Sanat filmlerini popüler/ticarî filmlerden ayırt edebilme kılavuzu

Ege Görgün
00:0016/02/2011, Çarşamba
G: 23/02/2011, Çarşamba
Yeni Şafak
Sanat filmlerini popüler/ticarî filmlerden ayırt e
Sanat filmlerini popüler/ticarî filmlerden ayırt e

Günün birinde karşınıza hem sinema yazarları, hem de köşe yazarlarının aynı düzeyde beğendiği bir film çıkarsa, işte o zaman son duanızı edin, çünkü zaten dünyanın sonu gelmiş demektir!

egomania@gmail.com

(Tersninja.com sinema sitesinden iktibas edilmiştir.)

Bir sinemasever olarak hobinize ilişkin ilgili en büyük korkunuz, doyasıya eğlenmek üzere gittiğiniz gösterinin bir
“sanat filmi”
çıkması mı?

Zaman ve para harcayacağınız yeni bir filmi seçebilmek için çok mu kafa patlatıyorsunuz?

Merak etmeyin, işte bir kez daha hı(n)zır gibi yetiştik imdadınıza…


“Sanat filmi-ticarî film”
adlı çetrefilli meselede bugüne kadar geçerli olan yerleşik görüş şöyleydi:

Bir
“popüler/ticarî film”
seyredeceksiniz size en yakın sinema salonuna, yok eğer
“sanat filmi”
seyredecekseniz de belli zamanlarda düzenlenen film festivallerine gidersiniz! Ancak, 2000'li yıllarda sektördeki bu geleneksel ayrımın gitgide değiştiğini gözlemliyoruz. Çünkü, artık her iki kategoriden filmlerin de her platformda karşımıza çıkması mümkün… Bu durumdan memnun olan sinemacılar da var, memnun olmayanlar da…

Seyirci cephesinde ise sıkıntı çok daha başka… Sinemaya kakara kikiri yapmaya gidip, daha yarısına bile gelmeden çıkacağınız sıkıcı bir gösteriye denk gelmek de var şimdiki yeni düzende; sanatsal değeri yüksek bir yapıt izlemeyi beklerken karşınızda gürültücü bir Hollywood curcunası bulmak da…


Anlayacağınız, gösterime sunulan hangi filmin
“popüler/ticarî sinema”
, hangisinin
“sanat sineması”
kategorisine daha uygun olduğunu ayırt edebilmek her zamankinden daha önemli bir işe dönüştü.

Dilerseniz, şimdi de elimizdeki yöntemlere şöyle bir göz atalım.


YÖNTEM 1:
“Bir film çok fazla izlenmiş/izlenmeye aday ve gişede de büyük bir başarı kazanmış/kazanmaya adaysa, o film bir popüler/ticarî sinema örneğidir.”

Bu yöntem, çoğu durumda bizi doğru sonuca götürüyor olsa bile, yine de tam anlamıyla güvenilir değildir. Neden derseniz, popüler olsun, büyük bir ticarî başarı kazansın diye çekilen bir filmin seyircinin ilgisine mazhar olamama ihtimâli her zaman için ihtimâl dahilindedir. Aynı şekilde, bir
“sanat filmi”
nin de -bu durum dev bir göktaşının dünyamıza çarpma ihtimâliyle aynı bile olsa- gişede iyi iş yapma ihtimâli vardır elbette!

YÖNTEM 2:
“Bir film, yapımı için resmî bir fondan destek almışsa, o bir sanat filmidir.”

Bunu söylerken, fonların sinema sanatını desteklemek için var olduğu prensibinden yola çıkıyoruz elbette… Fakat, geçen yıl,
İstanbul-2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı
'ndan fon alan bazı Türk filmleri bu yöntemin de öyle çok güvenilir olmadığını kanıtladı!

YÖNTEM 3:
“Bir film başından sonuna kadar çok sıkıcı bir şekilde akıp gidiyorsa, o bir sanat filmidir. Eğer ki seyrederken hiç sıkılmadıysak, aksine bol bol gülüp eğlendiysek o popüler bir filmdir.”

Bu yöntem şahsen benim de favorimdir ve en sağlam sonucu verir. Buna karşılık, eğer kalifiye bir sinemasever değilseniz, zaman zaman
“sanat filmleri”
ni
“popüler/ticarî filmler”
le karıştırmanıza da yol açabilir. Söz konusu yöntemin bir diğer yumuşak karnı da kesin sonucu ancak para verip bilet aldıktan, yani iş işten geçtikten sonra öğrenebilmenizdir.

YÖNTEM 4:
“Bir film, onu sinema yazarları beğendiyse sanat filmidir, yok eğer köşe yazarları beğendiyse popüler bir filmdir.”

Bu yöntemin de en temel açmazı, bütün sinema yazarlarını tek tipe indirgemesidir. Fakat, spesifik sinema yazarlarının görüşleri üstünden giderseniz, sevindirici sonuçlar almanız da pekâlâ mümkündür.

Köşe yazarlarına gelince,
“Onların tavsiyelerine uyacağınıza yazı-tura atın daha iyi”
derim. Her gün bir yazı yazmak zorunda olan hiç kimseye güvenmeyin!

Öte yandan, karşınıza her iki grubun da aynı düzeyde beğendiği bir film çıkarsa, o zaman son duanızı edin, çünkü zaten dünyanın sonu gelmiş demektir!


YÖNTEM 5:
“Bir film, festivallerin yarışmalı bölümlerinde gösteriliyorsa, o bir sanat filmidir.”

Eskiden biraz daha garantili sonuç veriyordu bu yöntem… Fakat, festivallerin sayısının artmasıyla birlikte, artık farklı türlerden pek çok filmin festivallerde yarışabildiğine tanık oluyoruz. Öte yandan, belki de doğru olan yarışma mantığı en baştan beri buydu. Geçen yıl
Antalya
ve
Malatya Film Festivalleri
'nin yarışmalı bölümlerinde gösterilen iki film,
Erhan Kozan
'ın
“Çakal”
ı ve
Murat Şeker
'in
“Çakallarla Dans”
ı iyi birer örnek teşkil ediyor aslında… Ne tesadüftür ki, benzer isimlere sahip bu iki film de geçen aralık ayının aynı haftasında gösterime girmişlerdi. İkisi de sinema kamuoyunun kanıksadığı türden birer
“sanat filmi”
değildi. Popüler filmlerin izlerini takip eden, ana akım sinemanın geleneklerini ve alışkanlıklarını kabullenen, sokak lisanını benimseyen, elit izleyiciden çok halkın beğenisini kazanan bu iki filmin festivallerden ödül almayacağı da daha en başından belliydi aslında. Ancak, daha
“ağır”
filmlerin arasında yarışmalarına cevaz verilerek, festivallerimizdeki köklü bir geleneği kırmış oldular ki bu bile başlıbaşına dikkate değer bir husus…

* * *

Murat Şeker (Yönetmen): “Bizim kazandırdığımız paralarla film yapıp, sonra da bizleri küçük görüyorlar!”

Murat Şeker
'in halen sinemalarda gösterimi süren son filmi
“Çakallarla Dans”
,
1'inci Malatya Uluslararası Film Festivali
'nin
“uluslararası yarışma”
bölümündeki adaylardan biriydi. Festival yarışmalarında görmeye alışık olduğumuz Türk filmlerinden değildi
“Çakallarla Dans”
, fakat belki de sırf bu yüzden salonu dolduran Malatyalılar gösteri boyunca çok eğlendiler ve ardından da aynı filmi
“Kemâl Sunal Halk Jürisi Ödülü”
ne lâyık gördüler.

Biz de ödül kazanan filmin yönetmeni Şeker'e, festivallerin sanat filmleriyle özdeşleştirilmesi hakkında ne düşündüğünü sorduk:

“Sözcüğe köken anlamı üzerinden bakacak olursak, festivaller zaten renkli ve şenlikli yerlerdir; en azından öyle olmak zorundadırlar. Bizde ise film festivalleri bütünüyle minimalist sinemanın hegemonyasına girmiş durumdalar…
Türk seyircileri olarak 'festival' denilince bizim aklımıza hep içe dönük ve sıkıcı filmler gelip geliyor. Oysa, dediğim gibi, sinema insanlara daima neşeli, coşku dolu bir ortamı çağrıştırır. Ben de filmlerimde sürekli olarak benzer bir coşkunun peşindeyim. O yüzden, bana göre son filmim 'Çakallarla Dans' da tam bir festival filmidir.
Buna karşılık, Türkiye'deki festival organizasyonlarında garip bir çeteleşme ve danışıklı dövüş var. Kimsenin seyretmediği filmler festivallerde çok iyi paralar kazanıyor, üstüne bir de devletten para alıyorlar. Üstelik o paranın geldiği fon yine bizim filmlerimizden sağlanıyor ve o para asla bize geri dönmüyor. Ben devletin film yapım işine karışmasını hiç doğru bulmuyorum. Mutlaka bir yardım söz konusu olacaksa, böyle bir yardım ilk filmini çeken genç yönetmenlere yapılmalıdır.”

* * *

Deniz Akhan (Sinema Yazarı / Tersninja.com): 'Ticarî filmler, festivallerin vitrinindeki öncelikli ürün değil, ilgiyi ve katılımı artırıcı birer destek unsuru olmalı'

Cevaplandırmamız gereken öncelikli soru şu:
Festivallerde yalnızca sanat filmleri mi yarışmalı?
Bana göre hayır… Buna doğrudan doğruya her festivalin kendi yapısı ve ruhu karar vermeli… Sözgelimi, dünyanın pek çok ülkesinde, bazıları son derece saygın bir konuma erişmiş durumda
korku
,
fantazi
ya da
bilim-kurgu
festivalleri var; bunlar konumuza iyi birer örnek oluşturuyor.
Bana göre asıl hata,
“sanat filmi”
ve
"popüler/ticarî film”
gibi çok katı ve kesin bir ayrıma gitmektir. Çünkü kimi zaman sanat filmlerinin de popüler bir kimlik kazandığına tanık oluyoruz. Yapılması gereken şey, popüler/ticarî filmleri bütün bütün bir kenara ayırmak değil, onlara festivallerde dozunda bir programlama çerçevesinde yer vermektir. Çünkü popüler/ticarî filmler zaten yaygın dağıtım kanalları sayesinde büyük kitlelere kolayca ulaşabiliyorlar. Minimalist filmler içinse festivaller neredeyse tek sığınak, en gösterişli vitrin… Bundan hareketle, popüler/ticarî filmler festivalin aslî iştigali alanında değil, festivale kitlesel ilgi ve katılımı arttırmak için doğru birer araç olarak kullanılmalıdır. Sözgelimi, popüler/ticarî olma potansiyeli yüksek bir filmin dünya galasının ilk kez bir festivalde yapılması, bu sayede de festivale medya ve seyirci ilgisinin arttırılması batıda sıklıkla başvurulan bir taktik… Böylesi buluşmalar her iki tarafa da önemli katkılar sağlıyor.

Eğer, yukarıda anılan türlerde spesifik bir konsepti yoksa, amacı sanat sinemasını yüceltmek olan bir festival, piyasanın dayattığı seçeneklerin dışına itilen, seyirciyle buluşmasının önüne türlü zorluklar ve engeller çıkartılan filmleri desteklemek amacıyla sanat filmlerine ağırlık verecek, böyle filmler çeken sinemacılara destek olmaya çalışacaktır. Bir başka festival de düzenlendiği coğrafyada halkın sinemaya olan ilgisini arttırmak amacıyla geniş kapsamlı bir kültürel faaliyet olarak düzenleniyorsa ya da asıl amacı düzenlendiği şehrin ismini duyurup medyada yer almaya çalışmaksa, o durumda seçkisinde popüler filmlere de yer verecektir. Bir diğer festival ise belli bir ideolojinin propagandasını yapmak istiyorsa, buna uygun filmleri tercih edecektir. Bence bunların hiç birinde herhangi bir anormallik yok.

Yani, bir kez daha en başa dönersek, festival dediğimiz etkinlikler, birbirine bütünüyle benzeş, yekpare ve değişmez bir içerik sunmazlar. Her festival, düzenleniş amacı ve ruhuna uygun olarak, içeriğine kendisi karar verir.