Dünyanın en iyi fotoğrafçılarından Ara Güler'i "Nasıl bilirsiniz?" diye arkadaşlarına sorduk. İşte arkadaşlarının gözünden eski toprağın portresi: "Esprili, dünyayı evimize getiren sihirbaz, İstanbul tutkunu, gerçek dost."
Dünyanın en iyi yedi fotoğrafçısı arasında gösterilen ülkemizin medar-ı iftiharı Ara Güler, böbrek yetmezliğinden dolayı geçtiğimiz hafta yoğun bakımdaydı. Twitter'da ölüm haberi yayılan Güler, hasta yatağında çektirdiği fotoğrafla 'ben daha ölmedim' pozu vermişti. Sağlık durumu iyi olan Usta'yı sevenleri yalnız bırakmıyor. Yoğun bakımda olmasına rağmen sağlık durumu hakkında sırf bilgi almak için gelenler bile var. Ömrüne sayısız vefalı dost ve arkadaş sığdıran Ara Güler'i onlardan dinledik. Usta'ya acil şifalar diliyoruz.
"Ara beyle 1999 yılında iş ararken tanıştım. Hemen çalışmaya başladık. Ara beyle çalışmak bana çok şey öğretmiştir. Öğretmeyi çok sever. Fotoğrafı ondan öğrendim. Yurt içinde ve yurt dışında tüm çekimlere birlikte gideriz. Kendisi çok disiplinli olduğu için her zaman bana bir işi yaptığım zaman onu defalarca kontrol etmem gerektiğini söyler. Bir röportaja gittiğinde boynunda dört makine asılıdır. Hepsini de kullanır. Mesela; Magnum'a bir paket gidecek. On defa fotoğrafı âdetini kontrol ettirir. Kızsa bile çok tatlı kızar ve kızgınlığı çabuk geçer. Küsmek nedir bilmez. Bana hiçbir zaman patron gibi davranmadı. Baba, dost, arkadaş gibi davrandı. 20 gündür onunla hastanedeyiz. İlk günü kaçtı, hastanede durmak istemedi. 4 gün yoğun bakımda kaldı. Çok ağır bir hasta değildi. Şuanda durumu çok iyi. Pazartesi veya Salı günü çıkacağını düşünüyoruz. Hakkında yayılan ölüm haberini bilmiyor. Ölüm haberi o kadar yayılmış ki ben de cevap olsun diye onun fotoğrafını çekip koydum.'
'Ara Güler'le 1980'li yılların ortalarında tanıştık. Ülkemizin en önemli basın fotoğrafçılarından biridir. Ona göre fotoğrafçının ilk görevi yaşadığı çağı belgelemektir. Düşündüklerini açık açık söylemekten, düşüncelerini dile getirirken ağzını bozmaktan, kaba saba sözcükler kullanmaktan, hatta küfür etmekten çekinmez. Anılarını anlatırken, donanmamıza uzun yıllar hizmet eden 'Yavuz Zırhlısı'nın sökülüşünde bir belgesel çektiğini ve adını 'Kahramanın Sonu' koyduğunu, ama gösterime girmeden filmin elinden alındığından da bahsetti. Bundan dolayı hala kırgındı ve kendisine haksızlık yapıldığını düşünüyordu. Ben kendisine 'Usta, burada yaptığın konuşmalar zülfü-yare dokunabilir, biz bize değiliz, bizi dinleyenlerin senden şikayetçi olmasından çekinmiyor musun?' sorusunu yönelttim. Cevabı 'Ölmüş eşek kurttan korkar mı? oldu.'
'Yıllardır tanırım ama ilk kez nerede, nasıl görüştüğümüzü hatırlamıyorum. Görür görmez kişiliğinin gücünü hissettiğiniz insanlar vardır. Ara Güler de onlardan biridir işte. Üstelik onu daha yakından tanıdıkça hayranlığınız, sevginiz, saygınız artar. Sizi hiç hayal kırıklığına uğratmaz. Bu ülkeye ve bu hayata dayanabilmek için, koruma kalkanı olan mizaha sığınır ama maskenin ardında çok duyarlı bir kalp atar. Ara Güler'le tanışan herkesin bir anısı vardır elbette. Ama kendi anlattıkları daha da ilginç. Mesela büyük besteci Haçaturyan'la karanlıkta ve aralarında ortak bir dil olmadan saatlerce oturmaları. Masal gibi. Ara abinin hastalandığını çok uzaklardayken öğrendim, yoksa hemen hastaneye koşardım. Ara Güler eski topraktır, güçlüdür, inatçıdır, kolay pes etmez. Bu büyük insana acil şifalar diliyorum.'
'2003'den beridir tanıyorum. O dönemden bu zamana Ara bey ile çalışıyoruz. Ara bey insan ve dost olarak muhteşem biri. Esprilidir ancak bu anlayışını fotoğraf karelerine yansıtmaz. Fotoğrafa önem ve değer verir. Kendisini hiçbir zaman fotoğraf sanatçısı olarak anılmasını istememiştir. O bir foto muhabiridir. Fotoğrafın en iyisinin basılmasını ve yapılmasını hayal etti. Mesela İz dergisinin seçimlerine de buna çok değer verdi. İçinde insan olmayan, hayat olmayan fotoğrafları tamamen elerdi. Çünkü onun için önemli olan fotoğrafın insanı yansıtması. Fotoğraf yaşamalı. Onun için ustanın fotoğraflarında zaten hayat var. Çektiği birini yanınızdaymış gibi hissedersiniz.'
'Bazı dostluklar vardır ki, tarihini bilmezsiniz, sanki kendimi bildim bileli onunla dostuz. Çünkü Ara Güler gerçek bir dosttur, ben 'daima iyi sanatçı aynı zamanda iyi insandır' derim. Bu ilke Ara Güler için söylenmiştir belki. Onunla ne zaman tanıştığımı neden hatırlamıyorum. Çünkü onunla tanıştığınızın ilk dakikalarında dost olursunuz, protokolü yoktur. İnsan sıcaklığı denen kavramın ne olduğunu onunla konuşurken yaşarsınız. Dost sohbetlerinde de, işine dair sorularda da kendini övmez, aksine kendisiyle dalga geçer. Onu çok iyi bilirim. Sanatına, sanat sözüne kızabilir – bu kadar sevgiyle, tutkuyla bağlanmış az insan tanırım. İstanbul'un görsel tarihini o olmasaydı öğrenemezdik. Balıkçısından sanatçısına kadar geniş bir listesini unutmayalım. Bütün edebiyatçılarla, sanatçılarla dostluk kurmuştur. Bu objektifinden hiç kimseye nasip olmayacak bir etkililikte yansımıştır. Fotoğrafımı çekti. Sağlığını takip ediyorum ve acil şifalar diliyorum.'
'Ara Güler'le tanışıklığımız 1980'lı yıllara dayanır. Ama samimiyetimiz 2005'den itibaren başlar ve bu tarihten itibaren de hemen her gün görüşüyoruz. Ara Güler, bu ülkenin yetiştirdiği dünyanın gelmiş geçmiş en önemli 7 fotoğrafçısından biri olarak kabul edilir. Bu kadar büyük bir üne rağmen mütevazı bir şahsiyettir. Hiç kimseye karşı kırıcı bir davranış içinde olmamıştır. Kendisine yönelen talepleri elinden geldiğince mazeret göstermeden karşılamaya çalışır. Bir gün mahcup bir ifadeyle kendisine bir portremi çekmesini söylemiştim. 'Git herkesin ilgisini çekecek bir olay yap portreni çekeyim' demişti. Bir olay çıkartmadım ama bir portremi çekti. Ortada haberlik bir olay yok neden çektin diye sorduğumda esprili bir şekilde: 'artık mühim bir fotoğrafçısın' demişti. Sağlık durumuyla yakından ilgileniyoruz.'
'Ara Usta'yla 30 yıl önce tanıştım. Erdal İnönü'nün seçim gezisi sırasında. Tabii ki bende de bir makine vardı ve ben de Erdal Bey'in fotoğrafını çekiyordum onlarca muhabir gibi. Ve onun çektikleri afiş oldu. 1940'ların sonunda başladı fotoğrafa ve hala onun gibisi gelmedi. Anadolu'yu ve tabii ki dünyayı evimize taşıyan bir 20'nci yüzyıl sihirbazı. Ve bakın ki İstanbul'un şiiri yetersizdir, şarkısı romanı da. Ama Ara Güler sayesinde İstanbul'un fotoğrafı vardır. Geçen hafta hastanede ziyaret ettik onu Coşkun Aral'la. Yorgundu, birkaç operasyon geçirmiş yoğun bakımdan servis odasına geçmişti. Ama şakasını yapmadan durmuyordu tabii. Coşkun'la bana 'neler yapıyorsunuz?' diye sordu. Coşkun 'Amerika'ya gidiyorum' dedi. O yorgun haliyle Coşkun'a hınzırca bakıp dedi ki; 'Ne gidiyorsun lan Amerika'ya, Amerika sana gelsin!!!' Bence bu tür şakalar Ara Güler'i iyi anlatır. Ara Ağabey'e acil şifa diliyorum. '






