Serdar Tuncer Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Bazı kelime ve isimlerin sonuna getirilen ve bu suretle o kelime yahut ismin karşıladığı manayı tam aksi istikamette dönüştüren bir takım ‘ci’ ve ‘cu’ ekleriyle başım hiçbir zaman hoş olmadı. Kişinin durduğu yeri ve hayata bakışını tarif için kullanmaya mecbur kaldığı yahut kendisi bu tanımlamadan hoşlanmasa dahi o duruş ve bakışı tarif için başka insanların zarureten ifade ettiği ‘ci’ ve ‘cu’lara bir yere kadar tahammül edebilirim. Hatta tahammülün ötesinde eskilerin tabiriyle mecburiyet tahtında ortaya çıkan bu minval kelimelerin bir kısmına saygı da duyabilirim.

Benim kavgam sağcı, solcu, İslamcı, ülkücü gibi kelimelerle değil; çünkü bu kelimelerde, ‘ben bu hayata buradan bakıyorum arkadaş ve benim gibi bakıp yorumlayanları ifade sadedinde, diğerlerinden farkımızı ortaya koyma adına böyle bir tanımlama gerekiyorsa, kabulümdür’, edası var. Burada kişi kendisini böyle ifade ediyor ve onlardan bahisle bu kelime diğer insanlar tarafından tarif için kullanılıyor. Kavgalı olduğum ‘ci’ ve ‘cu’ larda ise bir ismin yahut kelimenin ve kavramın arkasına saklanarak, onu sahiplenerek, onu en iyi ben anlarım benden başkası anlayamaz diyerek, yahut onu kimlerin nasıl anlayabileceğini biz belirleriz tahakkümü içinde, ya da bu kavramın içini kendince doldurup asıl manasıyla bilip saygı duyanlara dahi ‘ haydi oradan’ diyecek bir ukalalık içre davranma eğilimi var.

Sevmediğim ‘ci’ ve ‘cu’lu tanımlamaların bir kısmı literatüre girmiş, lisanımızda kendine yer bulmuş; bir kısmında ise böyle bir kullanım henüz yok, dile düşmemiş ama kendisi bütün despotluğuyla hayatın içinde var ve bu tanımlama alanının dışında kalan herkesin canına, bulduğu her fırsatta okuyor. Laos’u ve laikos’u, ismi ve sıfatı, kökeni ve geldiği yeri bir kenara bırakıp, devlet laik olur insan olamaz tartışmasına da hiç girmeden laik kelimesi üzerinden meramımı ifade etmeye çalışırsam; laiklere tahammül edebilirim, ama laikçilerden hiç hoşlanmıyorum. Laik kendisine dönük zira, laikçi dışarıya! Birisi kendisini ifade ediyor; diğeri insanlara laikliği dayatmayı, laik olmayanları aforoz etmeyi vazife belliyor kendisine.

Pek çok kelime, kavram ve isimde bu durum farklı sebeplerle ama aynı neticeyi verecek şekilde çıkıyor karşımıza. Entelektüelleri sevmemek için bir sebep yok ama entelcileri dövmek için çok sebep var mesela. Öyle intellectus’lara filan hiç gitmeden, münevver, aydın ve entelektüel arasındaki farka dair bir şeyler gevelemeden, meseleye yazının fikri zaviyesinden bakıp meramı net ifade etmek gerekirse; entel için kendi içine doğru derinleşen, merak eden, sorgulayan, mücerretle içli dışlı, anlamlandırmaya çalışan, bilgi ve kültür sahibi kişi diyebiliriz. Entelci ise entelektüelliğin ilgi alanına giren her bir şeyi bir başkasını ezmek ve dövmek ayrıca kendisini yüceltmek ve fark ettirmek için kullanan, bu malzemeyi bu sebeple harcamasıyla da dayağı hak eden kişi olarak ifade edilebilir sanırım. İkisi arasındaki farkı anlamak için bazı ipuçları var: Entelektüel, derdini anlatmak için mecbur kaldığı anda, yanındaki kimseden bir bardak su istercesine rahat ve kasmadan, düşünür ve yazarlardan birisinin ismini yahut sözünü, çoğu zaman kendisini gizlemek için zikreder; entelci, konuyla alakası olsun olmasın, sıkıştığı, prim yapma ihtiyacı hissettiği, etki doğuracağını fark edeceği anda yerli yersiz, gözümüzün içine soka soka, kendi eksikliğini telafi için o ismin yahut sözün arkasına saklandığını anladığımızın farkına dahi varmadan, egosunu aşikar etmek için kurar cümlesini. Arz edebiliyor muyum?

Ahlak söz konusu olduğunda da bu böyledir, din mevzu bahis olduğunda da. Ahlaklı insan, iyiyi, doğruyu ve güzeli kendi, hayatına revnak vermek için tarif eder, arkasında durur, bedelini öder, içselleştirir; ahlakçı ise başkalarına ve ekseriyetle kutsal olana referansla dile döktüğü ve kendi hayatında hiçbir karşılığı olmayan güzellikleri bir başkasını dövmek için kullanır. Nesini seveceksin böylelerinin? Dindarı, kelimenin bizatihi seküler duruşundan geçip dini yaşamaya çalışan diye tarif ederek dinci ile farkını söyleyecek olursak; Dindar, ayet ve hadisleri hayatına yön vermek için öğrenir; dinci başkasının başı üstünde kılıç gibi kullanmak için ezberler. Ayrım bu kadar net.

Kelime ve kavramlarda durum böyle ama bitmez, bir de isimler var. Ahmet Hamdi Tanpınar’ı okursun, seversin, beğenirsin yahut okumaz ve beğenmezsin, bu senin bileceğin iş. Ama, onun isminin arkasına kenetlenip, oradan itibar devşirip, onu beğenmeyenleri hiç sayıp, mevzilendikleri yere de kimin girip kimin giremeyeceğinin kutsal mihengini ellerinde tutarak sahip çıkıyorum iddiasıyla insanları Ahmet Hamdi’den uzaklaştıran Tanpınarcı’ları sevmiyorum!

İsmet Özel ismi bu bahiste Tanpınar’ı bozar gerçi! İsmet Özel’i sevmeyeni dövebilirim ama göklerden gelen bir ihsanla onu anlamayı ve sevmeyi inhisarlarına aldıklarını zannederek, ukala ve çirkef edalarıyla insanları İsmet Özel’den nefret ettirecek kadar çirkinleşebilen İsmet Özelciler’i dövmeyenleri bile sevemiyorum!

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.