İki kutuba karşı manifesto

04:00, 28/09/2026, Pazartesi
Yeni Şafak
İki kutuba karşı manifesto
İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.

Yeni dünya düzeninin nasıl şekilleneceği sorusu, yalnızca ABD ve Çin’in vereceği kararların konusu değildir; uluslararası toplumun geri kalanının ne ölçüde ortak irade geliştirebileceği de bu düzenin geleceğini belirleyecektir.

Sernur Yassıkaya/Yeni Şafak Dış Haberler Müdürü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen salı günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında yaptığı konuşma, 21. yüzyılın ikinci çeyreğinde dünyayı yeni bir ABD-Çin iki kutuplu sistemine sıkıştırmaya yönelik hazırlıklara karşı çok taraflı ve bölgesel inisiyatifleri güçlendirmeyi amaçlayan bir manifesto niteliğindeydi. Bu boyutuyla da devrimciydi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başta Birleşmiş Milletler’in (BM) reforme edilmesi olmak üzere ekonomi, iklim değişikliği, yapay zekâ ve Filistin meselesi üzerinden uluslararası adaleti sağlamaya yönelik konu başlıkları altında yaptığı konuşma, küresel etkiye sahip düzen kurucu bir ülke olan Türkiye liderinin, başta Avrupa olmak üzere BM üyesi ülkelere bir alarm niteliğindeydi. Sistemi işlemez hale getiren ve bunun üzerinden nemalanarak kendi politikalarını dayatma amacı takınan ABD ve Çin gibi güçlere karşı uluslararası bir dayanışmayı örgütlemeyi amaçlayan ve sistem eleştirisi üzerinden ilerleyen Erdoğan’ın konuşması, “Canavarlar Zamanı”nı engellemeyi amaçlayan bir yol haritasını da sunuyordu.


İKİLİ MASAYA REDDİYE

Erdoğan’ın konuşmasının tam da ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in başta yapay zekâ olmak üzere küresel ekonomi ve siyaseti derinden etkileyecek ikili bir masayı Washington’da kuracağı görüşmeden hemen önce gelmesi de bu açıdan dikkat çekiciydi. ABD Başkanı Trump’ın bu yılın başında yayınladığı ulusal güvenlik strateji belgesinde Monroe Doktrini’ni hatırlatan bir şekilde Batı yarımküreyi Washington’un nüfuz alanı olarak belirlemesi ve bunun karşılığında doğu yarımküreyi adeta altın tepsiyle Çin’e sunmaya yönelik tutumu, yani aslında dünyayı, tıpkı 1989’da Washington ile Moskova arasında olduğu gibi bu sefer Washington ile Pekin arasında paylaşmayı önermesi, Erdoğan’ın konuşmasının arka planındaki temel tartışmayı oluşturuyordu. Yeniden dünyayı iki kutuplu sisteme mahkûm ederek küresel siyasette diğer bölge ve ülkelerin söz ve eylem hakkını kısıtlamaya, hatta onları uydulaştırmaya yönelik hamleye Türkiye’den yükselen sesin itirazı Erdoğan’ın sözlerinde vücut buldu.

Bu itirazın ilk ve en görünür adresi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yapısına yönelik itiraz ve alternatif teklif oldu. Erdoğan’ın yıllardır dile getirdiği “Dünya 5’ten büyüktür” yaklaşımı, hem Bloomberg için kaleme aldığı yazıda hem de konuşmada yalnızca Türkiye’nin BM reformuna ilişkin bilinen tezinin tekrarı olarak değil, yeni iki kutuplu dünya ihtimaline karşı daha geniş bir siyasal çerçevenin parçası olarak ortaya çıktı. Çünkü dünyanın yeniden iki büyük güç merkezinin rekabet alanına dönüşmesi halinde, BM gibi kurumların karar alma mekanizmalarının daha da önemli hale geleceği açık. Eğer küresel sistemin en temel meselelerinde 190’dan fazla ülkenin iradesi, beş ülkenin veto yetkisiyle sınırlandırılabiliyorsa, iki büyük gücün rekabetinin diğer ülkelerin hareket alanını daha da daraltması ihtimali de güçlenecektir.

FİLİSTİN GÜVENDEYSE DÜNYA GÜVENDE

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasının başlangıcında BM’nin kuruluşuna ilişkin verdiği tarihsel referans bu nedenle önem taşıyordu. Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın savaşların ve insanlık trajedilerinin tekrarını önlemek, insan haklarını ve adaleti güvence altına almak amacıyla kurulduğunu hatırlatan Erdoğan, aradan geçen 81 yılı aşkın zamana rağmen bu iradenin tam anlamıyla hayata geçirilemediğine dikkat çekti. Bu eleştirinin merkezinde ise Güvenlik Konseyi’nin mevcut yapısı bulunuyordu. Erdoğan’a göre uluslararası sistemin güvenilirliği, güçlü ülkelerin çıkarları ile daha zayıf ülkelerin hakları arasında farklı hukuk standartlarının uygulanmasıyla değil, herkes için aynı kuralların geçerli olmasıyla mümkün olabilirdi. Gazze’de yaşanan soykırım da bu eleştirinin en somut örneği oldu. Erdoğan, Birleşmiş Milletler’e olan güvenin yeniden tesis edilmesinin, Gazze’de çocukların savaş uçakları ve İHA’lar yerine uçurtmaları görebildiği, Filistinlilerin güven içinde yaşayabildiği bir düzenin kurulmasına bağlı olduğunu ifade etti. Böylece Filistin meselesi, uluslararası sistemin işleyişinin sınandığı temel alanlardan biri olarak konumlandırıldı.

Burada dikkat çeken nokta, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Filistin meselesini BM reformu, uluslararası hukuk ve çok taraflılık tartışmasından ayrı ele almamasıydı. Filistin topraklarındaki İsrail işgali, uluslararası hukuk ancak güçlü devletler için değil, bütün devletler ve toplumlar için işletildiğinde gerçekçi bir çözüme ulaşabilir. “Yapanın yanına kâr kaldığı” ve cezasızlığın sıradanlaştığı bir uluslararası sistemin sürdürülebilir olamayacağını söyleyen Erdoğan, uluslararası düzenin temel sorunlarından birinin de kuralların uygulanmasındaki eşitsizlik olduğunu vurguladı.

YAPAY ZEKÂ KURGUSUNA KARŞI YÜKSELEN SES

Yapay zekâ başlığı ise konuşmanın geleceğe ilişkin en dikkat çekici bölümlerinden biriydi. Özellikle yapay zekâ alanında uluslararası bir düzenleme yapılmasına yönelik çağrı, bu alanda teknolojiyi ve şartları belirleme lüksünün yalnızca ABD ve Çin’e bırakılmamasına ilişkin net bir mesaj oluşturuyordu. World Wide Web’in hayatımıza girişi ve sosyal medya platformlarının ortaya çıkışı ile dünyayı tahakkümü altına alan Silikon Vadisi’nin yaşattığı toplumsal çalkantıdan alınan tecrübenin, daha yıkıcı etkileri olması beklenen yapay zekâya karşı şimdiden ön alan bir hamlenin öncü sesi yine Erdoğan’ın konuşmasında yükseldi.

Burada mesele yalnızca yapay zekânın doğurabileceği riskler değildi. Daha büyük mesele, geleceğin teknolojik düzenini kimin belirleyeceğiydi. Eğer yapay zekâ standartları, veri altyapıları, dijital platformlar ve teknolojik üretim kapasitesi birkaç büyük güç merkezinde yoğunlaşırsa, bugünün ekonomik ve siyasi bağımlılıklarına yeni bir teknolojik bağımlılık katmanı eklenecekti. Erdoğan’ın “tekno-kutuplaşma” ve “dijital hegemonya” uyarısı tam olarak bu ihtimale işaret ediyordu. Teknolojiye sahip olanlarla olmayanlar arasında yeni duvarların örülmemesi gerektiğini söylemesi, iki kutuplu dünya tartışmasını geleceğin dijital düzeniyle birleştiriyordu.

İklim değişikliği, gıda israfı ve gelir adaletsizliği de aynı bütünün parçalarıydı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dünyada bir tarafta büyük miktarlarda gıdanın israf edildiği, diğer tarafta milyonlarca insanın gıda güvencesinden yoksun kaldığına ilişkin vurgusu, uluslararası adalet kavramını ekonomik sistemin işleyişine kadar genişletiyordu. Aynı şekilde iklim değişikliği de yalnızca çevre politikalarının konusu değil, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki eşitsizliklerin bir parçası olarak ele alındı.

ÖZGÜN SESLERİN BİRLİKTELİĞİNE VURGU

Konuşmanın sosyal meseleler bölümünde ise İslam düşmanlığı, yabancı karşıtlığı, kültürel ırkçılık, aile ve çocukların korunması, dezenformasyon ve yapay zekâ üzerinden oluşabilecek yeni toplumsal tehditler gündeme getirildi. Bu başlıklar, Erdoğan’ın tarif ettiği uluslararası adalet anlayışının yalnızca devletler arasındaki ilişkilerle sınırlı olmadığını, bireylerin ve toplumların güvenliğini de kapsayan daha geniş bir anlayış olduğunu ortaya koyuyordu. Bütün bu başlıklar bir arada düşünüldüğünde Erdoğan’ın BM konuşmasının ana ekseni daha açık biçimde ortaya çıkıyor: Türkiye, dünyanın yeni bir ABD-Çin rekabetinin iki kutuplu alanına dönüşmesi yerine, farklı bölge ve ülkelerin kendi sözlerini söyleyebildiği, bölgesel inisiyatiflerin güç kazandığı ve uluslararası kurumların daha temsilî hale getirildiği bir düzen tartışmasını öne çıkarıyor. BM reformu bu yaklaşımın kurumsal ayağını, Filistin uluslararası hukukun sınandığı alanı, bölgesel diplomasi pratik ayağı, ekonomik bağlantısallık kalkınma ayağını, yapay zekâ ise geleceğe ilişkin teknolojik ayağını oluşturuyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasının sonunda yaptığı vurgu da bu çerçevenin özeti niteliğindeydi. Dünyanın önünde korku, çatışma ve içe kapanma ile adalet, dayanışma ve ortak irade arasında bir tercih bulunduğunu söyledi. Türkiye’nin ikinci yolu seçtiğini belirten Erdoğan’ın konuşması, bu anlamıyla yalnızca mevcut uluslararası sisteme yönelik bir eleştiri değil, aynı zamanda Türkiye’nin kendisini bu sistem tartışmasında nerede konumlandırdığına ilişkin bir çerçeve sundu.

CANAVARLAR ZAMANI’NA KARŞI PERSPEKTİF

21. yüzyılın ikinci çeyreğinde dünyanın karşı karşıya olduğu temel sorun belki de yalnızca yeni bir güç dağılımının ortaya çıkması değil, bu güç dağılımının hangi kurallarla yönetileceğidir. Yeni bir “iki kutupluluğun” ortaya çıkması ihtimali, diğer ülkelerin siyasi iradelerini ve hareket alanlarını yeniden tartışmaya açarken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM kürsüsünden verdiği mesaj bu tartışmanın dışında kalmamak gerektiği yönündeydi. “Dünya 5’ten büyüktür” sözü de bu nedenle yalnızca Güvenlik Konseyi’nin yapısına ilişkin bir itiraz değil; daha geniş anlamıyla dünyanın birkaç güç merkezinin kararlarına indirgenemeyeceği iddiasının ifadesiydi.

“Canavarlar Zamanı”nı engellemenin yolu da bu perspektiften bakıldığında yalnızca yeni güç merkezleri oluşturmak değil, güç merkezleri arasındaki rekabetin bütün dünyayı belirlemesini engelleyecek kurumları, bölgesel iş birliklerini ve ortak kuralları güçlendirmekten geçiyor. Erdoğan’ın konuşmasının farklı başlıklarını birbirine bağlayan temel düşünce de tam olarak burada ortaya çıkıyor.

KAPSAYICI VE PROAKTİF DİPLOMASİ ÇERÇEVESİ

Türkiye’nin 2026 yılı içinde üstlendiği bölgesel ve uluslararası sorumluluklar, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasının somut gerçeklere dayandığının en önemli göstergesidir. Özellikle Suriye özelinde hem Suudi Arabistan Katar gibi ülkelerle hem de ABD gibi bir süper güçle eş güdümlü olarak atılan adımlarda Türkiye'nin oynadığı yapıcı rol uluslararası sistemin geçtiği krizde bölgesel anlamda ortaya konabilecek inisiyatiflerin önemli ve belirleyici olabileceğini gösterdi. Türkiye sadece Suriye meselesinde değil temmuz ayında düzenlenen NATO liderler zirvesine yaptığı ev sahipliği ve NATO 3.0 stratejisinin hayata geçirilmesinde oynadığı rolle Batı ittifakı içinde ne denli kritik bir role sahip olduğunu da ispat etti. Bu çerçevede Kasım ayında düzenlenecek, kapsamı itibarıyla BM Zirvesi ile birlikte belki de en büyük uluslararası organizasyonlardan biri olan COP31'e ev sahipliği yapacak olması orta büyüklükteki bir güç olarak Türkiye'nin küresel rolünü gözler önüne serecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde çizilen bu kapsayıcı ve proaktif diplomasi çerçevesi, başka ülkeler tarafından da rol model alınabilecek bir yol haritası sunuyor.

Sonuç olarak, yeni dünya düzeninin nasıl şekilleneceği sorusu, yalnızca ABD ve Çin’in vereceği kararların konusu değildir. Uluslararası toplumun geri kalanının ne ölçüde ortak irade geliştirebileceği ve inisiyatif alabileceği de bu düzenin geleceğini belirleyecektir.


Almanya’nın ‘pişkin’ başbakanı
Düşünce Günlüğü
Almanya’nın ‘pişkin’ başbakanı
Türk dış politikasında MİT’in farklılaşan rolü
Düşünce Günlüğü
Türk dış politikasında MİT’in farklılaşan rolü

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026