Nefsime imamlık yapıyorum

Kübra&Büşra
00:008/05/2011, الأحد
G: 6/05/2011, الجمعة
Yeni Şafak
Nefsime imamlık yapıyorum
Nefsime imamlık yapıyorum

Ömer Faruk Tekbilek İmam hatip mezunu, mevlevi kültürüyle kendini besleyen, Türkiye'de ve dünyada albümleri yüksek satış rakamlarına ulaşmış en önemli müzisyenlerden biri. O, yıllardır Amerika'da yaşıyor. Müziği bir çok farklı kültürde insana ulaşıyor. Kendini nasıl koruyor? Nefsini nasıl terbiye ediyor? İşte bir Ömer Faruk Tekbilek portresi...

Nasıl bir kültür ve inanç ortamında büyüdünüz?

İmam hatip lisesini bitiremeden altıncı sınıftan ayrıldım. İmam oldum ama hatip olamadım. Okulu bıraktım ama okumayı bırakmadım. Sonra müzisyen olmaya karar verdim.

Babanız müzisyen miydi?

Yok. Abilerim müzisyendi. Ben onlardan esinlenerek müziğe başladım. Ama babam inancı bütün bir insandı. İlk manevi eğitimimi ondan aldım.

İmam hatipte okumayı siz yoksa babanız mı istedi?

İmam hatipe yazdırma fikri babamdan çıkmıştı. Ticaret okuluna gitmeyi düşünüyordum. Babamla kayıt için okula doğru giderken, imam hatipin önünden geçiyorduk. Babam "oğlum seni imam hatipe yazdırayım mı?" dedi. Ben de kabul ettim. Okulda müdürümüzün ilk konuşmasını hatırlıyorum, "Türkiye'nin her tarafından geldiniz imam olmaya, dinimizi öğrenmeye ve insanlara öğretmeye geldiniz ama her şeyden evvel unutmayın ki nefsinize imam olacaksınız." demişti.

İmam hatip yıllarında müzik hayatınızda var mıydı?

Başlamıştım. İlk bağlama ve kaval çaldım.

'Ne' olacağınızı biliyor muydunuz?

Yok, o yıllarda farkında değildim. Çocuk olduğum için yargılamadan kabulleniyordum.

Babanız imam olmamanıza tepki gösterdi mi?

Hayır, babam benimle her zaman gurur duydu. Çünkü okulu bıraktım ama okumayı bırakmadım. İnsanların verdiği diploma beni o kadar ilgilendirmedi, ruhumun tatmin olmasını önemsedim. İlkokul dördüncü sınıfta kaval çalmaya başlamıştım. İlk müzik hocamla tanıştım beni evine davet etti. Kaval çaldığımı duyunca şaşırdı. Çünkü o dönemde kimse kaval çalmıyor, herkes bağlama meraklısıydı. Hem okula gidiyordum hem de müzikle ilgileniyordum. O içimdeki müzik aşkının Allah aşkına götürdüğünü fark ettim.

Müzik sizin için bir ritüel mi?

Tabii, benim için her an öyle. Tasavvuf ilmini tahsil edip daha çok içine girdikçe fark ettim ki bir tek günah ve bir tek sevap var. En büyük sevap heran onun huzurunda olduğumuzun farkında olmak…

Müziği kendinizi ispat aracı olarak kullandınız mı?

Hayır. Müziği hiçbir zaman bir şey ispat etmek için yapmadım. Sadece kendimle bütünleşme huzurunu, zihnimi boşaltıp duygularımla bir olmanın güzelliğini yaşadım.

Peki ne oldu da Amerika'ya yerleşme kararı aldınız?

Tesadüf oldu. Turneye çıktım. Turnede de eşimle tanıştım. Askere gittim orada yazıştık ardından birbirimize ait olduğumuzu anladık ve evlenmeye karar verdik.

Sadece evlilik yüzünden mi oradasınız?

Tabiî ki. Amerika'ya gidip oraya yerleşmem eşim nedeniyledir. Müzisyen olarak zaten karar vermiştim. Türkiye'den ayrılacaktım. İsveç'e gidecektik. Çünkü müzisyen olarak istediğimiz noktaya ulaşmıştık. Abimle 17 yaşında İstanbul'a taşındık. Stüdyo müzisyeni olarak dokuz yıl çalıştık.

İmam hatipli olmak kimileri için bir tabudur. Bunun eksisi veya artısı oldu mu size?

1967'de İstanbul'a geldim. İki sene sonra Ahmet Sezgin'le çalışmaya başladım. İmam hatipte öğrendiğim o temel geride kaldı ve ben hayatı yaşadım. Ama bir süre sonra bunalıma girdim.

Nasıl bir bunalım?

Rüyalarımda kıyametin koptuğunu, sorguya çekildiğimi gördüm. "Ne olacak dünya, bu muydu hayat?" demeye başladım. "Öğrendiklerimize ne oldu?" diye düşündüm. Sonra etrafımdaki insanlara sorular sormaya başladım. İmam hatipten aldığım bilgilerle kendi sorularıma cevabını kendim buldum.

Bu sorgulamalar sizi hangi noktaya götürdü?

Tekrar başladım. Peygamberimizi daha iyi öğrenebilmek için Arapça'mı ilerletmeye karar verdim. Sonra birçok kitap okumaya başladım. Günde bir zeytinle oruç tutum. Nefis muhasebesi oldu ve tekrar kaynağımı aramaya başladım.

Bu uyanışı yaşadığınızda kaç yaşınızdaydınız?

18 yaşlarındaydım.

Sonra ne oldu?

Sonra tekrar imam hatipe girmeye karar verdim. Müdürün odasına kayıt olmak için giderken öğretmenler odasının önünden geçiyordum, kapı bir açıldı; köfteci dükkânı gibi bir duman yayıldı etrafa. Baktım herkes sigara içiyor. "Bunlar mı bana Hz. Muhammedi öğretecek?" dedim ve eve döndüm. Araştırdım. "Fatih Cami'nin orada bir tekke var Arapça öğretiliyor" dediler. Bende oraya gittim ve Arapça öğrenmek istediğimi söyledim. Yolda karşılaştığım birisi bana "ne iş yapıyorsun" diye sordu. "Müzisyenim" dedim. "Oğlum müzik yapmak haramdır. Zamanında bir Evliyaullah varmış, def çalmayı çok severmiş bir gün çalarken kuşun biri ağaçta "Allah bize yetmedi mi?" ayetini okumuş bu onu duyunca kırmış defi bir daha da çalmamış" dedi. "Tamam bırakırım" dedim.

Bıraktınız mı?

Evet. Üç ay boyunca hiçbir şey çalmadım. Müzisyen arkadaşlarım "aklını mı kaçırdın" dediler. "Ben ne aradığımı biliyorum" dedim ve devam ettim. Aradan zaman geçti "müzik niye haram" diye düşünmeye başladım. İlk aklıma gelen "ameller niyetlere göredir" ayeti oldu. Tarihi inceledikçe müziğin safahatın bir parçası olduğunu öğrendim. İmamlarda aranan üç özellik vardır yaş, bilgi ve güzel ses. Yani makam… Müzik sadece enstruman çalmak değil. Geçmişte müzik farklı niyetlerle kullanıldığı için zamanın gereği olarak tamamen kaldırılmış ama bugün insanların şuuru açıldıkça bu maneviyatta tasavvuf yoluyla insanlar derinliğinin daha iyi farkına vardılar. Sonra tasavvuf ehli kudüm, bendir ve neyle tekrar başlamışlar.

Müziği neye göre ayırıyorsunuz?

Benim niyetim kimseyi eğlendirmek değil. Türkiye'de istediğim anlamda müzik yaptım. Ama yurt dışında dansı bir sanat olarak gördükleri için ve başka ortam olmadığından orada 6-7 yıl dansözlere de çaldım. Ama eğitim ortamındaydı ve seminerler oluyordu. Bizim bu kültürümüzü bale gibi öğretiyorlar. Hamile kadınlara dans öğretiyorlar. Gece kulüplerinde de çaldım.

Nasıl muhafaza ettiniz kendinizi?

İçimde kalarak.

Doğanız değişmedi mi?

Ben dışarıya hiç bakmadım hep kendimle uğraştım. Toplumu değiştirmek isteyen insanlar hep dış dünya ile uğraşırlar. Kendimizden başkasını değiştiremeyeceğimiz için, biz de topluma ait olduğumuz için, kendimizi değiştirirsek toplumu değiştirmiş oluruz. O yüzden insanların benim hakkımda ne düşündüğü benim için önemli değil.

İmam hatip okuduktan sonra hayatınıza müzik girmiş. İmamlık hayatınızın neresinde kaldı? Hiç imamlık yaptınız mı?

Hamdolsun yaptım. Amerika'da her Ramazan geldiğinde bayram problem olur. Çünkü Araplar bayramı birgün önce Türkler ise takvime göre bir gün sonra kutluyor. Oradaki imam aya göre gitmek istedi. Türkler de bayram namazı kılmak istiyordu. Benim yanıma geldiler. "İmam kıldırmıyor bize namaz kıldırır mısın?" diye sordular. Ben de "mesuliyet almam" dedim. Onlar da "mesuliyetin bize ait" dediler. "Tamam geleni reddetmek olmaz" deyip namazı kıldırdım. Ama tabii evimde çocuklarıma imamlık ediyorum.


KULLUĞUMUN İDRAKİNİ ARTTIR DİYE DUA EDİYORUM

Müziğinizi hangi felsefe üzerine inşa ettiniz?

Benim bir formatım var. Brian Keane ile beraber Kanuni'nin hayatını anlatan bir film müziği yaptık. Bu albümde ilahi temaları vardı. Ezan ve ilahiler okudum. Kanuni'nin ve Hürrem'in arasındaki aşkı anlatan romantik temalar vardı. Aslında üç aşkı birden anlatmış olduk. İlahi, beşeri ve hayata olan aşkımız. Bir de döndüncü öğe vardı. O da Brian Keane benim iki farklı kültürden gelen insanlar olarak bir sentez. Diğer albümlerimde de bu format vardır. Yabancı müzisyenlerle birlikte çalarım. Sahneye de aynı formatı taşıyorum. Önce ilahi okuyorum, sonra romantik parçalar çalıyorum. Daha sonra elime zurnayı alıyorum folklorik parçalar çalıyorum. En son yabancı bir müziyeni davet edip birlikte müziğimizin sentezini yapıyoruz.

En iyi reaksiyonu hangisinden alıyorsunuz?

İlahilerden. Özellikle Avrupa'da ilahiler çok etkili oluyor.

Söylediklerinizden yada yaptığınız müzik yüzünden hiç eleştirildiniz mi?

Bir eleştiri aldım sadece. Ben ilahiyi okuduktan sonra tutamıyorum içimde bittikten sonra "Elhamdürillahi rabbil alemin" diyorum. Buraya ilk geldiğim zamanlarda "niye öyle söylüyorsun? Muhafazakar olmayan insanlar seni muhafazakar zanneder" dediler. Sonra içimden söylemeye başladım. Ama rahat edemedim. Coşkumu insanlarda duysun istedim. Bazen kendimi tutamıyorum ağlıyorum. O yüce manevi duyguyu dile getirmek istiyorum. Beni hangi taraftan bilirlerse bilsinler önemli değil.

Brian Keane ile çalışmanız, dünyada tanınmanız sizde "çok başarılıyım" egosu oluşturdu mu?

Hiç bir zaman viritiözlük iddiasında olmadım. Evde nasıl çalışıyorsam sahnede de aynı kişiyim.

Siz sanatçılık egonuzla nasıl başa çıktınız? Nefsinizi nasıl terbiye ettiniz?

Ben çocukluğumdan beri manevi bir eğitimin içindeyim. Peygamber efendimizin dediği gibi " küçük savaş bitti büyük savaş başladı. Nefsimizle olan savaş. Ben Aslan burcuyum. Aslan burcunda liderlik özelliği vardır, general olmak ister. Askerde de şunu öğrendim; teskere alırken çok değerli bir generalimiz vardı. "teskereyi alıyorsunuz şimdi hür generalsiniz. Unutmayın ki hayat ta her an askersiniz" demişti.

"Hür general" oldunuz mu?

Evet. Kulüp'te çalışıyordum. Eğer o gün darbukacı yoksa onun yerine ben çılıyordum. Şarkıcı yoksa şarkıyı ben söylüyordum. "generalim, yönetirim"den ziyade "er"im, hizmetkarım. Nefsimi böyle terbiye ediyorum. Allah'a "kulluğumun idrakini attır" diye dua ediyorum. Hepimiz hayaliz. Allah Kendini bize yansıtıyor. Benlik çekil aradan kalsın yaradan.

Başladığınız noktan bu güne bakarsak neredesiniz?

Başladığım yerdeyim. Hala 12 yaşında bir çocuğum. Ama şuurum ve kulluk idrakim arttı. Hakkın kendini tezahür ettiğinin bilinci artıyor. Allah'a "sana yakınlığımı arttır" diyorum o yüzden. Şuanın huzuruna erdim. Şuandan başka birşey yok çünkü. Yıllarca fabrika'da çalışmayı kabullendim. "Yıkarız gönlümüzü şükretmenin suyu ile, geleceğe bakarız şimdinin huzuruyla" diye düşündüm.

Ömrünüzü nasıl geçiriyorsunuz?

Kaplumbağa gibiyim kendi kabuğumun içinde yaşıyorum. Bütün gün çalışıyorum. Bunun için çok dua ettim. Müziyen olarak hayalim sazlarımla bir arada olmaktı.Çok şükür artık öyle bir hayatım var. Sabah kalkıp iki saat nefes egzersizleri yapıyorum. Sonra piano çalıyorum. Darbuka, ud, bağlama egzersizlerinden sonra stüdyoma çıkıp onları kayıt altına alırım. Bütün günüm kendimle geçer.


DERVİŞLİĞE TALİBİM

Kaç yıldır Amerika'da yaşıyorsunuz?

34 sene oldu. 1995 senesine kadar fabrikada konfeksiyon işi yapıyordum. O zaman üç sene de bir geliyorduk. Prodüksiyon şirketiyle beş yıllık kontrat imzaladığım için işi bıraktım ve tamamen Amerika'ya yerleştim. 16 yıldır sadece müzisyen olarak hayatımı devam ettiriyorum. 2001 senesinde 50 yaşımda yıllar sonra ilk defa Türkiye'ye konser vermeye geldim.

Gurbet psikolojisi içine girdiniz mi hiç?

Hayır. Bana "Amerika'da nasıl yaşıyorsun" diye soruyorlar. Benim için mekan önemli değil çünkü içimde yaşıyorum. Dünya benim altımdan geçiyor ben hep olduğum yerdeyim. Ama tabiiki Amerika'ya gittiğimde kendi kültürümün farkına vardım. Ve bestelerimi de 25 yaşına kadar biriktirdiklerimden ortaya çıkardım. O yüzden ne yaşadıysam içimde yaşadım dış dünya beni ilgilendirmedi. Evde iki saatlik uykudan sonra çalışmalarıma devam ettim. 12 yıl sonra Brian Keane ile tanıştım. Hayatım değişti.

Peki hiç 'öteki insan' muamelesi gördünüz mü?

Bu tamamen bir önyargı. Türkiye'de insanların Amerika'ya bakışından kaynaklanıyor. Hiç bir zaman ikinci sınıf insan muamelesi görmedim. Aksine ben oraya gittiğim de "sakın kendinizi değiştirip başkaları gibi olmayın, orjinalliğinizi muhafaza edin" dediler. Sizin söylediğiniz insanın bireysel mesuliyeti ile alakalı. Vatandaş olarak bulunduğunuz ülkenin kaidelerine uyuyorsanız ve o insanlarla kaynaşabiliyorsanız iyisiniz. Hep çekimser "bana yanlış mı bıkıyor" gibi bir düşünceniz varsa o size negatif olarak geri dönüyor.

Siz onlara nasıl baktınız?

17 yıl fabrikada çalıştım. Orada İtalyan, Çinli, Yahudi, Ermeni her türlü milletten insan vardı. Ben hiç kimseyi dışlamadım. Her insanda sevecek bir taraf buldum. Hz. Mevlana'nın aşkını vermiş benim içime. Zenci, Ermeni, Kürt kime baktıysam orada hakkın yüzünü gördüm.

Mevlevi kültürünü benimsemek, dergahta bulunmak sizde nasıl tezahür etti?

Dergahta bulunmadım aslında. Ben feyzimi Akagündüz Kutbay'dan aldım. O da caz müziğine meraklıydı. O zaman bana bu nefesin sırrını anlattı.

Nedir o sır?

Nefesin farkına varmak ve neyi üflerken nefesi sonuna kadar bitirmek. Sırrın orada olduğunu anlattı bana. Bütün Nebiler, Peygamberler hepsi nefes ustalarıymış. Nefese hakim olan duygularına hakim olur. Bizi kontrol eden diyaframımız. "Nefesi sonuna kadar bitirmediğinde anlamazsın nefesinin ne kadar luzumsuz olduğunu." demişti. Az önce nefesime tazik girdi çünkü heyecanlandım. Halbuki kamil insanlar çok sakin konuşur. Hala kamilleşmediğimiz için heyecanlanıyoruz ve sesimizi kontrol edemiyoruz. Akagündüz diyor ki; "Neyi üflerler yarısında nefes alıp tekrar üflerler" yarıda durdukları için sesin gücünün farkına varmazsın. Halbuki nefesini sonuna kadar kullansa ses düşer ve ton değişir. İşte o değişen tondur kamıştan çıkan hakiki ses. Nefesimizi sonuna kadar kullandığımızda sesimizin kesildiği yerde insanlığımızın özüne varıyoruz. Nefes ile beraber hak ile buluşuyoruz. Dervişlik işte o.

Peki siz dervişliğe talip misiniz?

Ben hep kendimi derviş gibi hissettim.