NATO nereye koşuyor?
00:00, 27/04/1999, SalıG: Güncelleme: 16:43, 20/11/2013, Çarşamba
Yeni Şafak
NATO nereye koşuyor?
NATO'nun kuruluşunun 50. yıldönümü kutlanırken, NATO'nun geleceğine ilişkin kalıcı projeler geliştirilmeye ve dolayısıyla bu projelerin meşruiyetine dair köklü sorular sorulmaya başlandı. NATO'nun 50. kuruluş yıldönümünde "Yeni Bir Stratejik Konsept" geliştirildi. Buna göre, NATO, açıkça söylenmese de, son tahlilde, ABD'nin dünya üzerinde kurmak istediği hegemonyanın askeri alanda pekiştirilmesinde kilit rol oynayacak. Amerika'nın en saygın haftalık haber yorum dergilerinden The Nation'ın henüz piyasaya sürülmeyen 10 Mayıs 1999 tarihli nüshasından çevirdiğimiz bugünkü yazımızda, NATO'nun yeni stratejik konsepti kıyasıya analiz edilerek sorgulanıyor. NATO'nun üstlendiği bu yeni görevle, tıpkı yüzyılımızın başlarında gözlendiği gibi dünyanın belli başlı stratejik bölgelerinde büyük ölçekli çatışmaların ve savaşların patlak verebileceğine dikkat çekiliyor. Yazıda, ABD'nin NATO aracılığıyla üstlendiği bu misyonla birlikte dünyada bağımsız devlet kalmayacağının altının çizilmesi gerçekten düşündürücü ve hatta ürkütücü. Bir kaç gün sürecek bu önemli yazıyı Genel Yayın Yönetmenimiz Yusuf Kaplan'ın çevirisiyle sunuyoruz.
BENJAMIN SCHWARZ
CHRISTOPHER LAYNE
NATO'nun 50. yıldönümü bir hayaletin gölgesinde kutlanıyor: Dünyanın geleceği açısından tehlikeli gelişmelere yol açacak Kosova'daki NATO operasyonundan sözediyoruz. NATO'nun 50. kuruluş yıldönümü partisine katılanların yüzü gülmüyor. Çünkü kutlamaların galası yapılamayacak. Barbara Streisand gibi şarkıcılar, insanları coşturamayacak.. Tatsız-tuzsuz bir kutlama partisi bu. Bu nedenledir ki, NATO, yeni üye olacak ülkelerin üyeliğine ilişkin kararı erteleme gereği duydu. Kosova'da sürdürlen operasyon, NATO Zirvesi'nde gündeme gelecek olan şu sorunun, daha zirve başlamadan önce cevabını vermiş oldu: NATO, üyesi olmayan ülkelere ne zaman ve nasıl askeri müdahalede bulunacak?
Cevaplanması gerekli sorular
Ancak henüz cevaplandırılmayan iki soru var: NATO, neden hâlâ varlığını sürdüryor? Bu soru kaçınılmaz olarak ikinci soruyu da akla getiriyor: Amerikan yönetimi, Avrupa'da ABD'nin liderliğinin hayati olduğuna neye dayanarak veya niçin inanma gereği duyuyor? Oysa herkes de çok iyi biliyor ki, artık Sovyet tehlikesi diye bir şey kalmadı ve Batı Avrupalılar, kendi güvenliklerini kendileri sağlayabilecek kaynaklara hem de gereğinden fazla sahipler. Durum böyle olunca NATO'nun varlık nedeni veya nedenleri de kendiliğinden ortadan kalkmış olmuyor mu?
Varşova Paktı'nın tarihe karışmasıyla birlikte, NATO'nun da ABD'nin de Avrupa'daki varlık nedenleri ve gerekçeleri kalmadı. Ne ki, NATO, yokolmak şöyle dursun, Amerikan yönetiminin girişimiyle hem coğrafi olarak genişlemeye çalışıyor; hem de stratejik misyonunu yeniden tanımlama çabası içine giriyor.
"Yeni NATO", şu an Kosova'da test ediliyor. ABD'li ve NATO üyesi ülkelerin yetkilileri, NATO'nun 50. kuruluş yıldönümü törenlerinin galasının gözle görülür başarılı bir operasyonla gerçekleştirme hayalleri kuruyorlar. Oysa yapılması gereken şey son derece basit: Amerikalılar'ın, vakit geç olmadan, ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığının gerekli ve haklı gösterilebilir mantıklı gerekçeleri olup olmadığı sorusunu sormaları gerekiyor.
Bu ve benzeri soruları cevaplandırabilmek için, Amerika'nın Avrupa stratejisinin dayandırıldığı ve açıkça telaffuz edilen veya telaffuz edilmekten kaçınılan varsayımları ve gerekçeleri ayrıntılı olarak tartışmak zorundayız.
Varlık sebebi ortadan kalktı
Soğuk Savaş'ın ilk yıllarında ABD, NATO'da dominant rolü nedeniyle, Batı Avrupa'yı Sovyetler Birliği'nin oluşturacağı tehdit ve tehlikelerden koruma sorumluluğunu üzerine almıştı. Çünkü, İkinci Dünya Savaşı sırasında açıkça ortaya çıktı ki, Batı Avrupa, kendisini Sovyet tehlikesinden koruyabilecek güçten yoksun.
Ancak, 1960'lı yılların ortalarına gelindiğinde Batı Avrupa ülkeleri büyük bir ekonomik sıçrama gerçekleştirdiler. Sovyetler Birliği'nin Avrupa'daki başlıca hedefinin 1945'ten sonra oluşturulan statükoyu yok etmekten çok korumak olduğu açıkça ortaya çıktı. Öyle ki, bu konuda "şahince" tavırlar takınan Reagan döneminin Savunma Bakanlığı üst düzey yöneticilerinden Fred Ikle'in de söylediği gibi, Sovyetler'in Batı Avrupa'ya karşı ciddi bir tehdit oluşturma ihtimali, 1950'li yılların sonlarından itibaren büsbütün ortadan kalkmıştı.
O halde, gerçekler böylesine açık seçik ortada olmasına rağmen ABD neden hâlâ Avrupa'nın, kendi güvenliğini bizzat kendisinin sağlamasına imkan tanımıyor da, tam tersi bir tutum izleyerek Avrupa'ya daha fazla yerleşmenin yollarını araştırıyor öyleyse?
ABD, bugüne kadar Soğuk Savaş dönemindeki düşmanı Rusya'yı kontrol altında tutmak için Avrupa'ya yerleşmişti. Ancak ABD'nin bugün Rusya'nın da ötesinde Batı Avrupa ülkelerini de kontrol altında tutmak gibi tehlikeli bir strateji geliştirmeye çalıştığı gözleniyor. ABD, Almanya'nın askeri güvenliğini sağlayarak ve Almanya'nın askeri politikasını ve dış politikasını bizzat kendisinin dominant ve belirleyici güç olduğu NATO'nun politikalarıyla bütünleştirerek ve ezeli düşmanı Rusya'yı tam kontrolü altına alarak Avrupa'daki "müttefiki" (partner'i) Almanya'nın bağımsız dış politikalar ve askeri politikalar geliştirmesini önlüyor.
NATO kullanılıyor
ABD, Almanya'ya karşı izlediği bu politikalarla, Batı Avrupa devletleri arasındaki ilişkileri stabilize etmeyi amaçlıyor. ABD, Almanya'yı bu şekilde kontrol altına almakla, Almanya'nın komşularının Almanya'nın güçlenerek yeniden ayağa kalkmasıyla birlikte oluşturabileceği muhtemel tehlikeyi bertaraf ettiğini düşünüyor. Oysa, önceleri, Almanya'nın güçlenmesinin hem Sovyetler Birliği'ni kontrol altına almak, hem de müreffeh bir Batı Avrupa'nın ve dünya ekonomisinin inşa edilmesini kolaylaştırılacak bir gelişme olarak kabul edildiğine dikkatinizi çekmek isteriz. ABD, NATO aracılığıyla, "güç politikaları"nı ortadan kaldırmakla Avrupalılar'ı bizzat Avrupalılar'dan koruduğuna inanıyor.
Yarın: Tehlikeli bir dönemeç
Başlıklar :
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.