Türkiye"de sinema işletmeciliğinin yüz akı: AFM

00:0021/10/2006, Cumartesi
G: 27/08/2019, Salı
Ali Murat Güven

İki gün sonra, Ramazan''daki oruç maratonunu tamamlayıp sevdiklerimizle birlikte bu ruhsal ve bedensel disiplin sınavından alnımızın akıyla çıkmanın keyfini süreceğimiz bayram günleri başlıyor.Ülkemizde, özellikle genç kuşakların, bayram günlerinde gerçekleştirmekten en fazla zevk aldıkları aktivitelerden biri de “sinemaya gitmek”…O yüzdendir ki Türkiye''deki bütün film işletmecileri bayram günlerine öteden beri hep ayrıcalıklı bir önem vermişlerdir. Yaklaşan bayramda da bu gelenek bozulmadı ve

İki gün sonra, Ramazan''daki oruç maratonunu tamamlayıp sevdiklerimizle birlikte bu ruhsal ve bedensel disiplin sınavından alnımızın akıyla çıkmanın keyfini süreceğimiz bayram günleri başlıyor.

Ülkemizde, özellikle genç kuşakların, bayram günlerinde gerçekleştirmekten en fazla zevk aldıkları aktivitelerden biri de “sinemaya gitmek”…

O yüzdendir ki Türkiye''deki bütün film işletmecileri bayram günlerine öteden beri hep ayrıcalıklı bir önem vermişlerdir. Yaklaşan bayramda da bu gelenek bozulmadı ve sektörün bütün oyuncuları, yerlisiyle yabancısıyla ellerindeki en yeni, en nadide parçaları dünden itibaren özenle vitrinlere dizmeye başladılar.

Doğrusunu söylemek gerekirse, benim de içimden, bayramın hemen arefesinde -zaman zaman yapageldiğim türden- ortalığı katıp karıştıracak (!) ve adımın karşısına yeni düşmanlar ekleyecek, politik içerikli, “sert” bir sinema yazısı yazmak gelmiyor. O yüzden, sinemasever okurlarımı kaplayan bayram heyecanını da fırsat bilerek, bu vesileyle uzun süredir belleğimde sırasını bekleyen bir “tebrik ve takdir” yazısını kaleme almak istiyorum.

Bizim, milletçe çok kötü bir huyumuz vardır; güzel hizmetlere imza atanlara “iltifat etmeyi” ya da en azından “yeterince iltifat etmeyi” pek bilmeyiz. Eh, genetik kodları böyle biçimlenmiş bir ülkede bundan daha doğal bir şey de olamaz; çünkü burası torunlarını şımarmasınlar diye ancak uyuduktan sonra öpüp seven otoriter dedelerin ve babaların diyarı. Neme lâzım, işini hep iyi yapmaya çalışan, topluma yüksek kalitede hizmetler sunmayı alışkanlık hâline getirmiş kişi ya da kurumlara arada bir de olsa şöyle gönülden, ağız dolusu bir teşekkür edersek sırmalarımız falan dökülebilir, öyle değil mi?

İşte ben de bugün o sırmaların dökülmesine hiç aldırmaksızın, Türkiye''de sinema salonu işletmeciliğine çağ atlatmış olan çok başarılı bir şirketten, bu sütunlarda adlarını nicedir saygı ve takdirle anmak anmak istediğim AFM Grup''tan söz etmek istiyorum sizlere…

Aslında AFM''yi pek çoğunuz zaten gayet iyi tanıyorsunuz. Çünkü, bu şirketin işlettiği sinemalar, verdiği bilet parasının hakkını tam olarak almak isteyen her sinemasever için daha ilk ziyaretten itibaren bir alışkanlığa dönüşüyor. Halen, 15 tanesi İstanbul''un değişik ilçelerinde olmak üzere, Ankara, İzmir, Denizli, Trabzon, Bursa, Eskişehir, Antalya, Ordu, Isparta ve Çanakkale''de kurduğu toplam 27 çoklu sinema kompleksiyle ülkemiz sinemaseverlerine uluslararası kalite standartlarında (ki bana kalırsa pek çok Avrupa ülkesinden bile daha iyi) hizmet veren AFM''nin Türk sinema işletmeciliğine getirdiği yenilikler öylesine çok ki… Ta 1965''de Türkiye''de birden fazla salona sahip ilk sinemayı kuran bu şirket (Beyoğlu Fitaş ve Dünya), on salonlu ilk sinema (AFM Fitaş), ilk DTS dijital ses sistemi (AFM Mövenpick Maslak), alışveriş merkezlerinin bünyesinde kurulan ilk çok salonlu sinema (AFM Akmerkez Etiler), ilk arabalı sinema (AFM Tatilya Büyükçekmece), yatar koltuklu ve VIP standartlı ilk sinema (AFM Mayadrom Akatlar), aynı anda farklı dillerde ilk film gösterimi (AFM Uptown Etiler), İstanbul''da ilk üç boyutlu IMAX salonu (AFM Imax Maltepe) ve THX ses sistemlerinin ilk kullanımı (AFM Ümraniye), kısa sürede derleyebildiğim bu “ilk”lerden yalnızca bazıları…

Tabiî, bu arada, dünyaca ünlü İngiliz sinema dergisi “Film Journal”in, geçen temmuz ayında yaptığı bir araştırma sonucunda, AFM Uptown''ı “Avrupa''nın en güzel 15 sinemasından biri” seçtiğini de hemen hatırlatalım.

AFM''nin, her biri ayrı bir özenle tasarlanıp işletilmekte olan bu çoklu salonları arasında benim ayağımın en alışık olanı ise Mecidiyeköy Profilo Alışveriş Merkezi''nde bulunanlar… Kendimi ne zaman gerçeklerin acıtıcı dünyasından izole etmek ve bir kaç saatliğine de olsa sinemanın büyüsüne kapılıp gitmek istesem, kapağı derhal Profilo AFM''ye atıyorum. Gerçi Bakırköy-Carousel''dekiler de gayet hoş, ama uzunca bir süredir hiç sektirmeden her yeni filmi orada izlediğimden olsa gerek, benim favorim yine de Profilo''daki salonlar. Buradaki hizmet kalitesini tanımlayacak sözcük bulmak ise gerçekten zor. Kapıdan girmenizden itibaren sizleri içten bir nezaket ve güleryüzle karşılayan işinin ehli gencecik bir ekip; ses ve görüntü açısından istisnasız her salonda aynı kalitede projeksiyon sunan usta makinistler; çok güzel dekore edilmiş, her köşesi şıkır şıkır bir ortam… Benim gibi, İstanbul''da, eski moda bir işletmecilik anlayışını inatla sürdürmeye çalışan bazı salonlara fena hâlde kafayı takmış (özellikle de kendilerini hâlâ sinemacılıkta birer efsane sanan Beyoğlu Emek ve Çemberlitaş Şafak başta olmak üzere, kimi “kıdemli” salonlarındaki alaturkalıklara öteden beri acayip hastayım) biri olarak, burası resmen rahatça soluk alıp vermemi sağlıyor.

AFM bu personel işine o denli profesyonelce eğilmekte ki bünyesinde çalıştırdığı herkesin -tıpkı tek tip elbiseleri gibi- birer maaşı, hizmet içi eğitimleri ve sosyal güvenceleri var. Yani, bazı demode sinemaların müdürlerinin yaptığı üzere, düzenli bir maaştan ve SSK''dan yoksun bıraktığı personeline geçimlerini sağlayabilmeleri için “Yıkılın müşterinin üzerine” talimatını vermiyor! Benimle aynı jenerasyondan olup da bu kentte 70 ve 80''li yıllarda sıkça sinemaya gidip gelmiş olanlar, ne demek istediğimi hiç kuşkusuz ki gençlerden daha iyi anlayacaklardır. Bizler, cebinde “teşrifatçı”ya verecek bozuk parası olmadığında sinemada “dayak yeme” tehlikeleri atlatan bir kuşağız!

Bu “arkaik” işletmeci ve personel modeli şimdilerde büyük ölçüde azalmakta birlikte, değişime hâlâ inatla direnen bazı salonlar da yok değil. Kendi adıma söyleyeyim, ben de bu mantıkla işletilen sinemalara çok uzun yıllardır asla ve kat''a gitmiyorum.

Tabiî, diğerlerinde hâl böyle olunca, AFM salonlarının girişindeki “konuk kabul masası”nda biletinizi kestikten sonra sizi film izleyeceğiniz salona “İyi eğlenceler efendim” temennisiyle yönlendiren, sahip olduğunuz zekâ düzeyinin “salonda kendi kendinize yerinizi bulmanıza yeteceğini” bilen o güleryüzlü gençlere alışmak biraz zaman alıyor ister istemez. Ama bu “kalite”nin tadını bir kez aldıktan sonra da gözünüz artık kesinlikle başka sinema salonu görmüyor.

Son sözüm, özellikle, film beğenisini biçimlendirirken benim yazılarımı takip etmeye çalışan düzenli okurlarıma... Gündelik hayatınızda “kalite”yi mutlaka ödüllendirmelisiniz. Çünkü pek çok sinema işletmecisi, özellikle büyük kentlerin onca trafik keşmekeşi içinde ve yığınla masrafı göze alarak salonlarına gelen izleyicilerin birer “enayi” değil de “konuk” olduklarını ancak bu şekilde öğrenebilecektir. İzleyiciler olarak bizim görevimiz, sinemalarda bir tür sosyal yardımlaşma fonu oluşturarak yıllarca sigortasız ve kadrosuz olarak çalıştırılan asık suratlı, mutsuz ve asabî teşrifatçıların geçimlerini sağlamak değil. Aynı şekilde, dar koltuk aralarını, her tarafı sararmış beyazperdeleri, dakikalarca ayarlanamayan flû projeksiyonları ve kafa ütüleyen berbat bir ses düzenini de sineye çekmek zorunda değiliz. Tabiî, bu arada yüzlerce insanın biraraya geldiği her kapalı mekân gibi sinemalarda da suyu düzenli akan, tuvalet kâğıdı, sabunu, kâğıt el kurulama havlusu, el kurutma makinesi bulunan temiz -ve elbette ki belediye yönetmelikleri gereği ücretsiz- tuvaletler bulma hakkına sahibiz. Tıpkı, bir kutu meşrubatı dışarıdaki bayii fiyatından on kat daha pahalıya almaya tepki gösterme hakkımız olduğu gibi…

10-12 YTL tutarındaki bir sinema bileti, hem yasal açıdan, hem de çağdaş işletmecilik kuralları gereğince bu standart hizmetlerin hepsini aynı anda kapsayan bir giriş kartıdır.

İşte, ben de AFM''yi bu işi böyle -yani, olması gerektiği gibi- algılayıp yürüttüğü için çok seviyorum. İnsana yaraşır nitelikteki bu çağdaş düzenin kurulmasında emeği geçen herkesin ellerine sağlık.

Bayramda film izleyecekseniz, tercihiniz -eğer yaşadığınız kentte bir şubesi var ise- mutlaka AFM salonları olsun. İnanın, pişman olmayacaksınız.

Bütün gönül dostlarıma mutlu ve huzurlu bayramlar dilerim.

İlgilenenler için: