Yazarlar Simitçi

Simitçi

Yaşar Süngü
Yaşar Süngü Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

İnsan ilişkilerinde güvenin ne kadar önemli olduğunu anlatan ve bugünün dünyasında eksikliği çok hissedilen, kaybettiğimiz ve farkında olmadığımız bir hasletin hikayesidir bu;

2 delikanlı bir adamı koluna girip Hz. Ömer’e getirirler

“Bu adam bizim babamızı öldürdü kısas isteriz” derler.

Mahkeme kurulur adama son isteği sorulur

Adam: “Eşim ve çocuklarımı 3 günlük yolda bıraktım. Müsaade edin onlar ile helalleşeyim.”

Hz Ömer: “İdam kararın verildi. Sen 3 günlük yola gitmek için izin istiyorsun. Nasıl güvenelim sana?”

Adam, İsra suresi 34.ayeti okur; “Söz verenler verdikleri sözden mükelleftir. Yarın mahşerde hesaba çekilecektir.”

Hz. Ömer; “Yerine bir kefil almamız lazım. Sen gelmezsen onu idam edeceğiz.”

Adam oradaki kalabalığa sorar kefil olacak olan var mı?

Kalabalıktan ses yoktur. En arkadan biri elini kaldırır ve “Ben olurum Ya Ömer” der. Bakarlar ki bu kişi Hz. Ebu Zer’dir.

“Ya Ebu Zer neye kefil olduğunu biliyorsun değil mi?” der Hz. Ömer.

“Bırakın gitsin adamı, ben kefilim” der yine Ebu Zer.

Adam biner atına ve uzaklaşır. 3 gün herkes adamı konuşur, gelecek mi gelmeyecek mi diye ve akşam namazına yakın uzaktan bir atlı görünür, gelen odur.

Hz. Ömer: “Neden geldin?” der.

Adam “Müslümanlar söz verip de sözlerini tutmuyorlar demesinler diye geldim.” diye cevaplar.

Ölen adamın çocukları söz ister; “Biz kısas hakkımızdan vazgeçtik.”

Hz Ömer: “Peki neden affediyorsunuz babanızı öldüren bu adamı?”

Çocuklar; “Müslümanların arasında merhamet yok oldu demesinler diye!”

Hz Ömer tekrar Ebu Zer’e dönüp; “Sen bu adamın neyine, nasıl inandın da kefil oldun?” der.

Hz. Ebu Zer cevap verir; “Müslümanların arasında güven, itimad kaybolmuş demesinler diye kefil oldum” der.

**

Hikayeyi okuyunca insanın aklına, “Nerede şimdi o güzel insanlar. Hepsi de o güzel atlara binip gittiler” diyesi geliyor ama öyle değil.

Güzel insanlar her zaman vardır ve olacaktır.

Sosyal medyadan alıntıladığım bu hikayedeki gibi;

“Simit almak için sıraya girdim. Sıra çok kalabalıktı.

20 dakika kadar sırada kaldım.

Hemen önümde bir kız çocuğu ve babası var.

Babası gömlek düğmelerini boğazına kadar düğümlemiş.

Tertemiz giyinmiş ancak kıyafetleri eski.

Ayakkabıları kösele, eski ve yazlık.

Anladım ki güngörmüş bir adam…

Çocuk ikide bir “Hadi baba, acıktım gelmedi mi sıra daha?” diye söyleniyor. Sonunda sıra onlara geldi.

Adam bir simit istedi.

Çocuk itiraz etti:

“Baba, ben tahinliden de istiyorum.” diye.

Babası “sus!” der gibi sessizce kaşlarını kaldırdı, “Olmaz!” demek istedi.

Bozuk birkaç adet parayı uzatırken paranın bir tanesi yere düştü, tezgâhın altına gitti.

Adam diz çöküp almaya çalışırken, Simitçi “Boş ver be abi, önemli değil!” dedi.

Baba kısık sesle “Başka paramız yok, eksik kaldı. Hakkını helal et!” deyince, simitçi “Oturun biraz; sıcak çıkınca ben getireceğim.” dedi.

Ben de bu arada simidimi alarak yan masalarına oturdum, onları izliyorum. Neyse, geldi bizim simitçi. İki tabak yapmış, ama çok özel. Tabakların içine her şeyden koymuş sanki. Çocuğun istediği tahinliden, simit, börek, bu arada tatlılardan da unutmamış, silme iki tabak doldurmuş.

Üç de çay geldi, simitçi de tabureye oturdu.

Kendi kendime, “adam kaç yıllık esnaf anlamış tabii, kim dilenci, kim aç kalmış, biliyor ve yanılmıyor.” diye içimden geçirdim.

Başladılar sohbete, bu arada tekrar tekrar çay içtiler.

Sonra baktım simitçi, biraz kâğıt para çıkardı ve adamın gömlek cebine koyuverdi. “Yarın gel işine başla!” dedi.

Kısmete bak dedim. Adam parayı düşürdü diye üzüldüğü tezgâh, şimdi ekmek parası kazanacağı dükkân oldu. Neyse onlar kalkıp gidince, hemen yanaştım simitçiye “Patron! Seni tebrik ederim” dedim. “Hiç rencide etmeden babası ile küçük kızın karnını doyurdun. Kimseye göstermeden de cebine üç-beş para koydun. Allah razı olsun, sayınızı çoğaltsın, ne iyi adamsın!”.

“Sağ ol.” dedi simitçi; “Ona söylemedim ama o benim ilkokul arkadaşım. Ben onu tanıdım ama o beni tanımadı. Yarın gelince söyleyeceğim kendisine bunu. Şimdi utanır ve üzülür de işe gelmez diye söylemedim. Biz ortaokulda devlet okuluna giderken, babası onu özel kolejde okutuyordu. Çok zengin bir ailenin çocuğuydu. Ne oldu kim bilir? Ne olduğun değil ne olacağın önemli.

Yeter ki içindeki insanlık yaşasın.”

Farkında olanlara ne mutlu…

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.