
ABD/İsrail-İran savaşının nihayete ermesi için yapılan müzakereler sonuç vermek üzere. 12 gün savaşlarının ardından yeniden başlayan ve uzunca bir süre devam eden çatışma, savaşın doğasına ilişkin yeni tartışmalar başlattı. Yapay zeka, insansız hava araçları, asimetrik tehditlerle mücadele yöntemleri ve iletişim teknolojilerinin kullanımı gibi konular öne çıkan başlıklar arasında.
Materyal güç açısından ABD-İsrail ile mukayese edilemeyecek bir kapasitede olan İran’ın bu savaş sürecindeki hedef gözetimi ve insansız hava araçlarının yanı sıra balistik füzelerle yaptığı misillemeler, savaşın doğasının nasıl değişebileceğini gösterdi. Bu nedenle İran’a yönelik başlatılan savaş, aslında diğer devletler için de önemli sonuçlar üretti ve savaş, her devlet için bu tür kritik dönemlerde nasıl bir planlama yapılması gerektiğini de açık biçimde göstermiş oldu. Napolyon’un The Economist’in kapağına konu olan “düşman hata yaparken asla müdahale etme” sözünde olduğu gibi, sadece Çin değil bütün devletler olası rakiplerinin stratejileri ve kendi risk durumlarına dair de epeyce bir şey öğrendi.
Geçtiğimiz günlerde bu konuyu derinlemesine masaya yatıran “Askeri ve Jeopolitik Perspektiften ABD/İsrail-İran Savaşı ve Türkiye” başlıklı rapor, Milli İstihbarat Akademisi tarafından yayınlandı. Savaşın değişen doğasına yönelik öğretici analizlerin yer aldığı raporda, bu değişim hem jeopolitik hatlar hem de doktrinel düzlemde somut örneklerle detaylandırılıyor. Abartılan güvenlik şemsiyeleri ve milyarlarca dolarlık hava savunma sistemlerinin çok daha az maliyetle üretilen insansız hava araçları karşısında ne denli kırılgan olduğu ve maliyet asimetrisi açısından nasıl sonuçlar ürettiği gerçeği rakamlar üzerinden ele alınıyor. Örneğin; İran’ın ABD üslerine yönelik saldırılarında kullandığı dronlar 20-60 bin dolar civarında bir değere sahipken hedef alıp zaman zaman etkisiz hale getirdikleri sistemlerin değeri yüz milyonlarca dolara ulaşabilmektedir.
Ekonomi ve enerji güvenliği noktasında da önemli çıkarımlar yapılan raporda, Hürmüz gibi kritik boğazların benzer meydan okumalara muhatap olduklarında nasıl bir tepki verilebileceği ve hangi alternatif bağlantıların gündeme gelebileceği üzerine de önemli tartışmalar yapılıyor. Bölge ve küre açısından kritik sonuçlara neden olan bu savaşın Türkiye açısından ne anlam ifade ettiği ya da diğer bir ifadeyle Türkiye’nin bu konudan nasıl bir ders çıkartması gerektiğine yönelik de epeyce bir başlık var.
Türkiye açısından savunma sanayisinde “üç boyutlu derinlik” (yüksek teknoloji, seri üretim ve sürdürülebilirlik) ve dağıtık komuta-kontrol mimarilerinin bir zorunluluk olduğu ısrarla vurgulanıyor. İran misillemeleri sonrasında sıkça tartışılan bir konu olan hava savunması alanının sadece füze sistemleriyle değil siber, elektronik harp ve taarruzi kapasiteyle entegre edilmesi gerekliliğinin altı ısrarla çiziliyor.
İletişim alanını da dikkate alan rapor, sosyal medya ve dijital mecralardaki dezenformasyon faaliyetlerine karşı toplumsal dayanıklılık ve bilişsel güvenlik kapasitesinin artırılmasını tavsiye etmektedir. Savaşın sadece cephede cereyan etmediği gerçeğini vurgulayan rapor, dezenformasyon üzerinden psikolojik harekât faaliyetlerine karşı direnç geliştirilmesini salık vermektedir. Kamu, özel sektör ve sivil toplum düzeyinde, kriz anlarında hızlı uyum sağlayabilecek bir organizasyonel esnekliğin tesis edilebilmesi, geniş kitleleri bu tür psikolojik operasyonlarda çok daha kuvvetli kılacak ve yapılan saldırılar etkisiz kalacaktır.
Savaş dönemlerinde alt yapı ve haberleşme kanallarının önemli bir işlevi yerine getirdiği açık. Bu gerçekliği dikkate alan ilgili kurumların, haberleşme altyapısını yedeklemeleri ve parçalara ayırmaları hayati öneme sahip. Hem veri güvenliği hem de iletişim akışının sağlıklı biçimde devam edebilmesi bu tür kritik alt yapılara müdahaleyi zorlaştırmaktan geçmekte.
Savaşın öğrettiği acı gerçeklerden birisi de dışarıdan müdahaleyi kolaylaştırmak için içeride bir yarık oluşturmak. Nitekim ABD-İsrail, İran’a yönelik savaşı başlattıklarında hava operasyonlarını takiben rejim değişikliği için içerideki bazı unsurlara çağrı yapmış ve rejimin değişmesi için iç cephenin dağılmasına yönelik eylemler sergilemişlerdir. Bu nedenle iç cepheyi güçlendirecek adımların atılması oldukça önemli. Nitekim uzunca bir süredir devam eden terörsüz Türkiye süreci, Suriye, İran ve Irak’taki Kürtlerin İran’a karşı mobilize olmasını engellemiş ve bölgede birlikte yaşamanın önemi çok daha bariz biçimde anlaşılmıştır. Son olarak savaşın bitimiyle ilgili müzakerelerin devam ettiği bu aşamada, Türkiye’nin hanesine düşenler noktasında yapılan bu tartışmanın derinleşerek devam etmesi, Türkiye’nin geleceği açısından oldukça kıymetli.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.