Yeni Ortadoğu düzenine doğru

Süleyman Seyfi Öğün
Süleyman Seyfi ÖğünYeni Şafak Gazete Yazarı
04:00, 01/10/2026, Perşembe • Yeni Şafak Haber Merkezi
Yeni Ortadoğu düzenine doğru

Her ne kadar Trump ve Beyaz Saray kadroları gizlemeye çalışsa da, ABD İran karşısında ağır bir mağlûbiyet yaşadı. Bu o kadar ağır bir manzara ortaya çıkardı ki, ABD’nin Ortadoğu’da kurmuş olduğu ve senelerdir ayakta tuttuğu bir düzen devâm ettirilemez hâle geldi.Yeni bir Ortadoğu düzeninin şafağındayız. Bu,Türkiye için çok büyük fırsatları ve riskleri eşanlı olarak ihtivâ ediyor. Birbirini tamamlayan iki yazı düşünüyorum. Evvelemirde, buraya nereden geldiğimizi anlayabilmek çok mühim. Bu yazıyı , muhtasar bir târih hatırlatmasına hasretmek istiyorum.

ABD, II. Umûmî Harp bittikten sonra , bilhassa 1950’lerin ortalarından itibâren Ortadoğu’da Birleşik Krallık ve Fransa gibi eski müstemlekecilerin yerini aldı. Daha sarih bir ifâde ile ifâde edecek olursak, ABD ,ana karasından fersah fersah uzak , târihî derinliklerine son derecede yabancı olduğu bir coğrafyaya “kondu”. Mukâyese ettiğimizde bir fark hemen anlaşılıyor. Birleşik Krallık ve Fransa’nın Ortadoğu ile münâsebeti hayli eski ve derindir. Uzun bir zamân zarfında Ortadoğu’yu tanımış, târihî ve kültürel yapılarına nüfûz etmiş müktesebâta sâhip olmuşlardı. (Burada sâdece Lawrence’ı hatırlamak kâfi olmalıdır). Elbette , ne Birleşik Krallık ne de Fransa Ortadoğu’yu mutlak mânâda terk etmedi.Şu veyâ bu miktarda , ekonomik ve kültürel irtibatlarını devâm ettirdiler. Ama artık yeni patron ABD idi. ABD ise müstemlekecilik devrinden kalma istihbârî müktesebâta da kondu. Ama bunu bizzat üretmek ile ona konmak arasında bir fark olacaktı.İlki bir derinleşmeyi temin ederken, de, diğeri sathî kalmaya mahkûmdu. Hâsılı, her zamân iddia etmiş olduğum üzere, ABD’nin Ortadoğu’daki varlığı eğreti kalmaya mahkûmdu.

ABD bu açığı iki şey ile doldurdu. Kullandığı âletlerden ilki askerî, yek diğeri ise finansaldı. Bunlar göbekten birbirine bağlıydı. 1970’lerde düğüm sıkıca atıldı. Küresel ticârettek, petrol ve bunu tâkip eden devirlerde doğalgaz ticâreti ABD Doları üzerinden sâbitlendi. Ortadoğu’ya yayılan çok sayıda ABD üssü bunun bekçiliğini yapacaktı. Bununla bitmiyor; petrol gelirlerinin arslan payı elbette Batılı şirketlere gidiyordu. Yerli kukla yapılara kalan kısmı ise mecbûrî silâh ticareti üzerinden bir kat daha emiliyordu. Bu ticâreti ayakta tutmak için kukla idârecilerei kompradorlara “düşman” bulmak lâzımdu. Bu ,hâriçte komünist Rusya, dâhilde ise antiemperyalist hislere sâhip,” yoldan çıkmış”, sistem karşıtı bâzı BAAS rejimleri veyâ Müslimân Kardeşler gibi hareketlerdi. İnce bir mühendislik geliştirildi. BAAS Rejimleri ile Müslümân Kardeşler arasında uzlaşmaz bir düşmanlık ve kanlı çatışmalar yapılandırıldı.Müstebit BAAS rejimleri sisteme uyum sağladığı müddetçe mesele yoktu. Meselâ Nasır sonrasında Mısır’daki BAAS yola gelmişti. Ne Enver Sedat ne de Hüsni Mübârek mesele çıkarıyordu. Ama, Hafız Esad, Muammer Kaddafi ve 1980’lerin sonunda Saddam Hüseyin tarzı “yoldan çıkanlar” da vardı ve , zamânı geldikçe şiddetle cezâlandırılacaklardı.

Enerji kaynaklarının en ballı kısmını meydana getiren Körfez’de ise ABD kontolü her açıdan mutlak seyrediyordu. Emirlikler ,Şeyhlikler, Sultanlıklar ABD’nin emrinden çıkmıyordu. BAAS ve Müslümân Kardeşler korkusu ile ABD postalları etrâfında hizâlanmışlardı.

1990’larda Soğuk Savaş nihâyete ermiş, Sovyet desteği Ortadoğu’dan çekilmişti. Petrolün millîleştirilmesi , ama daha mühim olarak Dolar hârici satılmasından dem vuranlar türemişti. Kaddafî ve Saddam bunu seslendiriyorlardı. Mısır, Cezâyir ve Tunus gibi yerlerde ise BAAS idâresi alabildiğine kokuşmuş halkın nefreti had safhaya gelmişti. Artık, yarı seküler, yarı dinî; popülist, sosyalizan ,melez ideolojilere sâhip partitokrasilerin raf ömrü doluyordu. Bunlardan kurtulmak gerekiyordu. Irak’ın işgâli ve Saddam’ın iki safhalı bir operasyon ile devrilmesi bu minvalde anlaşılması icap eden bir hâdisedir. Senaryo basitti. İhâle ,ağırlıklı olarak Müslümân Kardeşler olmak üzere BAAS rejimlerinin can düşmanı olan İslâmcı hareketlere verildi.İlki deneme Cezâyir’de yaşandı ve kanlı bir iç savaş ile neticelendi. Ama bu senaryo 2010’larda yeniden şekillendirilip, daha ihtimamlı bir şekilde yeniden devreye sokuldu. Bunu Arap Baharı olarak biliyoruz. Zelzelenin merkez üssü Tunus idi. Dalga dalga yayılarak Libya, Mısır ve diğerlerine sıçradı.

“Bahar” her yerde aynı neticeyi vermedi. Tunus nispeten yumuşak bir geçiş yaşadı. Mısır’da izâfeten sancılı oldu. Neticede Müslümân Kardeşler iktidâra geldi. Libya’da Kaddafi devrildi devrilmesine, ama memleket fiilen parçalandı. Nihâyet Sûriye’de on seneyi mütecâviz devâm eden bir kilitlenme yaşandı. (Körfez de bu türbülanstan payını aldıysa da ,bunlar kısa zamanda bastırıldı).

Senaryonun ikinci ayağında ise harekete geçen, kimi yerlerde iktidârı ele geçiren İslâmcı hareketlerin tasfiyesi vardı. Bunu da, Sisi ve Kays Said darbelerinde olduğu üzere Mısır’da ve nihâyet Tunus’ta hallettiler.

ABD hegemonyasını devâm ettirmek , sâhayı düzlemek için yapılan bu operasyonlar , tuhaf bir şekilde yeni düşmân İran’ın Ortadoğu’daki hâkimiyet kudretini arttırdı. ABD’nin buna bir taraftan yol vermiş olduğunu düşünüyorum. Eş anlı olarak BAAS ve Müslümân Kardeşlerin tasfiyesinden sonra ortaya çıkan düşman boşluğunu İran ile doldurduklarını ifâde edebiliriz. Şii Hilâli ,hem İsrâil, hem de Araplar için müşterek tehlikeydi. Bu tehlikeden neşet eden vasatta, İsrâil’in önü açılıyor , Araplar ise sindiriliyordu. (IŞİD, El Kâide gibi güdümlü örgütler bu safhada Ortadoğu’ya musallat edildi. İsviçre çakısı gibi çalışıyorlar; eşanlı olarak hem BAAS , hem Müslüman Kardeşler kalıntılarına hem de İran’a müzâhir unsurlara vuruyorlardı). Müslümân Kardeşler hareketi ezildikten sonra Filistin’deki HAMAS sâhipsiz kalmış, İran ile kuvvetli bağlar kurmuştu. 7 Ekim henüz tam anlaşılamadı. Ama bunun ,İsrâil’in bilgisi dâhilinde İran-HAMAS işbirliğinden doğduğu iddiası araştırılmaya değer bir ağırlık kazanıyor.

Evet, 7 Ekim tam bir milât oldu. Bir sonraki yazımda , kısmet olursa 7 Ekim’den başlayarak, İran savaşına uzanan ve ABD’nin “çekiilmesi” olarak takdim edilen; ama esasta yeni bir Ortadoğu düzeninin kurulmasına işâret eden hâdiseler silsilesini değerlendirmek niyetindeyim.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026